Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Zamansız tarih



Toplam oy: 594
Meriç Eryürek
Epsilon Yayınları
Tarumarname tarih ile mitolojinin, dini inançlar ile karanlık büyülerin bir bilgisayar oyunu tadında harmanlandığı bir roman.

Tarumarname, Meriç Eryürek’in ilk romanı. Ancak öğrendiğimiz kadarıyla Eryürek’in edebiyatla ilişkisi yeni değil; gençlik yıllarında hikayeler yazmış, Milliyet Genç Yazarlar Hikaye Ödülü’nü kazanmış. Sonrasında yazıyla ilişkisini medya sektöründe sürdürmüş. Bu yıllarda yazıp da yayımlamadığı, hatta imha ettiği söylenen bir romanı daha var. Biyografisinin sonundaki, “Yazar boş zamanlarında tarih, din ve gizil bilim araştırmaları yapıyor, konsol ve MMO oyunları oynamayı seviyor.” notunun önemini ise romanı okuduğunuzda anlayacaksınız. Çünkü Tarumarname tarihle mitolojinin, dini inançlarla karanlık büyülerin bir bilgisayar oyunu tadında harmanlandığı, hayal dünyası ve coğrafyası geniş, hareketli, şenlikli, oyuncaklı ve eğlenceli bir roman.

 



Otuz iki kısım, tekmili birden…

 

 

 

19. yüzyılın sonlarındayız. Tevfik Efendi boğma rakı ve şarap imalatıyla iştigal eden bir Arnavut sülalesinin; Kıyam Bey de çeyizlik kumaş ticaretiyle geçinen Üsküplü bir ailenin son fertleri. Balkan Göçü zamanı İstanbul’a doğru aynı vagonda yolculuk eden bu iki ailenin oğullarınn arkadaşlığı kundakta başlamış, veletliklerinde mahalle mektebinde ve talebeliklerinde Paris sokaklarında devam etmiş, İstanbul’a dönüp geldikerinde –arızalı da olsa– sürüp gitmiş. Arızaların nedeni Tevfik Efendi’nin akıllara zarar muziplik ve muzırlıkları… Ama Kıyam Bey için felaketlerin en büyüğü evrenin kadim sırlarını çözmeye soyunmuş Tevfik Efendi’nin okültizm tutkusu olacaktır. Kendini karanlık sanatların ve okültizmin en büyük üstadı ilan etmekle kalmayıp başkalarını da inandırmayı başaran, üstelik her milletten bir dolu mürit edinen Tevfik Efendi bu kez Mısır kraliçesi Amen-Ra’nın sırlarının peşine düşecek, başlarına gelmedik felaket kalmayacak, yolu onlarla kesişen her varlık bu felaketlerden nasibini alacaktır… Hikayenin aksiyonu, patırtısı, gürültüsü say say bitmez: havaya uçan tren vagonları, yerle yeksan olan Mısır piramitleri, batan istimbotlar (elbette Titanik), roket yapılmak için dinamitlenen Galata Kulesi, ses kudretiyle zindanları yıkan bir düzengah…

 

 

 

 

(Görsel çalışma: Puddy Dunne)

 

 

 

 

Tarumarname boyunca, Tevfik Efendi ile Kıyam Bey’in kadim sırları keşif seyahatlerinde yollarına çıkan kurmaca-gerçek pek çok kişi ve kuruluşla karşılaşacaksınız: Dört bin küsur senedir firavuniyyelerinin kayıp mumyasını arayan karanlık Seth Teşkilatı, çöl emanetlerini korumakla görevli Tuareg’ler, sopalı zabitler, hançerli suikastçiler, piştovlu haydutlar… Evrende seyahatin sırrını bulmaya çalışırken elektriğe kapılan Tesla ve Edison, duran taşların ve yavaş atların sırrını keşfeden fizik alimi Al Harazmi, elektrizma deneyinde tahta bacağı tutuşup paluze olan tiyatora nazendesi Sarah Bernhardt, Napoléon’la karşılıklı satranç oynayan bir yeniçeri heykeli, Sfenks’ten canını zor kurtaran Churchill, şişelere hayatın sırrını depolamaya çalışırken çarpılan sahte Benjamin Franklin ve bütün oyunları kuran, kağıtları dağıtan karanlık bir el; Osmanlı tahtına göz diken hain şehzade Nasreddin Mehmet Efendi. Bu hengame yetmezmiş gibi, Solange isimli soylu bir Fransız kadına duyduğu aşkla da kavrulacak Kıyam Bey. Sona geldiğinde düğüm çözülecek, Kıyam Bey, başına gelenlerin asırlardır süren bir entrikanın hamleleri olduğunu, Tevfik Efendi’yi şah, kendini piyon zannettiği bu satranç oyununda aslında düpedüz şahbaz olduğunu, geç de olsa anlayacak… 

 

 

 

 

“Tefrika nakletmenin ilmi vardır”

 

 

 

Yukarıdaki karmaşa, Tarumarname hakkında sanırım bir fikir vermiştir. Eryürek, tarihe mizahla yaklaşıyor; anlattıklarının kurmacalığını baştan ilan etmiş. Romanda tarihsel gerçekleri, karanlıkta kalmış sırları aydınlattığını ilan eden; birçok anakronik hata barındırmasına rağmen romanının tarihsel anlatı gibi alımlanmasını talep eden yazarlardan farklı bir tarz onunkisi. Hatta o türden romanların parodisi bile denebilir. Ağırbaşlı görünümün ardına gizlemiş mizahını. Anlatısını doğrulayacak bir dolu dipnot vermiş. Ama dipnotlara baktığınızda gülümsemekten kendinizi alamayacaksınız.

