Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Haber

Haber

Çiçeği burnunda bir dergi: Granta Türkiye



Toplam oy: 743
Geliyor, geldi, gelecek derken sonunda edebiyatseverlerin beklediği Granta Türkiye ilk sayısıyla raflarda yerini aldı.

Bir süredir çıktı, çıkacak derken Granta Türkiye nisan ayında raflardaki yerini aldı. Tabi Londra Kitap Fuarı koşturması araya girince dergiyi şöyle bir rahat rahat inceleme şansını da ancak ay sonuna doğru bulabildik. Granta'nın Türkiye gelişi hepimizi heyecanlandırdı, nitekim orijinal Granta yıllar yılı; kapaklarından, yazılarına, konularına, yazarlarına... bir edebiyat dergisinin alabileceği en güzel hallerden biri olmuştu. Peki, her sayısını süzülerek okuduğumuz bu Granta'nın hikayesi nedir?

 

 

1889 yılında Cambridge Üniversitesi öğrencileri tarafından periyodik bir yayın hazırlanmasıyla başlar bu hikaye... Granta aslında tamamen bir öğrenci girişimidir. Çoğu zaman kendi imkanlarıyla ayakta kalmaya çalışan ve hatta 1970 yılında maddi zorluklar ve bir kısım ilgisizlik yüzünden kapanma tehlikesi geçiren yüz yaşını aşmış bir edebiyat dergisi. İlk sallantıdan dokuz yıl sonra eskisinden daha güçlü bir şekilde hayatına devam eden dergiyi bu kadar önemli yapan yalnızca yaşı değil elbet. Edebiyat dışı konularıyla yarattığı gündemler, Gabriel G. Marquez’den Milan Kundera’ya, Salman Rushdie’den George Steiner’a kadar birçok ismin imzasının yer aldığı dergi olması ve tabii okuyucuların bayıldığı ve de merakla beklediği en iyi genç yazarlar listesi sayesinde...

 

 

 

Granta politik bir yapı yerine; öyküye ve önemine inanan yapısı hem edebi hem de edebiyat dışı yazıların gücüne olan inancıyla tanınıyor.  Sahip olduklarını birer prensip haline getirmiş ve bunu dünyanın farklı 11 ülkesine de aynı bu şekilde aşılamayı başarmış bir yayın. Ve artık Türkiye’de... Peki Granta İngiltere’nin Türk edebiyatından beklentileri neler? 2013’ün merakla beklenen ‘En iyi genç yazarlar’ listesini yayınladığı İngiltere Kitap Fuarı’ndan yeni dönmüş Granta’nın editörü Ellah Allfrey’e sorduk...

 

 

 

Allfrey birkaç Türk yazarın kitabını okumuş ve beğenmiş olduğunu belirtse de “Türk edebiyatı hakkında konuşabilecek kadar donanımlı değilim maalesef,” diye cevap veriyor samimiyetle. Ama hemen ardından bu edisyonun çıkmasına en çok bu eksikliği yüzünden bu kadar heyecanlandığını söylüyor. Allfrey’e göre bu edisyon sayesinde İngiliz okuyucular da Türk yazarları okuma şansına erişecek. Bu kendisi için de geçerli tabii ki: “Eğer planlarımız işlerse ben de beş yıl içinde bu sorunuza cevap verebilecek hale gelebilirim."

