Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Uyurgezer yazarların çocukluk düşlerinden



Toplam oy: 881
Neil Gaiman, Jonathan Foer, Nick Hornby
İthaki Yayınları
Belki de o kadar da korkutucu olmayan başka şeyler: Kayıp bir ülke, sahipsiz cep telefonları, gökyüzünden gelen yaratıklar, Peru’da kaybolan ebeveynler, Lars Farf adlı bir adam ve tam olarak bitmemiş başka bir hikâye...

Şamatacı Suçlular ve Daha Fazlası... Neil Gaiman, Jonathan Safran Foer, Nick Hornby. Dünyaca ünlü 11 kurmaca ustasından akla zarar öyküler. Kitabı anlatmak için önce adını anmak şarttı bu sefer, zira adını görünce kitaptakileri birer cinayet öyküsü sanabilirsiniz. Oysa, bahsi geçen kalemlerin öyküleriyle birer şamata ortamı yarattığı gerçeğine bir yönlendirme. Suçlarına gelince, “Orası öyküden anlayıp anlamadığınıza göre değişir.” diyerek yuvarlayabiliriz. Ama şu bir gerçek ki, kitap, nelerle karşılaşacaklarınızın sinyalini daha önsözünden veriyor: “Bu kitap son derece tehlikeli şeylerle dolu. Bu, karakterler için kötü, okuyucular için ise iyi bir haber. Tehlikeli şeyler olmazsa, hikâyeler sıkıcı bir hal alır. Bunun anlamı onların ‘Okulda okumak zorunda bırakılacağınız şeylere,’ benzemesidir. Bu kitapta bazılarını sevip, bazılarını sevmeyeceğiniz birçok farklı hikâye var ve hiçbiri de sıkıcı değil.”

 

 

 

 

 

 

            (Görsel çalışma: Eleanor Taylor)

 

 

 

 

 

Sanki içlerindeki çocuk, uykusunda yürüyüşe çıkmış ve gece başına gelenleri yazarlarının kulağına fısıldamış gibi. Çocukluk korkularından, eğlencelerinden, algılarından fazlaca etkilenmiş öykülerde zaman zaman kendini pek belli etmeyen, çoğu zamansa en sağlamından bir tokat geçiriveren mesajlar bulunuyor. Şamatacı Suçlular ve Daha Fazlası, önsöz ve en sondaki bitmemiş olanı dahil on üç öyküden oluşuyor. Daha doğrusu önsözü, muhtemelen her bir paragrafı yazarlardan biri tarafından yazılmış “sıkıcılık” vaat eden bir öykü olarak nitelendirebiliriz; sondaki imzasız öykü de, yazı yazmaya meraklı okurlar için yarım bırakılmış.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nick Hornby’ın “Küçük Ülke”siyle başlıyor macera... Dünyanın en küçük ülkesinde yaşadığınızı öğrenseniz ne yapardınız? Üstelik bu en küçük ülkenin gerçekten ama gerçekten küçük olduğunu öğrenseniz? Abartısız, bir tarla boyutunda olduğunu. Hornby, her zamanki muzipliğiyle algıları altüst ederken mütemadiyen yüze bir gülümseme yerleştiren bir hikaye anlatıyor. Ardından George Saunders, “Lars Farf”la çıkıyor karşınıza: Ailesinin başına gelebilecekler yüzünden aşırı kaygılanıp neredeyse onları hapseden baba, sevginin kaybetme korkusuyla eşdeğer olduğunu keşfeden ve bununla başa çıkmaya çalışan bir kocayla. Ve “Canavar”! Kelly Link çocuk kampında bir bungalov veriyor, numarasını siz seçin: Canavarın yiyeceği mi? Arkadaş olacağı mı? Yoksa ta kendisi olan mı? Ve Jon Scieszka’nın “Her Biri Ayrı Satılır”la yaptığı muhteşem kapitalizm eleştirisi... Clement Freud’un ebeveynlerinin ve hatta tüm yetişkinlerin 'not kağıtlarıyla' yetiştirdiği Grimble’ın öyküsü... Neil Gaiman’dan insanın içini ısıran bir öykü, Güneşkuşu ve her şeyi yemeye kalkan tatminsiz insanoğlunun hikayesi...

 

 

 

Kısacası: “Şamatacı suçlular, dost canlısı olmayan su kabarcıkları ve ne hissettiğinize bağlı olarak, belki de o kadar da korkutucu olmayan başka şeyler: Kayıp bir ülke, sahipsiz cep telefonları, gökyüzünden gelen yaratıklar, Peru’da kaybolan ebeveynler, Lars Farf adlı bir adam ve tam olarak bitmemiş başka bir hikâye...”

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İstisna ve Kayboluyorsun romanlarıyla tanıdığımız Christian Jungersen, kariyerinin ilk romanı Çalılık’ta, yaşlı bir adamın inançlarına ve hayatında yaptığı seçimlere dair nefes kesici bir hikaye anlatıyor... Çalılık, iki erkek –Paul ve Eduard– arasında yaklaşık 70 yıl boyunca süren karmaşık ama yoğun bir ilişki etrafında kurgulanmış.

Sinema meraklıları hatırlayacaktır; 1984’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan, yönetmenliğini Wim Wenders’ın üstlendiği Paris, Texas filminin esin kaynağı, Sam Shepard’ın kaleme aldığı Motel Günlükleri’ydi.

Kütüphaneler ve okur-yazarlık üzerine düşünen, dört yıl boyunca Borges’e kitaplar okuyan, Ahmet Hamdi Tanpınar hayranı Alberto Manguel’i hepimiz biliyoruz; hatta bu ismi, 2015 yılında bir söyleşi için geldiği Boğaziçi Üniversitesi’nde dinleme şansı bile bulmuştuk.

1963 doğumlu İsviçreli yazar Peter Stamm, çağdaş Almanca edebiyatın başarılı isimlerinden. Romanları, tiyatro eserleri, radyo oyunları ile tanınıyor, pek çok ödülü var. Muhasebecilik ile başlayan hayatının yönünü –bir süre psikiyatri çalıştıktan sonra– edebiyata ve gazeteciliğe çevirmiş; edebiyatıyla günümüz meselelerini, insan ruhunun bugünlerde yaşadıklarını anlatmaya çalışıyor.

19. ve 20. yüzyıl başında yazılmış Türkçe klasik eserlerin Latin harflerine aktarılarak yayımlanması son zamanlarda hız kazanarak devam ediyor. Birçok yayınevi klasikleri gündeme taşımaya başladı. Bu eserlerin bugünün okuru için nasıl yayıma hazırlanacağı da yavaş yavaş bir tartışma konusu halini aldı.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.