Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Haber

Haber

SabitFikir'in ocak sayısı çıktı: "Frankenstein" 200 yaşında



Toplam oy: 280

Frankenstein 200. yaşında! SabitFikir’in Ocak 2018 tarihli 83. sayısında Yankı Enki; ilk kez yayımlanışının 200. yıl dönümünde edebiyat tarihinin en ünlü canavarlarından Frankenstein’ın canavarının peşine düşüyor. “Kimilerine göre ‘modern zamanların ilk miti’, kimilerine göre de ‘ilk modern bilimkurgu’ olan Frankenstein ya da Modern Prometheus 1818’de yayımlandı ve on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru zirveye çıkıp on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında hız kesen Britanya gotik romanının geç dönem eserlerinden biri olarak edebiyat tarihine geçti. Sadece bir fikir olarak ortaya çıktığı günlerin atmosferiyle, henüz on sekiz yaşındaki yazarının otobiyografik özelliklerinin kurguya yansıma şekliyle, çeşitli eserler ve mitolojik unsurlarla kurduğu bağlarla ve en önemlisi de gündeme, aradan iki yüzyıl geçse de yerlerini kaybetmeyecek biçimde getirdiği sorularla, modern kültürün yadsınamaz bir parçası oldu. İnsan olmanın ne demek olduğunu ve modern insanlar olarak bizim ölüm ve ölümsüzlükle nasıl sorunlu bir ilişki kurduğumuzu bize aktarmaktaki başarısının yanına çok az eser yaklaştı.”

SabitFikir orta sayfalarının vazgeçilmezi KararsızOkur infografiği de, her zamanki gibi kapak konusunu destekliyor: Murat Can Aşlak’ın hazırladığı ve Onur Atay’ın resimlediği KararsızOkur, aramızda yaşayıp giden edebi canavarların izini sürüyor. Söyleşi sayfasının konukları da; Mary Shelley’nin hayatını ve Frankenstein’ın yazılış sürecini konu eden The Monsters kitabının iki yazarı Dorothy ve Thomas Hoobler...

 

 

Güncel meseleler ve güvenilir kitap eleştirileri için…

 

 

ÇizgiRoman sayfalarında Levent Cantek, geride bıraktığımız 2017 yılını, Türkçede yıl içinde yayımlanmış çizgi romanlar açısından değerlendirirken; Fotoğraf sayfalarında Merih Akoğul Roland Barthes’ı “yeniden” okuyor.

 


NesneKitap sayfasında Hikmet Hükümenoğlu Yapraklar Evi’nin okura oyunlar oynayan sayfaları arasında dolaşırken; Dünyadan sayfasında Mert Tanaydın, 2017’ye bu kez ödüllerin ışığında bakıyor. BirKlasik sayfasında A. Ömer Türkeş, pek çok mutsuz âşığın kendisini bulabileceği Kitâbe-i Gam’ı incelerken; Seval Şahin, DündenYarına bölümünde kadın yazarların kaleminden dökülen kadın karakterlerin peşine düşüyor.

 

 

SabitFikir’in bu sayısında ayrıca John Le Carré, Kaya Tanış, Mariana Enriquez, Ursula K. Le Guin, Naomi Alderman, Algan Sezgintüredi, Banu Öztürk, Didem Ardalı Büyükarman, Seval Şahin, Natsume Sōseki, Sam Shepard, Mustafa Çevikdoğan,Guillermo Rosales ve Ángel Esteban’ın eserlerini güvenilir eleştirmenler Çınla Akdere, Can Semercioğlu, Seda Ateş, Gökçe Gündüç, Kahraman Çayırlı, Yılmaz Şener, Tuğçe Isıyel, Ali Bulunmaz, Melisa Kesmez, Burcu Bayer, Müge Karahan ve Bülent Usta yorumluyor.

 


Özel Kütüphaneler
bölümünde ise bu ay, 2007 yılında Isparta’da düşen uçakta hayatını kaybeden biliminsanı Özgen Berkol Doğan’ın anısını yaşatmak üzere, 2012 yılında Doğan’ın ailesi tarafından kurulan Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi’ni ziyaret ediyoruz.

 

SabitFikir'in kapak illüstrasyonu Akif Kaynar’a ait. Ancak çizimler bununla sınırlı değil; iç sayfalarda dikkatli gözler, çok sayıda yetenekli ve genç çizerle de karşılaşıyor.

 

 

2017’nin “göze çarpan” roman kapakları

 

Artık rahatlıkla gelenekselleştiğini söyleyebiliriz; 2011 yılından bu yana yazar ve eleştirmenlerden oluşan geniş bir kadro ile yılın “öne çıkan” 50 romanını listeliyoruz. O yıla dair bir bellek oluşturmak amacıyla. Geçen yıl da, “öne çıkan” 50 roman listesinin yanı sıra yılın “göze çarpan” roman kapaklarına ilişkin bir liste de yayımladık. Bu listenin de zaman içinde geleneksel hale geleceğini ve yıllar içinde ortaya çıkan listelere geri dönüp toplu halde baktığımızda, belki de bir görsel anlayış değerlendirmesi yapabilecek birikime sebep olacağını umuyoruz.