 

 

 

 

 

Diğer edisyonlarla birlikte Türkiye’nin de Granta’nın geleceğini ve ruhunu ileri taşıyacak ve dünyada yeni bir pencere açacağına dair inancı tam Ellah Allfrey’in: “Bir vaha (twitter ve hızlı haber kaynakları arasında nefes alınacak) ve kaynak (derin, dikkatli edebiyat dışı ve hatırlanmaya değer edebiyat sayesinde) olacağını ümit ediyoruz. Granta Türkiye’nin ilk sayısı da bunun taahhütünü veriyor. ”

 

 

 

Peki çiçeği burnunda edisyonun editörleri ne düşünüyor? İTEF’in Profesyonel Buluşmalar Programı kapsamındaki görüşmelerle kurulmuş işbirliği. Granta gibi yerleşik prensipleri olan bir yayının edisyonunu hazırlamak zor. Ama Berrak Göçer önceden kurulu bu köklü düzenin onların yolunu daha kolay çizmelerini sağladığını söylüyor. En çok merak edilenlerden biri olan genç yazarlar listesi içinse biraz beklememiz gerekiyor (ama bu hem Granta Türkiye’nin hem de İngiltere’nin uzun dönem hedefleri arasında).Yine de meraklıları için verdiği küçük bir ipucu var: "Sizden gelen hazır listeler de dikkate alınabilir. Yeni isimlerden yayınlanacak öykülere gelince... Bir ipucu daha ‘Ne tür metinler aradığımızın en iyi ipuçları, derginin kendisinde saklı, bu açıdan dergiyi yakından takip etmekte fayda var."

 

 

 

 

Yeni yayınlar bizi heyecanlandırıyor şüphesiz. Üstelik yıllarını isminin altını defalarca çizerek geçirmiş yayınlar daha da... Korkutan tek gerçek kültür sanat ya da haber alanında daha önce denenmiş ancak çeşitli sebeplerden yayın hayatına son verilmiş lisanslı dergilerle dolu Türk medyasının geçmişi.

 

 

 

 

Bu durumda edebiyatseverlerin daha sahiplenici olmasını ümit etmek kalıyor geriye. Okuyucularına güvendiklerini söyleyen Göçer edebiyatseverlerin yeni oluşumları her zaman merakla takip ettiklerini anlatarak, kendilerine düşen görevi de şöyle özetliyor: "Bunu elbette bizim belirleyeceğimiz temalar, yayımlayacağımız yazılar sayesinde hem Granta’nın hem de Everest’in farkını koyarak başaracağız." 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Haber Yazıları

 

Fuzuli’nin Beng ü Bade’sini yayına hazırlayan araştırmacı yazar Murat Kaymaz’ın konuşacağı “Klasik Şiirimizde Benzersiz Bir Şair Fuzûlî” etkinliği, Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi’nde 15 Aralık Cumartesi saat 15.00’da gerçekleşecek.

Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ve Malatya Valiliği’nin katkılarıyla 9-15 Kasım 2018 tarihlerinde düzenlenen 8. Malatya Uluslararası Film Festivali’nde yarışan ulusal kısa filmler İstanbul Üniversitesi’nde akademisyen ve öğrencilerle buluştu.

Tarih alanındaki uluslararası çalışmalarıyla tanınan bilim insanı Prof. Dr. Sanjay Subrahmanyam, bir konferans için Türkiye'ye geliyor.

 

Necip Fazıl Kısakürek’in manevi ve kültürel mirasını yaşatmak amacıyla Star gazetesi tarafından düzenlenen “Necip Fazıl Ödülleri” törenle sahiplerini buluyor.

 

Modern Türk edebiyatında bir dönüm noktası olarak nitelendirilen usta yazar Sait Faik Abasıyanık’ın beş farklı hikâyesinin radyo tiyatrosu formatıyla sahneleneceği, 17 Aralık’ta İş Sanat sahnesinde gerçekleşecek “Şehir Amber Kokacak” dinletisi İstanbullu sanatseverleri bekliyor.

 

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editör'den

Edebi türler arasındaki tartışmaları her zaman büyük bir keyifle izlemişimdir. Bu tartışmalar arasında kuşkusuz, hangi türün daha eski olduğuna dair tartışma, yazarları, şairleri ikiye böler. Şairler, şiirin en eski edebi tür olduğu iddiasındadırlar. Hikâyeciler ise insanın “tahkiye” etme ihtiyacından dolayı hikâye türünü ilk insana kadar dayandırırlar.