Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Fikri Sabit

Fikri Sabit

On Kişot: Yoksa Oğuz Atay postmodern değil miydi?



Toplam oy: 20
Çeşitli edebiyat kuramları eleştirinin de bir sanat olduğu konusunda hemfikirdirler. Ersan Üldes bu görüşü destekler nitelikte bir kitaba imza atmış.

Hiç unutmam, bundan dört-beş yıl kadar önce bir kitap ekimizin yayın yönetmenine, ellerinde çok iyi genç kalemler olduğunu, bu kalemleri eleştiri konusunda teşvik etmenin başarılı sonuçlar verebileceğini söylemiş, ancak kendisinden Türkiye’de eleştirinin ya akademisyenler ya da kendini kanıtlamış yazarlar tarafından yapılabileceğini, geri kalanın ancak kitap tanıtım yazılarında kalması gerektiği cevabını almıştım. Kanım donmuştu. Neyse ki Türk edebiyat dergiciliği onun gibilere kalmamış, son birkaç yılın temel meselesi hep eleştiri ve eleştirinin yokluğu olmuş, özellikle internet yardımımıza yetişmişti. Kuşkusuz derdim her önüne gelenin eleştirmenim diye ortaya çıkması değil, hoş böyle bir moda çıksa hiç de fena olmazdı ya, ancak edebiyatla ilişki içinde olan, kalemi kuvvetli kişileri eleştirel bakış konusunda teşvik etmek, kalemlerini sivriltmeye yönlendirmek düşüncesi, boş olduğu için mutena köşeleri bir vakitler kapıvermiş olduğunu sananları korkutur ancak. Onlar korkuları içinde yaşamaya devam ededursun, Türkiye’de ölmekte olan edebiyat dergiciliği ve eleştiri biçim değiştirerek de olsa yaşıyor hatta canlanıyor. Son yıllarda ortaya çıkıp kendini yetiştiren bazı yazarlar eleştiri alanında da verimli eserler üretebiliyor. Ersan Üldes’in On Kişot adlı eleştiri kitabı da bunun son örneklerinden biri.

 

 

Ersan Üldes’i, çeşitli edebiyat dergilerinde ve bir internet sitesinde kaleme aldığı eleştirilerinden ve geçtiğimiz yıllarda yayımlanan romanlarından tanıyoruz. “On Kişot” ne bir akademisyen ne de ‘en azından şimdilik’ çok büyük bir yazar olmayan Üldes’in ilk eleştiri kitabı. Türk edebiyatından seçtiği on yazar ve on roman ekseninde Cervantes’in Don Kişot’unun, budalasının izini sürmüş yazar. Peki neden Don Kişot? Elbette, modern romanın temelini attığı, kahramanı insanlaştırdığı ve kahramanı insanlaştırdığı ölçüde romansallığı arttırdığı için... Üldes, roman sanatının tarihi, roman kişilerinin insanlaşmasıyla Cervantes’le başlamıştır, diyor. Haksız değil elbet. Ve Tanzimat döneminden itibaren Cervantes’in mirasını sahiplenen yapıtların birer birer ortaya çıktığını vurguluyor. Bunda da hiç haksız değil. Gerçekten de roman sanatı Türk edebiyatında batılılaşma sürecinin bir parçası olarak ortaya çıkar. Üldes her ne kadar bu dönem ve sonrasını ele alsa da, batılılaşma sürecinin başındaki roman algısını fazla tartışmamayı seçmiş. Açıkçası bu tür tarihsel eleştirilerin söz konusu dönemi her türlü çatışmasıyla ayrıntılı bir çözümleme süzgecinden geçirmeden Türk romanına ışık tutamayacağını düşünenlerdenim ben. Ancak Üldes yine de bu seçimine rağmen ilgili okurunu budalanın peşinden götürmeyi başarmış.

 

 

“On Kişot”un ilk Don Kişot’u Ahmet Mithat Efendi’nin Daniş Çelebisi. Üldes, Ahmet Mithat Efendi’nin, Tanzimat romanını Cervantes’le, dolayısıyla da romanın kaynağıyla tanıştıran ilk edebiyatçımız olduğunu vurguluyor. Yazar “Çengi” adlı eserinde Don Kişot’un Osmanlı versiyonunu yaratmaya çalışmış, Cervantes’in şövalye kitaplarını hicvetmesi gibi Ahmet Mithat Efendi de toplumdaki cin, peri ve büyü gibi batıl inanışları hicvetmiştir. Hikayeler ile gerçek yaşam arasındaki kapanmaz gerçeklik farkını algılayamaması Daniş Çelebi’yi Türk edebiyatının batılı anlamda ilk budalası yaparken yazarını da yine bu anlamda ilk roman yazarı haline getirir.

