Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Zuckerberg'in suçu ne?



Toplam oy: 14
Ben Mezrich
Doğan Kitap

Sosyal ağlar hayatımıza girdiğinden beri belimizi doğrultamaz olduk; bir an ayrı kaldığımızda kakalak misali ne yapacağımızı şaşırmaya başladık. Üstelik zorla bile vermeyeceğimiz bilgileri, sosyal ağ uğruna altın tepside sunmakta da herhangi bir sakınca görmedik. Peki, nedir bizi bu kadar açık seçik olmaya iten şey? Tanımadığımız insanlar evimize girmesin diye türlü taklalar atarken, sosyal ağlarda bir ordu insana “kim olursan ol, ne olursan ol gel” diyen bizlerin bu tavrının altında yatan ne? Karşı konulamaz kendimizi gösterme veya gözetleme arzusu mu? Herkesin farklı ve kendince “mantıklı” bir yanıtı vardır buna.

Konunun bir de kuruluş boyutu var ki, burada sosyal ağın öncülerinden Mark Zuckerberg devreye giriyor; nam-ı diğer Facebook. Ben Mezrich, Facebook'un kuruluş öyküsünü anlattığı Kazara Milyarder isimli kitabında, Zuckerberg'in sonradan milyonlarca kişinin hayatına girecek siteyi neden ve nasıl kurduğuna değiniyor.

Zuckerberg gibi içine kapanık bir adamın dünyayı birbirine açan kişiliğe nasıl büründüğü tüm çıplaklığıyla yer alıyor kitapta. Büyük projelerin basit fikirlerden türetildiği tezini atlamayalım, Facebook için de geçerli bu: “Harward'daki sosyal hayatı çevrimiçi hale getirme” fikrinden doğan, dünya üzerindeki milyonlarca insanın hayatını çevrimiçi eden bir proje...

Bilgisayar programı ve yazılım dahisi Zuckerberg, hayatları çevrimiçi yapmak isterken aynı zamanda kendisine yüz vermemiş birkaç kızdan intikam almayı da düşünüyor. Böylece Facebook'un temel yapısı beliriyor: “Bilgi paylaşmak, fotoğraflar bakmak içindir.” Neredeyse tamamen asosyal bir adamdan, sanal da olsa, sosyalliğin tavan yaptığı bir paylaşım ağına ulaşmak; yeme de yanında yat!

Mezrich, “ezik dahi” şeklinde nitelenen Zuckerberg'e, arkadaşlarının “girişimci filan değil, hiçbir vizyon sahibi olmayan ineğin teki” yakıştırmasında bulunduğunu da ekliyor.

Bir grup erkeğin kızları tavlamak, “kafalarını bozan” bazı kızlardan intikam almak ve üniversitede olup biteni öğrenmek amacıyla kurduğu site ve şirketin, kısa sürede palazlanıp büyüyüşüne tanık oluyoruz Mezrich'in kitabıyla. Aslında Zuckerberg'in bazı arkadaşlarının fikrini çaldığı da bir gerçek. Facebook'un kuruluşu işte bu hırsızlığa ya da Mezrich'in deyişiyle “ihanete” dayanıyor.

Facebook'un yapılanması ve önlenemez yükselişi, beraberinde hem yeni arayışları hem de sorunları getiriyor. Arayış, ağı ayakta tutacak ve yeni ihtiyaçları karşılayacak parayı elde etmek için. Sorun ise başta Zuckerberg olmak üzere, öteki kurucuların neredeyse okuldan atılma noktasına gelmesi. Ama tüm bu güçlükler bile, Facebook'un öğrenci yatakhanesinde kurulan bir site olmaktan hızla çıkıp “Yeni Ahit dönemine girmesini” engelleyemiyor. Yani site artık öğrenci bir projesinin çok ötesine geçip bir şirkete dönüşüyor. Mezrich bu şirketi ve işlevini şöyle tanımlıyor: “Facebook, paylaşım özgürlüğüyle ilgili bir projeydi. Gerçek bir dijital sosyal ağdı. Gerçek dünyayı internete dahil ediyordu.”

Buna kim itiraz edebilir? Facebook üyesi hemen herkes daha önceki sosyal hayatını ve pek çok bilinmezini, en açık biçimde bu ağa taşımadı mı? O halde Zuckerberg'in, son derece başarılı bir işe imza attığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Mezrich bu başarıyı “devrim” diye niteliyor: “Facebook aslında bir devrimdi. Dünyayı değiştiren ve başka hiçbir şeyin yapamadığı bir biçimde dijital ortama aktaran, sosyal ağlar arasında serbest bilgi alışverişini mümkün kılan bir devrimdi.”

Anlaşılan o ki, Mezrich'in sanal devrimin öncülerinden biri olarak gösterdiği, sosyal ağın kuruluş hikâyesini anlatan kitap, kendi çabasıyla (buna çeşitli ihanetleri de katalım) milyarder olmayı başaran en genç kişi Mark Zuckerberg ile hergün kullandığımız, orada ne olup bittiğini öğrenmeden veya dikizlemeden duramadığımız Facebook'un kısa tarihi...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca,  Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun