Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Yol Yakınken Kaçın Bu Kitaptan



Toplam oy: 14
Paul Celan, Ingeborg Bachmann
Turkuvaz Kitap

"Güzelim mektubun, sevgili mektubun, bir kez daha,
ve daha birçok kez beni sevindirecek mektubun –“sessizlik” olmasın."
Ingeborg Bachmann


İki şair, iki âşık şair, iki ayrı düşmüş âşık şairin mektupları nasıl okunur? Okunabilir mi? Mümkünse bu kitaptan kaçın. Alıp başınızı gidin. Ama dönüp dolaşıp gelecek ve acısıyla ahıyla, “her şey aynı, aşk da, para da, yayın dünyası da” diyerek, kendini mecbur kılan tuhaf bir hevesle okumaya devam edeceksiniz. Dönüp dönüp okuyacaksınız işte... Kendinize sayfalar koyacaksınız sonra. Günde on sayfa. Olmazsa günde üç mektup. Kendinizden korktuğunuz anda kapatın kitabı, sokağa çıkın, bir arkadaşınıza gidin, bir Türk kahvesi için. Hele de bir aşkı sonlamak zorunda olduğunuz bir dönemdeyseniz aman dikkat...

Aşk. Öyle benziyor ki iki şair yazışmasındaki aşk da diğer aşklara. Ayrılık acısının, yoğun özlemin neden olduğu hırçınlık. Kaçılamayan tutku yüzünden kendi merkezinden uzaklaşan bireyin telaşı, karmaşası, öfkesi. Karşısındakinin canını acıtma ihtiyacı... Acımasız bir ayrılık çünkü geçim derdinin, hayatta kalmanın üç temel ilkesinin peşinde hayat gailesinin acımasızlığı bu. Toplama kampında öldürülen bir anne babanın oğlu olarak travmalarıyla, şairliğin karmaşık durumları ve dışlanmışlığı yüklenen Paul Celan... bir acımasız geçmiş. Ingeborg Bachmann’ın mücadelesi ise zaten başlı başına bir meydan muharebesi gerektiren tutkulu aşka eklenmiş, ne çok engele, düşmana karşı... Bir acımasız şimdi içinden şöyle sesleniyor Bachmann: “Gelmeliydim oraya, sana bakmalı, seni çıkarıp almalıydım, seni öpmeli ve kayıp gitmemen için tutmalıydım. Günün birinde geleceğime ve seni geri getireceğime inan lütfen. Kocaman bir denizin açıklarına sürüklendiğini büyük bir korkuyla görüyorum, ama kendime bir gemi inşa edip seni kaybolduğun yerlerden geri getireceğim. Sen de bunun için biraz çaba harcamalı ve işimi zorlaştırmamalısın. Zaman ve pek çok şey bize karşı, ama zaman, kendisinin içinden kurtarmak istediklerimize zarar verememeli.” O dönemin sosyal ve ekonomik şartlarını düşünürsek erkekle kadın rollerin yer değiştirdiği bir ilişki bu... “Beni artık sevmediğini, beni yanına almayı artık düşünmediğini biliyorum, ama umut etmemek ve seninle birlikte geçireceğim hayat için bize belli bir maddi güvence sağlayacak, şurada ya da burada yeniden başlamayı mümkün kılacak bir temel oluşturabilmek umuduyla çalışmamak elimde değil.”  Ya da birkaç satır sonra... “Daha sağlam olmalıyım, senin için daha sağlam olmalıyım.”

Yazmak. Birkaç yerde soruyor Paul Celan: “Bu yazmanın anlamı ne, yazmayı yaşamak haline getirmiş olan kişinin anlamı ne? Hem...” Peki, bu “Hem...” ne? Aşkın tek başına yeterince sorun olan sorunları ve acımasız ayrılığın kıskacına bir de yazmak sorununu ekleyin. Bireysel iş, eylem, durum olan yazmakla, sosyal ilişki gerektiren yayın dünyası arasında bocalayan iki yazarın çilesini. Ayak oyunları. İftira. Çekememezlik. Yok sayma. Yol kesme. Kısaca yüksek egoların, birbiriyle çarpıştığı, bir karşı ego bulamayınca kendisiyle çatıştığı bir ortam, edebiyat çevresi-sanat dünyası. Hem Celan’in hem de kendisinin yaşadığı pek çok haksızlık hakkında görüşlerine zaman zaman mektuplarında yer veren Bachmann ilk kitabı hakkında çok az eleştiri yazısı yazılması üzerine, bizim zaman zaman uzunca tümceler kurduğumuz şeyi özetleyiveriyor: “Ama zaman şiirlerin lehine işler”. Şairin kendi şiirini yazmak yerine şiir çevirmesine ise şeytan dürtmesi diyor Celan. Paul Valéry’nin başyapıtlarından biri olan “Genç Kader İlahisi’ni” çevirirken şöyle bir dilekte bulunuyor. “510 dizeden 460’ını çevirdim, şeytan yardımcım olsun ilerletmeme, ya da yakın akrabalarından biri!” Yazar için, yazmak sürecinin etik değerleriyle para kazanmak ilişkisi ciddi bir sıkıntı olmuştur hep. Onlar için de geçim derdi çok büyük sorun. Para, kazanmayı pek bildikleri bir şey değil. Bir mektubunda Bachmann, uçak yolculuğu yapıp bu yolculuk hakkında bir gezi yazısı yazmasını doğru bulmayan Celan’e şöyle yanıt veriyor. “Bence zorlu ve karşılığında bir miktar para alınan bir çalışma, sadece ne yazmak istiyorsam onu yazacağım, kötü ya da önemsiz olabilir, ama bu yüzden kendimi terk etmeyeceğim, yanlış tanımayacağım.”

Kalp Zamanı, iki âşığın ve sonradan arkadaş olmaya çalışan iki ruhun edebi değer taşıyan mektuplarını içermiyor sadece. O dönemdeki edebiyat dünyasına da farklı bir yerden ışık tutuyor. Kitap ayrıca Celan ile Bachmann’ın hayatını paylaştığı Max Frisch’in ve Bachmann ile Celan’ın eşi Gisele arasındaki mektuplaşmalara yer veriyor. Bu dört insanı iletişime, bir tür ilişkiye zorlayan ise ortada somut bir şekilde duran o görünmez ama görünen, o yok edilmez şey, aşk. Ingeborg ile Paul’e ait olan.

Paul Celan 1970 yılında Paris’te kendini Seine nehrinin sularına bıraktı. Ingeborg 1973’te evinde çıkan yangında aldığı yaralarla hayata gözlerini yumdu. Su ve ateşte söndüler. Birbirlerini doya doya yakıp, kana kana söndüremeseler de...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca,  Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun