Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Zihnin arafının peşinde


Şahane
Toplam oy: 353
Federico Axat // Çev. Mehmet Gürsel
Domingo Yayınevi
İyi Adam’da her şey, bir intihar sahnesiyle başlıyor. Sonun başlangıcı olarak da kabul edilen intiharla, daha ilk bölümden bir belanın eşiğinde olduğunuzu hissediyorsunuz.

Kendinizden emin olarak aldığınız hayati bir kararın eşiğinde, sizi o kararı almaya iten geçmişinizin bambaşka bir gerçekliğe sahip olduğunu öğrendiğinizi düşünün. Üstelik bu gerçekliği bir türlü aslına ulaştıramıyorsunuz, çünkü bilinciniz, size oynadığı oyunlarla onu sürekli değiştiriyor... Hâlâ aynı kararı alır mıydınız?

Federico Axat’ın Türkçeye çevrilen ilk kitabı İyi Adam’da her şey, bir intihar sahnesiyle başlıyor. Sonun başlangıcı olarak da kabul edilen intiharla, daha ilk bölümden bir belanın eşiğinde olduğunuzu hissediyorsunuz. Hikaye boyunca başkarakter Ted’in tüm meraklarını en az onun kadar okuyucuya hissettiren Axat, geçmişe dönüşlerle, o sona neden gelindiğini, o sona gelirken hangi yollardan geçildiğini ters köşe yaparak anlatıyor. Düğüm düğüm karışan, her karışan düğümün ardından gelen hiç beklenmedik çözümlemelerle hikaye de farklı bir yönlere sapıyor. Ve bu serüvende okuyucu da en az Ted kadar kafa yürütmeye teşvik ediliyor. Çünkü Axat, doğru parçanın hangi taşın altında olduğuna dair ipuçlarını verse de, o ipuçlarından bir neden-sonuç ilişkisi çıkarımı yapılmasına zekice engel oluyor ve bunu yaparken de sizi, tıpkı Ted gibi bir karışıklığın içine sürüklüyor. “Doğru nedir” gibi sorular irdelenirken, bir dedektif misali izlerin peşine düşülerek hikayede bütünlük yaratılmaya çalışılıyor.

 

Her durumun arafı, mevcut durumun en kötü halinden bile daha kötü kabul edilir. Edebiyatta, sağlıklı olmak ile deli olmak arasındaki o ince çizgiye “methiyeler” düzüldüğüne rastgelmiş olsak dahi, gerçekte bilinç ile bilinçsizlik arasında gidip gelmek pek de övülecek bir şey olmasa gerek! Çünkü belirsizlik, bilincin karşısına çıkan belki de en korkunç durum olarak ünlenmiştir. İyi Adam’da da arafların üzerine giderek yaşamaya, gerçekliğe, bilinçlilik haline tutunmaya çalışan bir karakterle karşı karşıya kalıyoruz. Üstelik tüm yan karakterler de en az başkarakter kadar önemli. Çünkü onu var eden, onun şimdisini yaratan, hiç önemsiz görünen detaylarda saklanmış unsurlarla, nereden geleceği belli olmayacak şekilde ortaya çıkabiliyor. Başkarakterin erişemediği noktalara yan karakterler erişip ihtiyaç duyulan parçayı bularak tamamlayabiliyor. Anların içerisinde kendine yer bulan fakat pek de üzerine düşülmeyen ufak bir ayrıntı, bir anda tüm gidişatı şekillendirecek bir öğe haline gelebiliyor. Tıpkı satranç gibi, sonraki hamleyi öngörmeyi gerektiren olaylar zincirinde, Stefan Zweig’ın Satranç’ında da işlenen takıntılı ve paranoyak ruh haline atıfta bulunuluyor. Yapılan her hamle bir sonrakinin temelini hazırlarken, hikayeye eklenen ve çıkarılanlar da gerçekliğe şekil vermeye başlıyor ve bazen çoktan bittiği düşünülen bir hikaye, tam da o an yön değiştirerek başka bir başlangıca evrilebiliyor.


Arjantinli yazar Federico Axat’ın “İngiliz Polisiye Yazarları: Ian Fleming Çelik Hançer Ödülü” adaylığı da bulunan İyi Adam’ı 34 dile çevrilmiş; yakında beyazperdeye de aktarılacakmış...

 

 


 

 

Görsel: Murat Miroğlu

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.