 

 

 

 

(Görsel çalışma: Roy Lichtenstein)

 

 

 

 

 

Eryürek’in günümüz popüler tarihi romanlarına eleştirisi, Tarumarname’nin satır aralarında da sürmüş: “Eli kalem tutan her pestenkerane tefrikacı halihazırda zaten Mevlana ve Şems-i Tebrizi hakkında kitap kaleme alıyor, mecidiyeleri cebe indirip sosyete salonlarında ahkam kesiyordu. Kıymetli üstad Tevfik Efendi’nin de bu modaya tüy dikmesi muhakkak lazımdı, elbette, elbette...” Ancak romanı sadece taşlama ve parodiye indirgemek haksızlık olur. Başlangıcından sonuna mizahla yüklü olmasına rağmen insani tutkulara, batılla bilim, Doğu’yla Batı arasında sıkışmış Tanzimat aydınına, Batı’nın yağmacılığına, şeyhliğe ve müritliğe, nihayetinde edebiyata dair pek çok saptama ve eleştiri barındırıyor.

 

 

 

 

Romanın kurgusal mantığını da roman içinde Şehzade Mehmet Efendi’nin ağzından açıklamış Eryürek: “[T]efrika sanatının bir ilmi mevcuttur. Bu tefrika bir büyüktür ki, baştan sona anlatılması namümkün, bir baştan, bir sondan, bir ortadan anlatılması vaciptir. (…) Hadise dediğin, yazarın muhayyilesinde uçuşan kurdeladır. Velev ki ehil el o kurdelanın ucunu ötekilere hünerle düğümler, kurdelalar dizilip tefrika olur. (…) Muhtevasına dair bilgi verilmeden dinlersen, akıl bulamazsın. Girizgahın hüneri odur. Bilgi nakleder ki, duyan dinlediğinden akıl alsın. (…) Maharet, kırıntıları mahir okuyucu görsün, lakin derbeder okuyucu kırıntı aramayı aklına getirmesin emeliyle kaleme almaktır. (…) En ala hikaye, muhtevası karışık olandır. Bir şerbetten bir tad alırsın. Çok şerbeti harman edersen hem harmanın, hem sevdiğin şerbetin tadını ayrı alırsın. Ala tefrika da öyledir. Bir tadı tam vermez de, harmanın lezzetine varmayı içenden bekler. O sebebledir ki bir aklın bir lafla yazdığını, bin akıl bin lafla nakleder.” Eryürek’in uzun ve karmaşık tefrikası Tarumarname işte bu kurallarla yazılmış. Ancak tefrikaya güzelliğini veren asıl etken yazarın kullandığı dil. İhsan Oktay Anar romanlarını hatırlatan, Osmanlıcayı andıran ama tamamiyle kendine özgü bir dille yan hikayelerde kimi zaman ‘balon’ yapan yerlerin üzerini örtmeyi başarıyor.

 

 

 

Tarumarname özellikle bir ilk roman olarak çok başarılı. Ancak Eryürek daha iyisini yazma potansiyeli olan bir yazar.

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder


ömer türkeş bir romanı övdüyse kesin kötüdür. okumam.

54%
46%

Yeni bir İhsan Oktay Anar mı acaba?İnşallah değildir. Her memlekete bir ihsan yeter.

54%
46%

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bazı kitapların ilk sayfasını okumaya başladığınızda, yazarı daha önceden tanımıyorsanız eğer, ilk cümleler okuma motivasyonunuzu etkiler. “Eyvah klişe bir roman okuyacağım” ile “hayır, başka türlü bir metin karşımdaki” arasında kalırsınız. Bahar Feyzan’ın kitabının ilk sayfası, ne yalan söyleyeyim, beni biraz ürkütmedi değil.

İlk okuduğum aşk mektupları annemle babama aitti. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum; sanırım ortaokula gidiyordum. Üzerinde ayçiçek motifleri olan yaldızlı büyük bir çikolata kutusunun içinde yer alan ve salondaki vitrinin en üstünde saklanan aşk mektupları… Bolca özlem, tutku, sevgi içeren…

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Hayali arkadaşlarınız olabilir. Onlarla tartışmaya da girebilirsiniz. Peki ya o hayali arkadaşlarınız dünya üzerinde şimdiye kadar kimsenin cevabını bulamadığı şeylerden bahsediyorsa ve siz daha on iki yaşındaysanız?

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.