Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Süleyman'ın şifreleri



Toplam oy: 682
Selçuk Orhan
Doğan Kitap
Selçuk Orhan, Aranmayan Özellikler'de var olmayanın olmuş gibi gösterildiği ve hayali şeylerle ceplerin dolduğu bir ülkede, yakın geçmişin kalıntılarını yokluyor.

Usulsüzlüğün "usul", kuralsızlığın "kural" ve yolsuzluğun "yol" olduğu bir yerde hangi bozukluğu neresinden tutup düzeltebilirsiniz ki? Ha buna kalkışanlar yok mu? Elbette var. Fakat onlar zamanımızın "delileri" ya da "düzene ayak uyduramayanları."

 

"Homo şirketuslaşma" süreciyle beraber, hemen her şeyi dönüştüren "kazanç" ile perçinlenen söz konusu "düzen" hepimizi bir şekilde kuşatıyor. Pek ses de çıkarmıyoruz; işimize geldiği ya da çekindiğimiz için. Bu ikisi çoğu zaman birbirlerine karışıyor.

 

Meselenin öbür tarafında ise kendi boşluklarımızı doldurmanın yolu olarak işimizi ve kapaklandığımız masayı her ne olursa olsun kaptırmama var. Bunların karışımı korkunç bir kişiliksizliğe, sessizliğe ve herhangi bir biçimde o sessizliği bozana karşı safları sıklaştırıp saldırmaya yol açıyor. Ezikliğin ve tükenmişliğin daniskası yani.

 

Selçuk Orhan, Aranmayan Özellikler'de konunun bu iki ucundan da tutuyor. Var olmayanın olmuş gibi gösterildiği ve hayali şeylerle ceplerin dolduğu bir ülkede, yakın geçmişin kalıntılarını da yokluyor Orhan.

 

"ÖLÜM MÜTEAHHİTLİĞİ"

 

 

Finans danışmanı Faruk, çok uluslu bir enerji şirketindeki yolsuzluğu, hayali personel alımını araştırıyor. İlerledikçe mevzu derinleşiyor ve ilişki ağı çatallanıyor. Ama ondan önce Faruk'un şüpheci, birine kolay kolay inanmayan ve herkesin söylediğine, elindeki belgeler yüzünden dikkatle yaklaşan kişiliğiyle yüzleşiyoruz. Bu huyu, onu hemen her konunun üzerine (bazen saplantı derecesinde) gitmesine neden oluyor. İşte araştırdığı yolsuzluk da böyle bir dosya.

 

Faruk'un sürdürdüğü ve gelip Süleyman Kara ismine dayandığı araştırma sırasında, homo şirketusların yarı İngilizce yarı Türkçe dili de yüzümüze çarpıyor. Görüştüğü kişilerin kullandığı bu dil, aynı zamanda okuru soruşturmanın içine çeken bir unsur oluyor.

 

Girdaba kapıldıkça Süleyman Kara'nın kimliği de netleşiyor: Gittiği her yerde iz bırakan, "danışmanlık firması sahibi", evsizlere, kanserlilere, tinerci ve şizofrenlere sahte evrak düzenleyip iş bulan "hayırsever" abimiz. Bir nevi Ölü Canlar'ın Çiçikov'u.

 

Çiçikov Süleyman, aynı zamanda ölüsü para eden; kariyerli isimlerin geçmişini alıp adeta kendi seçtiği isimlere yapıştırarak onları da işlere yerleştiriyor. Yani "ölüm müteahhitliği" yapıyor. "Paranın, insan varlığının ölçüsü olduğu" bir zamanda ölüm müteahhitliğinin herhangi bir önemi var mı? Süleyman ile ona yardım ve yataklık edenler için durum tam anlamıyla bu.

 

NE KADAR PARA O KADAR MUTLULUK!

 

Faruk kiminle görüştüyse Süleyman'ın farklı bir yönünü anlatıyor, çok hoşlanmasalar da onun bir şekilde kendilerine ve yakınlarına yardım ettiğini düşünüyor. Elbette her iki taraf için de tuhaf ve maddi bir çıkar ilişkisi bu. Faruk ise hikâyeleri duydukça biraz daha afallıyor. Ama asıl, günlerdir aradığı Süleman'la tanışmasından sonra şaşırıyor.

 

Kendine "Tanrı" diyen, hayatı boyunca çok iş bağlamış, imparatorluğunu kurup huzura ermiş Süleyman, birbiri ardına kombineler çakınca Faruk aptallaşıyor. Aslında Süleyman'ın, Faruk'ta bir tür vicdana dönüştüğünü söylemek de mümkün; halının altına ittiği ne varsa hepsini teker teker ortalığa saçan, huzursuz edici bir vicdan. "Ne kadar para o kadar mutluluk" çağında, tükenişi de körükleyen bir muhasebe. Buradan bakınca Selçuk Orhan'ın romanı farklı anlamlara bürünerek bizi kuşatıyor. Fırsatını bulduğumuzda birer Süleyman olmaya hazır bizlere mesajları inceden döşüyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Hayali arkadaşlarınız olabilir. Onlarla tartışmaya da girebilirsiniz. Peki ya o hayali arkadaşlarınız dünya üzerinde şimdiye kadar kimsenin cevabını bulamadığı şeylerden bahsediyorsa ve siz daha on iki yaşındaysanız?

Doğrulara ilişkin söylenen ve yazılanlar er ya da geç seslerini duyuracak bir çatlak bulup insanlara yayılma fırsatı yakalar. Kimi zaman Sokrates’in yaptığı gibi sözle, diyalogla aktarılan sorgulayıcı düşünce yöntemi kimi zamansa kağıda dökülür, kitap olur.

“O gün Cosima edebiyat öğretmeninin on dersinde öğrendiğinden çok daha fazla şey öğrendi. Meşenin dişli yaprağını pırnalın mızraksı yaprağından, sığırkuyruğunun kokulu çiçeğini tarla sarmaşığının çiçeğinden ayırt etmeyi öğrendi.” Hayatı böyle öğrenir Cosima; birinin ona bir çiçeği tarif ederek öğretmesindense, o çiçeğe dokunarak öğrenmeyi tercih eder.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.