Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Uyurgezer yazarların çocukluk düşlerinden



Toplam oy: 995
Neil Gaiman, Jonathan Foer, Nick Hornby
İthaki Yayınları
Belki de o kadar da korkutucu olmayan başka şeyler: Kayıp bir ülke, sahipsiz cep telefonları, gökyüzünden gelen yaratıklar, Peru’da kaybolan ebeveynler, Lars Farf adlı bir adam ve tam olarak bitmemiş başka bir hikâye...

Şamatacı Suçlular ve Daha Fazlası... Neil Gaiman, Jonathan Safran Foer, Nick Hornby. Dünyaca ünlü 11 kurmaca ustasından akla zarar öyküler. Kitabı anlatmak için önce adını anmak şarttı bu sefer, zira adını görünce kitaptakileri birer cinayet öyküsü sanabilirsiniz. Oysa, bahsi geçen kalemlerin öyküleriyle birer şamata ortamı yarattığı gerçeğine bir yönlendirme. Suçlarına gelince, “Orası öyküden anlayıp anlamadığınıza göre değişir.” diyerek yuvarlayabiliriz. Ama şu bir gerçek ki, kitap, nelerle karşılaşacaklarınızın sinyalini daha önsözünden veriyor: “Bu kitap son derece tehlikeli şeylerle dolu. Bu, karakterler için kötü, okuyucular için ise iyi bir haber. Tehlikeli şeyler olmazsa, hikâyeler sıkıcı bir hal alır. Bunun anlamı onların ‘Okulda okumak zorunda bırakılacağınız şeylere,’ benzemesidir. Bu kitapta bazılarını sevip, bazılarını sevmeyeceğiniz birçok farklı hikâye var ve hiçbiri de sıkıcı değil.”

 

 

 

 

 

 

            (Görsel çalışma: Eleanor Taylor)

 

 

 

 

 

Sanki içlerindeki çocuk, uykusunda yürüyüşe çıkmış ve gece başına gelenleri yazarlarının kulağına fısıldamış gibi. Çocukluk korkularından, eğlencelerinden, algılarından fazlaca etkilenmiş öykülerde zaman zaman kendini pek belli etmeyen, çoğu zamansa en sağlamından bir tokat geçiriveren mesajlar bulunuyor. Şamatacı Suçlular ve Daha Fazlası, önsöz ve en sondaki bitmemiş olanı dahil on üç öyküden oluşuyor. Daha doğrusu önsözü, muhtemelen her bir paragrafı yazarlardan biri tarafından yazılmış “sıkıcılık” vaat eden bir öykü olarak nitelendirebiliriz; sondaki imzasız öykü de, yazı yazmaya meraklı okurlar için yarım bırakılmış.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nick Hornby’ın “Küçük Ülke”siyle başlıyor macera... Dünyanın en küçük ülkesinde yaşadığınızı öğrenseniz ne yapardınız? Üstelik bu en küçük ülkenin gerçekten ama gerçekten küçük olduğunu öğrenseniz? Abartısız, bir tarla boyutunda olduğunu. Hornby, her zamanki muzipliğiyle algıları altüst ederken mütemadiyen yüze bir gülümseme yerleştiren bir hikaye anlatıyor. Ardından George Saunders, “Lars Farf”la çıkıyor karşınıza: Ailesinin başına gelebilecekler yüzünden aşırı kaygılanıp neredeyse onları hapseden baba, sevginin kaybetme korkusuyla eşdeğer olduğunu keşfeden ve bununla başa çıkmaya çalışan bir kocayla. Ve “Canavar”! Kelly Link çocuk kampında bir bungalov veriyor, numarasını siz seçin: Canavarın yiyeceği mi? Arkadaş olacağı mı? Yoksa ta kendisi olan mı? Ve Jon Scieszka’nın “Her Biri Ayrı Satılır”la yaptığı muhteşem kapitalizm eleştirisi... Clement Freud’un ebeveynlerinin ve hatta tüm yetişkinlerin 'not kağıtlarıyla' yetiştirdiği Grimble’ın öyküsü... Neil Gaiman’dan insanın içini ısıran bir öykü, Güneşkuşu ve her şeyi yemeye kalkan tatminsiz insanoğlunun hikayesi...

 

 

 

Kısacası: “Şamatacı suçlular, dost canlısı olmayan su kabarcıkları ve ne hissettiğinize bağlı olarak, belki de o kadar da korkutucu olmayan başka şeyler: Kayıp bir ülke, sahipsiz cep telefonları, gökyüzünden gelen yaratıklar, Peru’da kaybolan ebeveynler, Lars Farf adlı bir adam ve tam olarak bitmemiş başka bir hikâye...”

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.