Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Fikri Sabit

Fikri Sabit

Hürrem daha da kötü olsun, biraz içimiz soğusun...



Toplam oy: 17
Necdet Sakaoğlu
Oğlak Yayıncılık
İş, perdenin ardındaki Hürremlerin küçük saray entrikalarının basit ve güzel oyuncakları olmadıklarıyla yüzleşebilmekte...

İki sezondur televizyonda izliyoruz Hürrem Sultan’la Sultan Süleyman’ın aşkını. Bu ay içinde evlenecekler kısmetse. Üstelik tarihe bağlı kalarak ilerlerse senaristler, nikahları şehzadelerin sünnet düğününde (Bknz. Solakzade Tarihi)… Kötü niyetli, dış mihraklı tarihçiler bu nikahın ve sünnet töreninin aslında Süleyman’ın Viyana Seferi’nin başarısızlığını halka galibiyet gibi göstermek için tertiplendiğini söyleyedursun, biz öz oğlunun sünnet töreni Hürrem’le Süleyman’a düğün olacağından mütevellit çatır çatır çatlayacak Mahidevran’ın yüzünü, iktidarı iyiden iyiye sarsılacak Valide Sultan’ın çatılmış keman kaşlarını ve de kendi hanesine büyük bir eksi işareti koyacak olan İbrahim Paşa’yı görmeyi bekliyoruz hevesle. İktidar denilen yangın yerinin ortasındaki Hürrem’in başka çaresi yok, ancak hemcislerinin üzerine basa basa, saç baş yola yola varlığını sürdürebilir. Aşk yetmez, dünya tarihinde yaşanan en görkemli aşklar bile bunu gösteriyor bize. Devran, Hürrem’den kim bilir kaç asır önce değişmiş, kadın cinsi tanrıçalıktan cariyeliğin tozlu yollarına hanidir düşmüştür zaten. Kadının doğurgan, yaratıcı, bereketli gücü cadılığa, erkeğin en derin korkuları ve zaafları kaygan zeminlerde gölgelenip duran bir iktidar anlayışına dönüşmüştür. Nicedir bir trajedidir erkekle kadın, birbirini çoğaltmak yerine birbirini yok etmek olmuştur yazgıları.

 

Hürrem’i erken feministlerden biri olarak tanımlamak ne derece doğru olur bilmiyorum ama içinde yaşadığı toplumun ona dayattığı kuralların, çektiği sınırların dışına çıkmış, kendi varoluş mücadelesini savaşçı bir ruhla sürdürmeyi bilmiş güçlü bir kadın olduğu kesin. İşte bu yüzden kötü, bu yüzden cadı ve biz tam da bu yüzden hala ona ve onun gibi kişiliklere dair doğru ve tarafsız bir okuma yapmaktan aciziz. Her toplum tarihi kendi keyfiyetine göre, kendi çıkarları doğrultusunda okur, değerlendirir. Bizim de tarih içinde karşımıza çıkan, keyfiyetimizi bozan olaylara ve kişilere dair yaklaşımımız bu yönelime göre oluyor hiç şüphesiz. Gerçekte Hürrem’le Süleyman evlenir, Hürrem Süleyman’ın iktidarına ortak olur, devlet işlerine karışır, onunla birlikte dünyayı yönetir. Okullarda, tarih derslerimizde, kaşlarını kaygıyla kaldıran bir tarih öğretmeni bu gerçeği bize bir parça esef ve pişmanlık duygusuyla verir. Zira koskoca Osmanlı İmparatorluğu bir parça da bu harem kadınlarının erkek işlerine karışmasından dolayı yıkılmıştır, bunun ilk örneği de Hürrem Sultan’dır. Televizyon dizisinde ise Süleyman Hürrem’e hep aklının ermediği işlere karışma, diye buyurmaktadır, onu devlet işlerinden uzak tutmaya çalışır, yıllardır şanlı tarihimizin bu kara deliğinin ezikliğiyle yaşayan tarih öğretmenlerimizin içine su serpilir, tarihimiz temize çekilir. Yok canım, o kadar da değildir işte, Süleyman höt dedi mi Hürrem’i sindiriverir. Oysa çok değil Hürrem’den ve o mucizevi olarak addedilen nikahından bir asır önce Osmanlı padişahları özgür ve güçlü kadınlarla evlenmekte, toy düğünler kurulmakta, devletin gücü ve güvenliği padişah eşlerinin güçleri ve saygınlıklarıyla desteklenmekteydi.

