Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Zihnin arafının peşinde



Toplam oy: 302
Federico Axat // Çev. Mehmet Gürsel
Domingo Yayınevi
İyi Adam’da her şey, bir intihar sahnesiyle başlıyor. Sonun başlangıcı olarak da kabul edilen intiharla, daha ilk bölümden bir belanın eşiğinde olduğunuzu hissediyorsunuz.

Kendinizden emin olarak aldığınız hayati bir kararın eşiğinde, sizi o kararı almaya iten geçmişinizin bambaşka bir gerçekliğe sahip olduğunu öğrendiğinizi düşünün. Üstelik bu gerçekliği bir türlü aslına ulaştıramıyorsunuz, çünkü bilinciniz, size oynadığı oyunlarla onu sürekli değiştiriyor... Hâlâ aynı kararı alır mıydınız?

Federico Axat’ın Türkçeye çevrilen ilk kitabı İyi Adam’da her şey, bir intihar sahnesiyle başlıyor. Sonun başlangıcı olarak da kabul edilen intiharla, daha ilk bölümden bir belanın eşiğinde olduğunuzu hissediyorsunuz. Hikaye boyunca başkarakter Ted’in tüm meraklarını en az onun kadar okuyucuya hissettiren Axat, geçmişe dönüşlerle, o sona neden gelindiğini, o sona gelirken hangi yollardan geçildiğini ters köşe yaparak anlatıyor. Düğüm düğüm karışan, her karışan düğümün ardından gelen hiç beklenmedik çözümlemelerle hikaye de farklı bir yönlere sapıyor. Ve bu serüvende okuyucu da en az Ted kadar kafa yürütmeye teşvik ediliyor. Çünkü Axat, doğru parçanın hangi taşın altında olduğuna dair ipuçlarını verse de, o ipuçlarından bir neden-sonuç ilişkisi çıkarımı yapılmasına zekice engel oluyor ve bunu yaparken de sizi, tıpkı Ted gibi bir karışıklığın içine sürüklüyor. “Doğru nedir” gibi sorular irdelenirken, bir dedektif misali izlerin peşine düşülerek hikayede bütünlük yaratılmaya çalışılıyor.

 

Her durumun arafı, mevcut durumun en kötü halinden bile daha kötü kabul edilir. Edebiyatta, sağlıklı olmak ile deli olmak arasındaki o ince çizgiye “methiyeler” düzüldüğüne rastgelmiş olsak dahi, gerçekte bilinç ile bilinçsizlik arasında gidip gelmek pek de övülecek bir şey olmasa gerek! Çünkü belirsizlik, bilincin karşısına çıkan belki de en korkunç durum olarak ünlenmiştir. İyi Adam’da da arafların üzerine giderek yaşamaya, gerçekliğe, bilinçlilik haline tutunmaya çalışan bir karakterle karşı karşıya kalıyoruz. Üstelik tüm yan karakterler de en az başkarakter kadar önemli. Çünkü onu var eden, onun şimdisini yaratan, hiç önemsiz görünen detaylarda saklanmış unsurlarla, nereden geleceği belli olmayacak şekilde ortaya çıkabiliyor. Başkarakterin erişemediği noktalara yan karakterler erişip ihtiyaç duyulan parçayı bularak tamamlayabiliyor. Anların içerisinde kendine yer bulan fakat pek de üzerine düşülmeyen ufak bir ayrıntı, bir anda tüm gidişatı şekillendirecek bir öğe haline gelebiliyor. Tıpkı satranç gibi, sonraki hamleyi öngörmeyi gerektiren olaylar zincirinde, Stefan Zweig’ın Satranç’ında da işlenen takıntılı ve paranoyak ruh haline atıfta bulunuluyor. Yapılan her hamle bir sonrakinin temelini hazırlarken, hikayeye eklenen ve çıkarılanlar da gerçekliğe şekil vermeye başlıyor ve bazen çoktan bittiği düşünülen bir hikaye, tam da o an yön değiştirerek başka bir başlangıca evrilebiliyor.


Arjantinli yazar Federico Axat’ın “İngiliz Polisiye Yazarları: Ian Fleming Çelik Hançer Ödülü” adaylığı da bulunan İyi Adam’ı 34 dile çevrilmiş; yakında beyazperdeye de aktarılacakmış...

 

 


 

 

Görsel: Murat Miroğlu

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.