Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Yaşadığımızın teyidi



Toplam oy: 836
Chuck Palahniuk
Ayrıntı Yayınları
Yazar ilk cümlede itiraf ediyor: “Bütün kitaplarım diğer insanlarla bağlantı kurmanın yolunu arayan yalnız bir insanla ilgili”.

Chuck Palahniuk'un deneme, röportaj, mektup gibi çeşitli düzyazı türlerini bir araya getirdiği yeni kitabı Kurgudan da Garip, “Bir hikâye anlatmak için edebiyatçı olmanıza gerek yok.” diyor. Tersine, Palahniuk'a göre tüm dünya hikaye anlatan insanlardan ibaret. Bu açıdan günah çıkarmak için kiliseye gitmekle, destek gruplarına katılmak arasında, ya da her hafta terapiye gitmek arasında bir fark yok. Herkesin ifşa etmek istediği, böbürlenmek istediği, affedilmek istediği, fark edilmek istediği en az bir hikâyesi var. Bu bir anlamda bir varoluş meselesi, yaşadığımızın teyidi. Hatta bir adım daha ileri gidip diyebiliriz ki çoğu zaman hayatı içinden bir hikaye çıkarmak adına yaşıyoruz. 90'lardan beri tanık olduğumuz, “Sizin hikâyeniz de kitap/film/haber olabilir.” vaadiyle, fikirlerimizi, deneyimlerimizi, hayatımızı paketlemek geçiyor aklımızdan. Hayatımızı kontrol edemiyoruz belki, ama anlattığınız hikayenin dizginleri elinizde.

 

 

 

 

 

 

 

Yazara göre aslında kişisel anlatıların büyük kısmı çekilen acılarla ilgili. En kestirme temalar katarsis, melodram ve hatıra. En çok tutan hikayeler acı çeken ama ayakta kalıp zafer kazanan insanlarınki oluyor. Ölmek ve yeniden doğmakla ilgili olanlar. Parçalanmayı, hayatta kalmayı ve tekrar başlamayı anlatanlar. Palahniuk “yıkıcılık” diyor buna. Biz insanlar durmadan bir dünya yaratıyoruz ve sonra da onu yıkıyoruz. Kaçınılmaz insan dinamizmi. Bir yandan her şeyi yerli yerine oturtmak istiyoruz, ev, iş, aile, arkadaşlar... Diğer yandan kervan yolda düzülür misali devinimi özlüyoruz. Güzel, yalıtılmış yuvalarımızı, kontrol edebileceğimiz, çatışma ve acıdan uzak çevremizi yok edip, tekrar daha büyük bir dünyanın parçası olmak istiyoruz.

 

 

 

Yeni bir eve taşınmak, yeni eşyalar seçmek, sağını solunu rötuşlamak zevk, ama ya epeyce oturmuş, yerleşmiş bir evde oturmaya devam etmek? Eski mi eski, ihtişamlı, tarihi bir yalıda yaşamak gibi, ilk başlarda eğlenceli olacağına şüphe yok; ama birkaç hafta sonra daimi bakım onarım hayatınızı yiyip bitirecek! Dövüş Kulübü'ndeki o mükemmel IKEA dairesinin yanıp kül olması sırf bu düzen bozuculuk yüzünden heyecan verici değil mi? İskambil kağıtlarından bir kale yaparken eğleniyoruz ama neticede onu öylece bırakmıyoruz, yıkıp yenisini yapıyoruz. Hep. Durmadan. İnsanı hayatta yıkıcılığa götüren kopamadığımız kaos hissi mi acaba? Sanki “Başlangıçta kaos vardı.” bilgisi bizi neredeyse döngüsel biçimde oraya geri çağırıyor.

 

 

 

 

 

(Görsel çalışma: Chris Piasnick)

 

 

 

 

 

Biraz hobi biraz ölümsüzlük isteği

 

 



“Keşfedilecek yeni yerler (ülke, deniz, uzay) olduğu sürece, uyumsuzların ve maceraperestlerin gidecek bir yeri olacaktır.” demiş Thomas Jefferson. İnsan hayatı sonlu elbette, ama sanki toplu dinamizmimiz ve yayılmacılık potansiyelimiz sonsuz. Gitmek istiyoruz, yaşamak istiyoruz, bilmek, öğrenmek, tecrübe etmek. Ama daha temel olarak soru soruyoruz, merak ediyoruz, ötesine geçmek istiyoruz. Özgür olduğumuzu ispatlamak için belki, kapıları açıyoruz, denizleri aşıyoruz, elmayı yiyoruz. “Ne zaman bir şeyin mümkün olduğunu görsek, o şeyi kaçınılmaz hale getiririz ve gerçekleştiririz,” diyor Palahniuk.

 

 

 

 

Kendimize zarar vereceğini, yasak olduğunu, her şeyi mahvedeceğini bilsek bile. Nedense daha çok yıkıcılıktan ve yaşadığını hissetmek için her şeyi denemeye hazır, sıkılmış, kötü çocuklardan bahsediyormuş gibi geliyor kulağa. Ama aslında olay basit. Yumurta yemeyen yeğenimin büyükçe bir dilim tiramisuyu bitirdikten sonra, “Bunda yumurta yok di mi?” diye sormasıyla aynı şey. Annem “Biraz var.” der demez ağzının tadı kaçıyor, “Uff keşke hiç söylemeseydin.” diyor. Doğru, onu üzmemek için söylemeyebilirdik gerçeği, peki o niçin soruyor? Cevap % 50 gibi yüksek bir ihtimalle üzücüyse, neden mutlu bir umursamazlık içinde yuvarlanıp gitmek yerine huzurumuzu riske ediyoruz?

 

 

 

Palahniuk'un freak show (ucube gösterisi) hissi veren, ama % 100 kurgu dışı karakterleri -“testis festivali”ne katılanlar, Amerikan güreşçileri, biçerdöver parçalayanlar, zevk için kendi şatolarını yapanlar, vücut geliştirme aşkına elli yumurta akı yiyenler, kendini roketle fırlatan adam- bu yüzden bir imza peşinde. Yaptıkları biraz hobi (eğlenceli vakit öldürme) biraz ölümsüzlük isteği. Başkalarının yapmadığı şeyleri yaparak görünür olmaya çalışıyorlar. Öte yandan bu sıra dışı ilgiler ve eylemler sayesinde başkalarıyla bağlılık ilişkisi geliştirmeyi ve yeni insanlarla tanışmayı da istiyorlar. Zaten yazar ilk cümlede itiraf ediyor: “Bütün kitaplarım diğer insanlarla bağlantı kurmanın yolunu arayan yalnız bir insanla ilgili”. Kurgudan da Garip akla hayale sığmayacak ilişkilenme biçimlerini anlatıyor. Ve yalnızlığı.

 

 

 

 

 

 

 

 

(Manşette kullanılan görsel buradan alınmıştır.)

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.