Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Haber

Haber

Frank Herbert'ın "Dune"u sonunda hak ettiği uyarlamaya kavuşacak gibi...



Toplam oy: 32

Frank Herbert’ın Dune serisi öylesine büyük bir etki alanına sahip ki, bunu yalnızca bilimkurgu edebiyatıyla sınırlamak imkansız. Hem kurduğu dünya hem de olağanüstü detaycılığıyla eşine az rastlanır bir seviyeye ulaşan Dune'un milyonlarca hayranı yıllardır iyi bir beyazperde uyarlamasının hayalini kuruyor.

1948’de David Lynch’in direksiyonda olduğu uyarlama tam bir fiyaskoyla (bunda neredeyse tüm seyirciler hemfikir!) sonuçlanmıştı. Yapımcılar, Eraserhead ile “tuhaflığını” kanıtlayan Lynch’e, bir başka tuhaf dünyayı görsel dile aktarma görevini kendilerince uygun bulmuşlardı herhalde! Ancak Lynch ne denli özgün bir yönetmen olsa da, Frank Herbert’ın dünyasıyla kan uyuşmazlığı vardı.

 

 

Sinemanın saykodelik şairlerinden Alejandro Jodorowsky’nin efsanevi projesi ise storyboard’lar ve muhteşem çizimler düzeyinde kaldı her seferinde. Hep bir rüya projenin çekiciliğini taşıdı.

Dune hayranlarının pek çoğu haberdardır, Arrival ve Blade Runner 2049 gibi filmleriyle ustalığını konuşturan Kanadalı yönetmen Dennis Villeneuve bir süredir iddialı bir Dune uyarlaması için çalışmalarını sürdürüyor.

Ekim ayında çekimlerine başlanacağı duyurulan projenin detayları da belli olmaya başladı. Romanın ana karakterlerinden Paul Atreides rolü için, Beni Adınla Çağır’la yıldızı parlayan Timothée Chalamet ile yapılan görüşmeler son aşamaya gelmek üzere.

 

Dennis Villeneuve (ortada), Timothée Chalamet (sağda)

 

Genç yaşında Oscar adaylığına layık görülen ve sayısız ödül kazanan Chalamet’yi Interstellar ve Lady Bird gibi filmlerden de hatırlıyoruz.

Projenin başındaki isim Villeneuve, Dune’u uyarlamanın onun için bir rüya projesi olduğunu söylüyor ve kitaba sadık kalmak konusunda Lynch’ten birkaç adım daha ötede olacağını vurguluyor. Dune gibi yoğun bir metni perdeye iki bölüm halinde aktaracaklarının haberini veriyor. Umarız Villeneuve'ün rüyasını, Jodorowsky’nin rüyasının aksine, perdede tüm ihtişamıyla görme fırsatına ulaşırız.

 

 


 

 

Kaynak: Indiewire

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Haber Yazıları

Siyah-beyaz fotoğraflarıyla toplumsal hafızamızın oluşumunda önemli bir yeri olan, fotoğraf sanatı denince bu topraklarda akla gelen ilk isim Ara Güler 90 yaşında hayata veda etti.

 

İngilizce edebiyatın en prestijli ödüllerinden Man Booker'ı kazanan isim 16 Ekim gecesi açıklandı. Milkman adlı romanıyla ödüle layık görülen Anna Burns, yaklaşık 50 bin pound para ödülünün sahibi olurken, pek çok otoriteyi şaşırtmayı başardı.

 

Dergimizin yazarlarından Tuğçe Isıyel ve Ahmet Ergenç'in yürütücülüğünü üstlendiği "Edebiyat ve Delilik - Bir Eleştirel Okuma Atölyesi" 8 Kasım'da başlayacak ve dört hafta sürecek.

Mart ayında Can Yayınları’nın genel yayın yönetmenliğini devralan Cem Akaş Twitter hesabından yayınevinin projelerinden birini duyurdu.

Napoli Dörtlemesiyle tüm dünyanın tanıdığı bir isme dönüşen Elena Ferrante bir süredir The Guardian’da makaleler kaleme alıyor. Ferrante, geçtiğimiz hafta gazetedeki köşesinde, Napoli romanlarından önce yazdığı The Lost Daughter adlı kitabının sinemaya uyarlanacağını duyurdu.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.