 

 

Üldes, budalanın izini Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası”, Abdülhak Şinasi Hisar’ın “Fahim Bey ve Biz”, Orhan Kemal’in “Murtaza”, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” ve Oğuz Atay’ın “Tehlikeli Oyunları”nda sürerken ortaya genel anlamda son derece keyifli bir Türk roman tarihi okuması çıkarıyor. Ancak, iş Ümit Kıvanç’ın “Gaib Romans”ı, Murat Uyurkulak’ın “Har”ı gibi kısmen daha yakın tarihte kaleme alınmış romanlara gelince Don Kişot’un izleri silinir gibi oluyor. Demek istediğim Cervantes’in Türk romanındaki izlerinin silinmesi değil, sanki Üldes’in bazı çağdaş seçimleri o izleri yitirmesine yol açmış gibi.

 

 

Ancak yanlış anlaşılmasın, yazarın seçimleri kişisel beğenilerine dayanmıyor elbette, Ersan Üldes, ele aldığı yapıtları sorunlu noktalarının da altını çizerek incelemiş. Bu anlamda “On Kişot”ta eleştirinin hakkını vermiş. Çeşitli edebiyat kuramları eleştirinin de bir sanat olduğu konusunda hemfikirdirler. Üldes’in dil ve estetik anlamında bu görüşü destekler nitelikte bir kitaba imza attığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.  

 

 

Son olarak, geçtiğimiz yılın en favori tartışmalarından biri olan Oğuz Atay tartışması bağlamında Üldes’in “Tehlikeli Oyunlar” a dair cesur ve dikkat çekici düşünceleriyle bitirmek isterim. “Tehlikeli Oyunlar, genelde Türkiye’de yayımlanan ilk postmodern roman olarak gösterilir, hatta Oğuz Atay’ın Türk edebiyatında ‘üstkurmacayı postmodern bir teknik olarak’ ilk kullanan kişi olduğu iddia edilir. Ancak bu tespitler tartışmalıdır; çünkü roman düşüncenin kutsandığı, ben’e yapılan vurgunun hakim bir izlek olarak varlığını sürdürdüğü bütünüyle modernist bir yaklaşımla kaleme alınmıştır. Hal böyleyken, romanı genel yapısından ve ana çerçevesinden soyutlayıp sadece postmodern teknikleri anımsatan düşünsel-kurgusal oyunları işaret ederek sonuca ulaşmak, bizi sağlıksız bir yöne sürükleyebilir. Metnin, kişiliklerin varlığına dair bazı yanılsamalar üretmesi ve kendi yazılma sürecine eğilmesi Tehlikeli Oyunlar’ı üstkurmacalı postmodern bir roman yapmaya yetmez.(…) Ayrıca kendi yazılma sürecini tartışan üstkurmacalı bütün metinlerin postmodern olduğunu doğrudan kabullenirsek, ilk roman sayılan Don Kişot’un da postmodern olduğunu iddia etmek gibi analojik bir saçmalığın içinde buluruz kendimizi.(…) Bu anlamda Oğuz Atay’ı, modern bir yazar olarak görmek daha doğru olur. O da diğer modernistler gibi, en genel yaklaşımla; zihin, yorum ve ahkam yazarıdır.”

Yorumlar

Yorum Gönder


Eleştiri bir yazın türü sayılsa da yazın değildir bence, yazının değerlendirilmesidir. Ama yazınsal bir dille yazılabilir. Bana sorarsanız, bir eleştiri yazısı, bilimsel yazı ile denemenin arasında bir yerdedir.

60%
40%

"İnsan büyüdükçe küçülürmüş" örneklerine güzel bir örnek olmaya aday yazarımız. Küçükken ne güzeldin halbuki.

56%
44%

Yeni yorum gönder

Diğer Fikri Sabit Yazıları

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Roman eleştirisi yeterince okunmazken eleştiri üstüne eleştiri kim için olur ki? Bu benim sorum değil, edebiyat eleştirimizin usta isimlerinden Semih Gümüş’ün. Sorunun cevabı ondan geliyor yine: “Eleştirinin kendisi için elbette. Orada yaratıcılıkla düşüncenin derinliği, dünyanın merkezindeki potada erimektedir. O olmazsa edebiyatı ekseninde tutmak olanaksızlaşır.

Elimde üç Tanpınar kitabı, birini alıp birini bırakıyorum, sonra yine tekrar… Kapı Yayınları hemen hemen aynı anda çıkarmış bu üç incelemeyi. Bir Tanpınar Kitaplığı kurma isteğiyle… Handan İnci’nin Tanpınar Zamanı-Son Bakışlar, Besim F. Dellaloğlu’nun Modernleşmenin Zihniyet Dünyası-Bir Tanpınar Fetişizmi ve İbrahim Şahin’in Haz ve Günah-Bir Tanpınar Yorumu...

Semptomları aktardım: Her on dakikada bir yüreğin içine dolan, göğsün üstüne oturan ve sonsuza dek sürecek bir beyhudeliğe salan bir sıkıntı hali, boşluk ya da çok ama çok doluluk hissi… Teşhisi koyan ise annem: Fenalık geçiriyorsun…

Geçtiğimiz aylarda Kültür Bakanlığı sinema için verilen destek fonunu daha çok aile değerlerini ön plana çıkaran filmlere ayıracağına dair bir açıklama yapmıştı. Bilenler bilirler, bakanlığın verdiği destek bir filmi çekmek için yeterli değildir ama sinemacılar için hayati bir değeri vardır.

 

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun