Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Soyu tükenenler



Toplam oy: 160
Jeffrey Moore // Çev. Algan Sezgintüredi
April Yayıncılık
Dünyayla uyum içinde yaşadıklarını sandığımız Kızılderililer dahil, hiçbir insan topluluğunun hayvan ölümleri söz konusuyken masum sayılamayacağını ortaya koyan Tükeniş Kulübü’nü, kendisiyle yüzleşsin diye insanlığa sunulmuş bir fırsat gibi görmek mümkün.

“Soykırım” kelimesinin gücünü ve muhatabını sorumluluk almaya zorlayan doğasını yadsıyan pek çıkmaz, fakat bu kavramı insan ırkı dışındaki canlılar için de kullananlarla nadiren karşılaşıyoruz. Oysa on bin yıl kadar önce Amerika kıtasındaki büyük memelilerin dörtte üçü yeryüzünden silindi. Bu toplu ölümlerin sebebi neydi peki? “Kanada dağlarından güneye inen ilk kabileler bir avcı cennetiyle karşı karşıya kalmışlardı: Ormanlarda yüz milyon civarı büyük memeli yaşıyordu. Hayvanlar insanları ve numaralarını bilmediklerinden ok ve mızraklara hazırlıksız yakalandılar. İnsanlar hayvanları sürülerle, binlerce, on binlerce öldürdü. (...) Antropologlar, temel dürtüler tatmin bulduğunda insanların boş vakitlerini eğlenceye, spora verdiklerini söyler. Bu ilk kabileler hayvanları sadece yemek ve giyecek için değil, eğlenmek için de öldürdüler. Hatta avlanmak erkekliğin sınanması ve kanıtlanması sayılmaya başladı.” Ve bu “ilkellik,” sadece ilkel kabilelere has değil maalesef; modern insan da atalarını asla aratmıyor, hatta boynuz kulağı feci bir rekorla geçiyor! Okuduklarınıza muhtemelen inanamayacaksınız ama deniz ineğinin soyu insanla tanışmasından sadece 27 yıl sonra, 1741’de tükendi. Bu bir soykırım değilse nedir?

 

 

Yukarıda alıntıladığım ansiklopedik bilgiler, vücutlarına dar gelen bir kafeste sıkıştırılıp safraları bir kateterle sağılan ayıların maruz kaldıkları vahşetin detayları dahil, daha nice bilgiyle birlikte Tükeniş Kulübü’nde yer alıyor. Dünyayla uyum içinde yaşadıklarını sandığımız Kızılderililer dahil, hiçbir topluluğun hayvan ölümleri söz konusuyken masum sayılamayacağını ortaya koyan Tükeniş Kulübü’nü, kendisiyle yüzleşsin diye insanlığa sunulmuş bir fırsat gibi görmek mümkün. Üstelik tek meziyeti bu da değil; çünkü Moore sıkı bir çalışma sonucunda derlediği bilgileri romanın akışını bozmadan sunmayı bilmiş. Biri günlükleriyle, diğeri gündelik konuşmaya yakın mizahi üslubuyla bize seslenen iki anlatıcı, konunun tarihi altyapısını ve bugün aldığı şekli sürükleyici bir olay örgüsünün ekseninde yazıya döküyor. (Çevirmen Algan Sezgintüredi’nin özellikle mizahi üslubu öne çıkan anlatıcıyı Türkçeye aktarırken barizleşen başarısını da vurgulamadan geçmeyelim.)


Türleri neredeyse tükenmiş iki anlatıcı

 

Uyuşturucu ve alkol batağında epey zaman geçirdikten sonra kendisini Kanada’da bulan Nile Nightingale ile 14 yaşındaki dâhi çocuk Céleste, hayvanları koruma güdüleri dolayısıyla avcıların hedefine yerleşen, başkalarının duyarsızlaştığı noktalardaki şaşırtıcı duyarlılıkları nedeniyle türleri neredeyse tükenmiş iki anlatıcısı mutlaka okunması gereken bu kitabın. Yazar Jeffrey Moore’un sözleriyle bitirelim: “Bu romanla ilgili araştırmalarıma verdiği destek nedeniyle Quebec Yaban Hayatı Dedektifliği Bürosu’nun başındaki Céleste Jonquères’e teşekkür etmek istiyorum. İstiyorum ama ne o ne de büro gerçek. Kim bilir belki bir gün, şansımız yaver giderse o ve onun gibiler olur.”

 

 


 

 

 

Görsel: Tolga Tarhan

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Hayali arkadaşlarınız olabilir. Onlarla tartışmaya da girebilirsiniz. Peki ya o hayali arkadaşlarınız dünya üzerinde şimdiye kadar kimsenin cevabını bulamadığı şeylerden bahsediyorsa ve siz daha on iki yaşındaysanız?

Doğrulara ilişkin söylenen ve yazılanlar er ya da geç seslerini duyuracak bir çatlak bulup insanlara yayılma fırsatı yakalar. Kimi zaman Sokrates’in yaptığı gibi sözle, diyalogla aktarılan sorgulayıcı düşünce yöntemi kimi zamansa kağıda dökülür, kitap olur.

“O gün Cosima edebiyat öğretmeninin on dersinde öğrendiğinden çok daha fazla şey öğrendi. Meşenin dişli yaprağını pırnalın mızraksı yaprağından, sığırkuyruğunun kokulu çiçeğini tarla sarmaşığının çiçeğinden ayırt etmeyi öğrendi.” Hayatı böyle öğrenir Cosima; birinin ona bir çiçeği tarif ederek öğretmesindense, o çiçeğe dokunarak öğrenmeyi tercih eder.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.