 

Tabii işin içinde sonsuz çarpıtmalar kadar cehaletin de büyük payı var.  Osmanlı’nın saray ve toplum hayatını bilimsel, tarafsız bir gözle okumak isteyenlerin önünde oryantalist ya da milliyetçi bakış açısıyla yazılmış, temelde hiçbir şey söylemeyen bir külliyat yığını çıkar. Dil engeli de cabası… Bu noktada karşımıza çıkan derli toplu araştırmalar tabii ki daha da değer kazanıyor. Tıpkı Necdet Sakaoğlu’nun iki önemli çalışması gibi: “Bu Mülkün Sultanları” ve “Bu Mülkün Kadın Sultanları”.

 

“Bu Mülkün Kadın Sultanları”nda iki şeye dikkat çekiyor Sakaoğlu: Biri, iç dünyasını sır gibi saklayan Osmanlı kültürüne dair oryantalist yaklaşımlar, diğeri ise bu oryantalist bakış açısının karşısına çıkan, oryantalist betimlemeleri karartan tezatlar. Hareme zorla kapatılan kadınların acıları, yurt özlemleri, burada ayakta kalabilmek için ortada dönen dolaplar, kıskançlık, korku, hainlik, kan, intikam…vs. Kısacası oryantalist bakış açısının karşısında haremin bir hapishaneden ibaret olduğu görüşü hakim. Sakaoğlu bu taraflı ve sınırlayıcı bakış açısına karşı çıkarak tarihin erkekler tarafından, erkek bakış açısı ile yazıldığına dikkat çekiyor öncelikle. Bu erkeksi tarih anlayışı bilimsel olarak bugün hem harem yaşantısını hem de Osmanlı’da toplumsal hayatı karartıyor, perdeliyor. Önce bunu kabul etmemiz gerektiğini vurguluyor yazar. Ancak sabırlı bir tarama ve uzun yıllar süren araştırmaların ürünü olan “Bu Mülkün Kadın Sultanları” gösteriyor ki perdeyi yırtmak o kadar da imkansız değil. İş, şairin de dediği gibi önce yürekte… Perdenin ardındaki Hürremlerin küçük saray entrikalarının basit ve güzel oyuncakları olmadıklarıyla yüzleşebilme cesaretinde…  

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Fikri Sabit Yazıları

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Roman eleştirisi yeterince okunmazken eleştiri üstüne eleştiri kim için olur ki? Bu benim sorum değil, edebiyat eleştirimizin usta isimlerinden Semih Gümüş’ün. Sorunun cevabı ondan geliyor yine: “Eleştirinin kendisi için elbette. Orada yaratıcılıkla düşüncenin derinliği, dünyanın merkezindeki potada erimektedir. O olmazsa edebiyatı ekseninde tutmak olanaksızlaşır.

Elimde üç Tanpınar kitabı, birini alıp birini bırakıyorum, sonra yine tekrar… Kapı Yayınları hemen hemen aynı anda çıkarmış bu üç incelemeyi. Bir Tanpınar Kitaplığı kurma isteğiyle… Handan İnci’nin Tanpınar Zamanı-Son Bakışlar, Besim F. Dellaloğlu’nun Modernleşmenin Zihniyet Dünyası-Bir Tanpınar Fetişizmi ve İbrahim Şahin’in Haz ve Günah-Bir Tanpınar Yorumu...

Semptomları aktardım: Her on dakikada bir yüreğin içine dolan, göğsün üstüne oturan ve sonsuza dek sürecek bir beyhudeliğe salan bir sıkıntı hali, boşluk ya da çok ama çok doluluk hissi… Teşhisi koyan ise annem: Fenalık geçiriyorsun…

Geçtiğimiz aylarda Kültür Bakanlığı sinema için verilen destek fonunu daha çok aile değerlerini ön plana çıkaran filmlere ayıracağına dair bir açıklama yapmıştı. Bilenler bilirler, bakanlığın verdiği destek bir filmi çekmek için yeterli değildir ama sinemacılar için hayati bir değeri vardır.

 

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun