Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Haber

Haber

2011'in en iyi romanlarını sizin için seçtiler!



Toplam oy: 330
Hakan Günday
Doğan Kitap

Bu sene 9.su gerçekleştirilen İdefix Sanal Kitap Fuarı için pek çok eleştirmen, çevirmen ve yazara 2011 yılının ocak- kasım ayları arasında yayımlanmış en iyi romanları sorduk. Gelen seçimler doğrultusunda, en çok oy alan 100 romandan oluşan listeyi de sizlere şu adreste sunuyoruz:



http://www.idefix.com/kitap/sf2011_best100.asp




Bu anket ile sizlere, 2011 yılında Türkiye'de basılmış romanlar içinden en iyilerini seçip sunmayı hedefledik. Edebiyatın içinde nefes alan bir ekip olarak, edebiyatın numaralanıp sıralanamayacağını, dışarda kalanın içeridekinden pek çok açıdan daha iyi olabileceğini; içeride olanın da hakkaniyetiyle değerlendirilemeyeceğini ve hatta belki de dışarıda kalan o bir tanecik romanın gelecek yüzyıllara kalacak yegâne yapıt olma olasılığı olduğunu iyi biliyoruz!



Gel gelelim, Türkiye'de en çok kişiye ulaşan edebiyat dergisi olarak, edebiyat dünyasının seçkin isimlerinin oylarıyla oluşturduğumuz bir seçkiyi okurlarımıza sunmayı da bir borç biliyoruz. Basılan onca roman arasında bu yıl hangileri öne çıktı, görebilmek için... Edebiyat dünyamız hangi isimler üzerinde hemfikir, anlamak için... "Doğru"yu sunduğumuz iddiasıyla değil; yolunuza ışık tutmak hedefiyle!



Takdir edersiniz ki, bu 100 romanı belirlemek öyle pek de kolay olmadı. Yüzlerce kişi arandı, onlarca liste tutuldu. Bu süreçte seçimleriyle bize ışık tutan yazar, eleştirmen, şair sanatçı dostlarımıza teşekkür ediyoruz.


Bazı eleştirmen, editör ve yazarlarımız ise kitapları seçmekle kalmayıp, seçimlerinin nedenlerini de sizinle paylaştı. Bu açıklamaları da aşağıda görebilir, içlerinde az oy aldığı için ilk 100 listesine giremeyen başka kitaplar da bulabilirsiniz.

 

Seçici Kurul



ABİDİN PARILTI (Yazar) | ASUMAN BÜKE (Eleştirmen) | AYŞE DÜZKAN (Gazeteci) | BÜLENT USTA (Yazar) CEYHAN USANMAZ (Editör) | ERDEM ÖZTOP (Editör) | FERHAT ULUDERE (Gazeteci)
HAKAN BIÇAKCI (Yazar) | HANDE ÖĞÜT (Eleştirmen) | İLKNUR ÖZDEMİR (Editör)
KÜÇÜK İSKENDER (Yazar) | MİRAÇ ZEYNEP ÖZKARTAL (Gazeteci) | OYLUM YILMAZ (Eleştirmen) | ÖZLEM AKALAN (Gazeteci) | SELAHATTİN ÖZPALABIYIKLAR (Editör) | SİBEL ORAL (Gazeteci) | ŞENAY AKDEMİR (Editör) | ALİ ŞİMŞEK (Gazeteci) | AYSU ÖNEN (Eleştirmen)| BERNA AKÇURA | CEM AKAŞ (Editör) | ELİF TANRIYAR (Gazeteci) | FARUK DUMAN (Yazar) | GÜLENAY BÖREKÇİ (Gazeteci) | HANDE SARMAN (Gazeteci) IRMAK ZİLELİ (Yazar) | KAYA GENÇ (Eleştirmen) MERT TANAYDIN (Editör) | NUR YAZGAN (Yazar) ÖMER TÜRKEŞ (Eleştirmen) | SARPHAN UZUNOĞLU (Editör) | SERAY ŞAHİNER (Yazar) SÜREYYA EVREN (Yazar) | TUNCAY BİRKAN (Editör).


Yazar, eleştirmen ve editörlerin seçimleri konusundaki açıklamaları:





Bülent Usta




1-Mavi Tilki / Sjon / Doğan Kitap


Sjon adını, Lars Von Trier’in “Karanlıkta Dans” filminde Björk’ün şarkı sözlerinin yazarı olarak tanımıştık. “Mavi Tilki” Türkçede yayımlandıktan sonra, İzlanda edebiyatının önemli kalemlerinden Sjon’u tanımış olduk. Romanı okuduktan sonra, yürüdüğünüz sokaklarda sık sık mavi tilkilere rastlayacağınıza eminim. Kurgusu ve şiirsel anlatımıyla, şaşırtıcı ve sürükleyici bir roman.



2-Kensington Bahçeleri / Rodrigo Fresan / YKY


Rodrigo Fresan’ın romanını okurken hakkında hiç araştırma yapmamıştım. Ama okudukça, romanalrını çok sevdiğim Roberto Bolano’yla aynı edebiyat toprağından beslendiğini anladım hemen. Gerçekten de Fresan ve Bolano yakın arkadaşlarmış. Fresan, bu romanında bestseller bir çocuk yazarı olan Peter Hook aracılığıyla, Keiko Kai adlı çocuğa, Peter Pan’ın yaratıcısı James Matthew Barrie’yi anlatıyor gece boyunca. İnanılmaz bir serüven içinde, değinmediği konu kalmaz Peter Hook’un. Başucu kitabı olmaya aday bir roman… Saadet Özen’in çevirisi, romana ayrı bir hava katmış.



3- Gecedegiden / Hüseyin Kıran / Ayrıntı Yayınları


Mükemmel bir “kara roman” örneği… Özellikle romanda dil ve kelimelerden bahseden kısımlara dikkat…


4-Gibi / Ali Smith / Everest Yayınları

 

Ali Smith’le henüz tanışmadıysanız, bu tanışmayı geciktirmeyin bence. Anne ve kız arasındaki ilişkiden lezbiyen bir aşka kadar, öncelikle kadınlar için ve kadınları anlamak için yazılmış bir roman. Ünlü bir akademisyenken okumayı bile unutan Amy ve onun hayal dünyası geniş kızı Kate ile ilginç bir serüven… 

 

5-Tanrı Öldü / Ron Currie, Jr. / Siren Yayınları



Aslında bir ilk roman “Tanrı Öldü”… Ama yazarın hayal gücü ve birbirinden kopukmuş gibi gözüken hayat ve hikâyeleri gizlice birbirine bağlayan anlatımı, farklı bir okuma deneyimi sunuyor. Tanrı’nın, yaralı bir Sudanlı kadın olarak katliamlarıyla ünlü Darfur’a inmesiyle başlıyor hikâye…



6- Taşıdıkları Şeyler / Tim O'Brien


İçimiz dışımız savaş ve şiddetle doluyken ve savaş kışkırtıcılarıyla her yönden kuşatılmışken, savaşın gerçekte ne olduğunu Tim O'Brien sayesinde yakından, çok yakından tanıma fırsatı bulmuş olduk. “Taşıdıkları Şeyler”i, sadece savaş karşıtı bir roman olması ayırmıyor diğer romanlardan. Yazarın ayrıntılardan yola çıkarak yarattığı kurgu, fena halde kışkırtıcı…



7-Tehdit Mektupları / Aslı Biçen / Metis Yayınları


12 Eylül darbesini ve o darbeyle birlikte savrulan hayatların trajedisi anlatıldı çok. Ama Aslı Biçen, bunu hem anlatım, hem de kurgu aracılığıyla farklı biçimde yapıyor. Bireysel tercihlerin nasıl “kelebek etkisi” yapıp zincirleme bir reaksiyona neden olabileceğini gözler önüne seriyor bu romanla.



8-Parçalanma / Chinua Achebe / İthaki Yayınları


Yaşadığımız toprakalrda muhafazakârlık yükseliyor. Bu yükselişin sosyo-ekonomik ve siyasi nedenleri, insanların psikoljik süreçlerinden bağımsız değil. Turgenyev’in Rusya’da geçen baba/oğul çatışmasını anlatan romanının bir benzerini Modern Afrika edebiyatının kurucu figürlerinden birisi olan Achebe, Afrika’daki bir kabile üzerinden işliyor. Baba-oğul çatışmasını, gelenekle modernin çatışmasıyla birlikte ele alarak çarpıcı bir roman “Parçalanma”.



9-Kahire Üçlemesi / Necip Mahfuz / Hithitap


Necip Mahfuz için, Arap edebiyatının Balzac’ı demek mümkün. Balzac, nasıl Paris’I sokak sokak romanalrında işlemiş ve bir “Balzac Evreni” yaratmışsa, Mahfuz da Kahire’de benzer bir evren yaratmış. Mahfuz’un romanlarını okuyarak Arap Baharı’nı ve Arapları daha iyi anlayacağımız kesin. Üstelik, o kadar benzer sorunlarla boğuşuyoruz ki, Doğu-Batı çatışması gibi…



10- İçeriden Ölmek / Robert Silverberg / İthaki Yayınları


Türkçeye geç kazandırılmış olsa da, gözden kaçırılmaması gereken bir roman. Romanın başlarında Kafka’nın edebiyat anlayışını tartışan kısım oldukça ilginç.



Erdem Öztop



1- AZ-Hakan Günday - Doğan Kitap


Bu yılın en iyi Türk romanı, okumayan eksik kalır...



2- Eşkıyalar - Eric Hobsbawm - Agora Kitaplığı

 

Usta tarihçinin kaleminden usta işi bir çalışma, eşkıyalığın tarihi...

 


3- Sanatta Manevilik Üstüne - Vassily Kandinsky - Haylaz Sanat Yayınları

 

Sanatta çığır açan düşünceler var bu kitapta!



4-Öfkelenin - Stephane Hessel - Cumhuriyet Kitaplığı

 

21. yüzyıl özgürlük manifestosu, fazla söze ne hacet!



5-Benden Önce Bir Başkası - Nurdan Gürbilek - Metis Yayınları


Yine yeni yeniden nefis denemeler.



6- Hayat Güzeldir - Mustafa Kutlu - Dergah Yayınları

 

Bu çağın en iyi hikayecisi, gene döktürmüş.



7- Bazuka - Murat Uyurkulak - Metis Yayınları

 

Ondan roman bekliyorduk, güzel bir sürpriz oldu.



8- Ecinniler - Elif Batuman -Doğan Kitap

 

ABD'de bestseller oldu, bizde hakkını veremedik gibi.

9- Hayatın Mucizeleri - Stefan Zweig - Can Yayınları

 

Esen Tezel'in usta işi çevirisiyle, Zweig tutkunlarına.



10- Gurmenin Son Yemeği - Muriel Barbery - Turkuvaz Kitap

 

Lezzet aşığıysanız bu kitap sizin için; o nefis kitap, Kirpinin Zarafeti'nin yazarından.




Hakan Bıçakçı




2011'de yayımlanmış kitaplardan okuduklarımın çoğunun deneme-inceleme türünde olduğunu fark ettim. Nurdan Gürbilek, Zizek, Hal Niedzviecki gibi çok sevdiğim yazarların kitapları çıktı bu sene içinde. Birkaç da iyi öykü kitabı okudum (Murat Uyurkulak, Seray Şahiner). 2011'de yayımlanmış romanlar arasından okuduklarımdan beğendiklerim diye bir elemeye gidinceyse geriye 3 roman kaldı. Bunun sebebi 2011'de iyi roman yayımlanmaması değil tabii ki benim biraz geriden gelip ağırlıklı olarak daha eski romanları okumuş olmam. Bu üç roman; AZ (Hakan Günday), Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu (Haruki Murakami), Şairin Romanı (Murathan Mungan).



Selahattin Özpalabıyıklar



Ambulansla Dünya Turu, Melida Tüzünoğlu

Derdi günü dil olan, dille derdi olan, bunun için de anlatıda başrolü dile veren, bu uğurda ilköğretim müfredatı, yabancı dil kitapları vb gibi çeşitli söylem kaynaklarının eleştirel kullanımıyla dikkat çeken bir metin olduğu için.



Az, Hakan Günday



Dilin, aşkın, adanmanın, beklemenin, yokluğun, yoksulluğun, sokağın, yeraltının, kısacası hayatın ve her şeyin şiddetini konusuna en yakışır bir dil ve hızla anlattığı için.



Bulut Atlası, David Mitchell (Çev. Bilge Nur Gündüz)



Joyce’un Ulysses’te, Calvino’nun Eğer Bir Kış Gecesi Bir Yolcu’da (ayrı ayrı) yaptıklarının, kesinlikle kopya olmayan, birbenzerini (“kendisiyle kesişip dur”an “küçük” dünyamızın farklı zamanlardaki halleri olan) altı ayrı dünyada yaptığı ve bunu yaparken de gerçek maddi bilgilerin yazarın ya da kahramanın konferansı olmaktan çıkarılıp metne nasıl sindirtileceği konusunda bütün romancılara müthiş bir ders verdiği için.



Büyük Roman, İzzettin Çalışlar



“Tarih”in de “tarihi roman”ın da, zeki ve pırıltılı bir kalemde son derece eğlenceli ve kelimenin gerçek anlamında “kurmaca” (=fiction) ürünü olabileceğini gösterdiği için.



Her Cumartesi Rüya, İbrahim Yıldırım



“Romanda asıl önemli olan, neyin anlatıldığı değil nasıl ve neyle (dil, üslup, söylemsel gereçler vb) anlatıldığıdır” konulu doyurucu dersi için.



İçimdeki İstanbul Fotoğrafları, Mario Levi



Aslında bütün kurmacalarında otobiyografik verilerden beslenen bir yazarın, ilk kez gerçekten kendi yaşamını romanlaştırdığında ortaya çıkabilecek en ilginç ve öğretici sonucu yani yaşamın tam anlamıyla kurmaca olduğunu gösterdiği için.



Kopoy, Barış Andırınlı



Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ı Sait Faik’in dilinde/diliyle yaşarsa neler olur sorusunun cevabını, yani yalınlığın hiç de basitlik demek olmadığını, en azından Hemingway’den beri ara ara görüldüğü gibi yetkinlik ve derinlik de demek olabileceğini bir kez daha, üstelik de bir “ilk roman” olarak, yalınlık, yetkinlik ve derinlikle gösterdiği için.



Oda, Emma Donoghue (Çev. Gül Çağalı Güven)



Beş yaşında ve doğumundan beri küçücük bir odada annesiyle hapis bir oğlan çocuğunun dilini, dünyasını, ruhunu kusursuz bir dil ve üslupla aktardığı için.



Prag Mezarlığı, Umberto Eco (Çev. Eren Yücesan Cendey)



Foucault Sarkacı’nda kahramanı Diotallevi’ye söylettiği “Düzmece bir metni uğraşa uğraşa yeniden kurarak gerçeğe varmak” konusundaki tescilli başarısını, bu kez de bir fake belgenin, Siyon Bilgelerinin Protokolleri’nin, olası “üretim”ini tam da bu belgenin yazıldığı döneme uygun bir teknikle romanlaştırarak gösterdiği için.



Tozlu Altın Kafes, Nazlı Eray



Usta romancının elinde, otobiyografik olduğunu birkaç katmanda birden deklare eden bir “otobiyografik roman”ın bile bütün otobiyografik niteliklerinden sıyrılabileceğini gösterdiği için.




Hande Şarman





2011’in en sevdiğim romanlarını düşünürken aklıma sürekli çok severek okuduğum öyküler, gezi ve araştırma kitapları geldi gitti... Romandan ben mi uzak kaldım, edebiyat dünyası mı, yoksa Türk okuru mu bilemedim... Daha derinlemesine düşünmek lazım elbet.

Bu kitapları seçme sebeplerime gelirsek; ben masalları severim. Aşk hikayelerini severim, mutlu sonla bitenleri... Cesur insanları severim, “neyse onu, olduğu gibi” söyleyiverenleri ve onların yazdıklarını... Bende yepyeni bir “pencere” açanları, başka türlü bakmamı sağlayanları... İşte o yüzden benim listelerim hep masallı, aşklı ve cesurdur.


Irmak Zileli



Kuşkusuz 2011'de çıkan tüm romanları okumuş olmam mümkün değil. Okuduklarım içinden beni etkileyen ve en iyiler arasına girebileceğim romanları seçtim. Bu romanlar dışında da sevdiklerim oldu. Ancak bir edebi eser ve roman için “zamana dayanıklılık” ölçütünün en temel ölçüt olduğunu düşündüğümden sevdiğim romanları bir de bu açıdan eledim. Ortaya iki yapıt çıktı. Bunlardan biri yerli, diğeri yabancı.



Son Adım, Ayhan Geçgin, Metis Yayınları



Ayhan Geçgin'le bu üçüncü romanı Son Adım sayesinde tanıştım. Yayınevinin arka kapağa aldığı talihsiz alıntı ve sunumu romanı okumamı geciktirdi. Çünkü bu romanın, günümüzde çok sık karşılaştığımız konjonktürel romanlardan biri olduğunu sandım. Yayınevinin alıntısı ve sunumu, “Kürt meselesi” üzerine bir roman okuyacağımızı düşündürüyordu. Daha sonra bir arkadaşımın şiddetli tavsiyeleri üzerine okudum ve romanı iki günde bitirdim. Okura hiçbir “numara çekmeden”, kurnazlık etmeden, metnin doğal yapısında var olan dinamizmin yarattığı merak duygusu ve kahramanın iç dünyasını keşfetme arzusuyla kitabı elimden bırakamadım. Son Adım bana göre, bir romanın tüm olmazsa olmazlarını yerine getiren bir roman. Özellikle bireyin dünyasına tümüyle nüfuz etmesi, onu okura aktarabilmesiyle. Son Adım'ın varoluşçu bir roman olduğunu söyleyebiliriz. İnsanın varoluş sorununa eğilmeyen bir roman var mıdır? Varsa bile ona iyi bir roman diyebilir miyiz, bu ayrı bir tartışma konusu. Ama kanımca Ayhan Geçgin, bunu ustalıkla gerçekleştirmiş. Dış dünya ile bağları son derece zayıf, sevgi temelli aidiyetleri bile olmayan bir adamın “adım atamama” halini, var olma/olamama sorununu derinlikli şekilde işlemiş. Yazar, burada bırakmamış ve kitabın sonunda kahramanının “son adımı”ını atabilmesindeki dinamikleri işleyişiyle de varoluş meselesine önemli bir bakış açısı getirmiş. Ayrıca, bu “son adım”a kadar okuru diken üstünde tutan, pür dikkat bir okumaya sevk eden son derece başarılı bir dil kullanmış. Üstelik bunu oldukça riskli bir anlatıcı ses olan ikinci tekille gerçekleştirmiş. Romanı başarılı kılan bir diğer yönü, metnin felsefesini “yazarın söylemi” şeklinde değil de kahramanın bilinci üzerinden yansıtması. Son Adım, bireyin var oluş meselesine yönelen, onda derinleşen yoğun bir metin. Bu yoğunluğu dilinin yalınlığı ve okura verdiği edebi haz ile dengelemiş bir metin. Dili yapaylaştırmadan, hem yalın hem de güçlü bir üslup yakalamış bir roman Son Adım. Bunda yaslandığı düşünsel birikim ve derinliğin de payı büyük kanımca.



Büyük Balık , Daniel Wallace, YKY



Büyük Balık, bir baba-oğul romanı olarak da okunabilir, hikâye anlatıcılığı üzerine edebiyat içi bir metin olarak da. Bir oğulun babasını keşif hikâyesi olarak başlayan roman, babanın hikâye anlatmaya olan sevdası, bu konudaki becerisiyle oğulun hikâyeyi, anlatıyı, sözü, dili ve hatta bunlardan doğan “büyüyü” keşfine dönüşüyor. Büyü sözcüğünü kullanmam boşa değil. Büyük Balık'taki baba bana Marquez'in romanlarında karşımıza çıkan karakterleri ve anlatım dili de Marquez'in dilini hatırlattı. Romandaki babanın, hayatı mizah ile hüzün arasında gidip gelen bir sarkaç gibi algılaması ve yaşaması da beni yüreğimden yakaladı. Büyük Balık, belki “büyük roman” kalıplarına uymuyor ama zamanın değişkenliğine direnecek kadar da güçlü bir yapıt bana göre.



Aslı Biçen'in Tehdit Mektupları

 


Aslı Biçen, mektuplar, günlükler ve mahkeme kayıtlarından roman kurgulamış. Tabii bu "belgeler" de kurgu. Tehdit Mektupları'nın bir anlatıcı ses olmadan, sırf bu belgelerle oluşturulmuş eksiksiz kurgusuyla bu türdeki romanların başarılı bir örneği olduğunu düşünüyorum. Biçen, her biri farklı bir karakterin kaleminden çıkmış bu metinlerin üslup ve dil açısından da birbirinden ayrılmasını sağlamış. Bu sayede karakterin ruhunu, dünyasını bize açmış. Ayrıca olayı bu belgeler gün yüzüne çıktıkça parça parça aktararak, hem merak uyandırmış, hem de kurguyu yapboz gibi oluşturmayı başarmış. Tehdit Mektupları, 12 Eylül'de geçen bir roman ama 12 Eylül romanı mı, emin değilim. Bu romanda daha evrensel temalar var bence. 12 Eylül belki olayı bir zemine oturtmak için kullanılmış. Ama işlediği tema düşünülürse başka bir zamanda ve ortamda da gayet anlamlı bir hikaye olurdu.




Aysu Önen



2011 yılında yayımlanmış onca romandan 10 kitaplık bir liste hazırlarken, seçimlerimi Türkçe’ye kazandırılmış olmasını önemsediğim eserler arasından yaptım.



Gülenay Börekçi

Edebiyat dışı yapıtları veya yabancı yazarların kitaplarını bilerek almadım; karışıklık yaratmaya gerek yoktu.



Şairin Romanı, Murathan Mungan



Şairin Romanı’nı yıllardır bekliyordum ve tek bir sayfasında bile hayalkırıklığına uğramadım. Daha önce yazdım aslında, şimdi ne desem kendimi tekrar etmiş olacağım ama özetle her cümlesi büyük bir kitap bu... Murathan Mungan, edebiyatın bildiğimiz en eski biçimi olan şiiri anlatmak için, en yeni biçimi olan romanı kullanmış ve ortaya müthiş bir başyapıt çıkmış. Benim gözümde şimdiden bir klasik. Fantastik roman türüne, pek alışık olmadığımız türden bir şahsiyet, bir siyasi tavır kazandırması da romanın önemli özelliklerinden biri.



Karanlık Oda, Hakan Bıçakcı



Sevdiğim bir yazar olan Hakan Bıçakcı’nın bugüne dek yazdığı en iyi şey. Bir bedende bin ruh taşıyor oluşumuzun derin analizi. Yabancılaşmayı, bölünmüşlüğümüzü, modern hayatın bize dayattıkları karşısında küçülüşümüzü, kendimizi yiye yiye eridiğimizi anlatıyor. Her şeyin simge ve aynı zamanda her şeyin gerçek olduğu bir hikaye. Düğün sahnesini unutmam mümkün değil. Stanley Kubrick’e yaraşır türden bir film olma potansiyeli büyük.



Kumrunun Gördüğü, Ahmet Büke



Kumrunun Gördüğü’nün yazarı Ahmet Büke kendine has bir dili, dünyası olan bir yazar. “Ruhlu” derim ben bazı kitaplara, Ahmet’inkiler de öyle... Hikayelerinde küçük ayrıntılar büyüyor, zaman duruyor, dil güzelleşiyor. Bir de ne anlatsa, sanki ben kendime anlatmışım onu daha önce de şimdi kendimden dinliyormuşum duygusu veriyor.



Diken Ucu, Behçet Çelik



Diken Ucu, Türk edebiyatının hikaye birikimini duyurup zenginleştiren kitaplardan. Behçet Çelik anlatmayarak anlatıyor, boşlukların kıymetini biliyor ve hikayelerini suskunluklarda zenginleştiriyor.



Hanımların Dikkatine, Seray Şahiner



Dikkatli bir göz, hınzır bir zeka, duyarlı bir kalp. Seray Şahiner’in “Hanımların Dikkatine” sunduğu hikayeler, sadece bizim bilebileceğimiz ayrıntılardan oluşuyor. Fakat içlerine girip dolaşmaya bir kez cesaret eden hiçbir erkek sonrasında aynı kalmaz, artık daha iyi bir adam olur gibi geliyor bana.



Yağmur Akşamları, Selim İleri



Yağmur Akşamları, hayatın edebiyata evrilişinin Selim İleri’ye has görkemli bir örneği. O hayat yaşarken boğabilir, yorabilir, bıktırabilir, küstürebilir, fakat Selim İleri’nin kalemiyle yazıya dönüştüğünde artık başka bir şey olacak, okur kendini daha az yalnız, daha az sahipsiz hissetmeye başlayacaktır.



Şarkını Söylediğin Zaman, İnci Aral



Şarkını Söylediğin Zaman, 12 Eylül'ün susturduğu bütün şarkıları sayfa sayfa söyleyip söylettiriyor. İnci Aral, 30 yıl öncesini bugüne taşıyor ama bunu geçmişi anlatarak değil geçmişin tüm canlılığıyla hala var olduğunu, ondan kolay kolay kaçamayacağımızı göstererek yapıyor.



Kaç Zil kaldı Örtmenim, Filiz Aygündüz



Kaç Zil kaldı Örtmenim’de Filiz Aygündüz, benim önemsediğim bir şeyi yapıyor, yani kadın sesiyle yazıyor ve gerçeği yani deneyimi paylaşıyor. Bir de şu: Siyasetçilerin ve gazetecilerin tekelinde sayılan Güneydoğu’ya dair çözümsüz bir meseleyi edebiyat aracılığıyla dile getiriyor, çözümün iletişim, daha doğrusu ilişki olduğunu hissettiriyor.



Az, Hakan Günday



Az, Türkçeye adanmış denebilecek bir roman. Sadece Türkçe ifade edilebilecek bir fikirden yola çıkıyor ve o fikri Türkçenin olaraklarını kullanarak hikaye ediyor. Başka bir dilde neye benzerdi, kestiremiyorum bile.



Selanikte Sonbahar, Tuna Kiremitçi



Selanik’te Sonbahar’ın siyasi bir roman olduğu söylendi ama benim bu romanı sevme sebebim tuhaf ve sihirli bir atmosfer kurması ve fazlasıyla iç burkucu bir aşk hikayesi anlatması.



Varolmayanlar, Doğu Yücel



Varolmayanlar’da Doğu Yücel, bizim kuşağı oluşturan ayrıntıları çok zengin bir biçimde, “içeriden” yazıyor. Çocuğum yok ama ileride torun sahibi olursam mutlaka ona bu kitabı hediye ederim. Büyükannesinin gençken hangi şarkıları dinlediğini, hangi filmleri seyrettiğini, kendini hangi semtlerde ve mekanlarda rahat hissettiğini, arkadaşlarıyla buluştuğunda hangi şehir efsanelerinden söz ettiklerini ve daha birçok şeyi öğrensin diye…




Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Haber Yazıları

Charles Bukowski'nin şiirleri bugüne kadar pek çok okura ilham vermiştir. Bazılarına toplumsal olarak onaylanmayan bir hayat sürmek için ihtiyaç duydukları anlayış ve cesarati temin ederken, bazılarına edebi eserler yaratmak konusunda yol göstermiştir. Fakat 2000'li yıllara girdiğimizden beri şiirlerin bunların dışındaki bir etkisine daha şahit oluyoruz.

 

PEN Türkiye Yönetim Kurulu, 2015 PEN Şiir Ödülü'nün bir şükran ifadesi olarak Afşar Timuçin'e sunulacağını açıkladı.

 

1987 yılında Boğaziçi Üniversitesi ve Koç Üniversitesi akademisyenleri tarafından yayımlanmaya başlayan ve Türkiye’ye ilişkin sosyal bilim araştırmaları alanında İngilizce yayın yapan sosyal bilim dergisi New Perspectives on Turkey, Cambridge University Press (CUP) tarafından yayımlanacak.

Yazar ve Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğretim Üyesi Mario Levi’nin yazarlığının 30. yılı Yeditepe Üniversitesi’nde kutlanıyor.

 

Herhangi bir akademisyen, memleketimizin acilen çözülmesi gereken sorunlarından başını kaldırıp da, "dünyada hor kullanılan diller” araştırması yapmaya kalkışsa, Türkçenin ilk sırada yer aldığını görünce şaşırırdı mutlaka. Ne var ki, Birleşik Krallık mensupları aynı kanaatte değiller, onlar için Türkçe, önümüzde yirmi yılın önem kazanacak dilleri arasında yer alıyor.

Söyleşi

Öğrenciler ile söyleşi: "Edebiyatın nabzı arka sıralarda atar!"

 

Emre BAYIN

 

ŞahaneBirKitap

"Flaubert 'İşinin başındaki yazar, evrendeki tanrı gibi olmalıdır; her yerde vardır ama hiçbir yerde görünmez,' dediği ünlü sözünü 1852'deki bir mektubunda yazmıştı. 'Sanat ikinci bir doğa olduğundan, bu doğanın yaratıcısı da benzer bir işleyişe sahip olmalıdır. Bırakın her atomda, her boyutta gizli, sonsuz bir vurdumduymazlık hissedilsin.

FikriSabit

Kezban Akcalı, Türkiye'deki editör-yazar kopukluğundan ve çok satanlar listelerine bakarak yayın gündemini belirleyen yayıncılardan dert yanıyordu.

Eylül ayının ve kuşkusuz 2014 yılının yayıncılık alanındaki en büyük kaybı oldu Kezban Akcalı. Koskoca bir ömrü yayıncılığa vermiş, yayıncılığın seyrini etkilemiş bir kadının, güçlü bir ismin kaybı... 1960'lı yılların sonunda May Yayınları'nda yayıncılık hayatına başlamış, Milliyet Yayınları'nda görev almış ve Onk Ajans'ta sekiz yıl geçirdikten sonra Akcalı Ajans'ı kurmuştu Kezban Akcalı.