 

 


Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yılın “göze çarpan” özgün roman kapaklarını aslen mimar, fotoğrafçı, yönetmen, akademisyen, reklamcı, tasarımcı olarak tanıdığımız ama özellikle kitaplarla da yakından ilgilendiğini bildiğimiz isimlerden oluşan bir jüriyle belirledik. Liste için tıklayınız.

 

Editörden

 

Ceyhan Usanmaz


“Frankenstein” garip bir kahraman; öncelikle ismi Frankenstein değil! Frankenstein, aslında hikayedeki doktorun ismi olmasına rağmen genellikle doktorun yarattığı “canavarın” ismi olarak anılagelmiştir. Bu isim hırsızlığının yanı sıra, işin içinde bir şöhret hırsızlığı marifeti de var. Frankenstein ismini duyduğumuzda az çok bir şeyler belirir kafamızda, bir siluet olarak en azından ama Frankenstein’ın yazarı dendiğinde Mary Shelley ismi hemen düşmeyebilir akıllara. Diğer bir deyişle, bu sefer Mary Shelley’nin ismini değil ama şöhretini çalmıştır bu kahraman. Mary Shelley Mary Shelley olarak değil, daha çok Frankenstein’ın yazarı olarak tanınacaktır ancak. Edebiyat tarihinde örneğine sıkça rastladığımız üzere bir kez daha bir kahramanın gölgesi, yazarının üstüne düşmüştür. Üstelik bir kahramandan değil, bir anti-kahramandan söz ediyoruz burada!

 

(Yazının tamamını okumak için tıklayınız.)

 

Dosya yazısından

 

Yankı Enki

Kimilerine göre “modern zamanların ilk miti”, kimilerine göre de “ilk modern bilimkurgu” olan Frankenstein ya da Modern Prometheus 1818’de yayımlandı ve on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru zirveye çıkıp on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında hız kesen Britanya gotik romanının geç dönem eserlerinden biri olarak edebiyat tarihine geçti. Sadece bir fikir olarak ortaya çıktığı günlerin atmosferiyle, henüz on sekiz yaşındaki yazarının otobiyografik özelliklerinin kurguya yansıma şekliyle, çeşitli eserler ve mitolojik unsurlarla kurduğu bağlarla ve en önemlisi de gündeme, aradan iki yüzyıl geçse de yerlerini kaybetmeyecek biçimde getirdiği sorularla, modern kültürün yadsınamaz bir parçası oldu. İnsan olmanın ne demek olduğunu ve modern insanlar olarak bizim ölüm ve ölümsüzlükle nasıl sorunlu bir ilişki kurduğumuzu bize aktarmaktaki başarısının yanına çok az eser yaklaştı.

 

(...)

 

Söyleşiden

 

Zeynep Şen


1816 yılında bir gece Lord Byron, arkadaşları arasında bir korku hikayesi yazma yarışması düzenledi. Yarışmacılar şair Percy Shelley, gelecekteki eşi Mary Shelley, Mary’nin üvey kız kardeşi Clara Claremont ve Lord Byron’un doktoru John William Polidori’den oluşuyordu. Henüz 19 yaşında olan Mary Shelley (o zamanki ismiyle Mary Wollstonecraft Goodwin), ünlü romanı Frankenstein’ı işte böyle yazmaya başladı. Peki Shelley kadar genç bir kadın, ölümünün üstünden yıllar geçmiş olmasına karşın, hâlâ böylesi bir ilgiyle okunan bir klasiği ortaya koymayı nasıl başardı? Canavarları yaratanın içinde yaşadıkları toplumlar olduklarını ortaya koyan bu romanı yazabilmiş olmasının arkasında yaşadığı sayısız trajedi mi yatıyordu, yoksa kendi hayatındaki canavarlar mı? Amerikalı yazarlar Dorothy ve Thomas Hoobler, Mary Shelley’nin hayatını ve Frankenstein’ı yazışını konu alan kitapları The Monsters’da, tam da bu soruyu yanıtlamaya çalışıyorlar.

 

(...)

 


 

 

Görseller: Akif Kaynar, Murat Miroğlu, Tayfun Yağcı

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Haber Yazıları

Müziği ve edebiyatı bir araya getiren “Harf’ten ve Nota’dan” dizisi yeni sezonda kültür tarihimize odaklanıyor. İlk dinleti “kahve”ye ve İstanbul kahvehanelerinde icra edilen müziklere ayrıldı.

Game Of Thrones serisinden hatırlayacağımız George R. R. Martin ismi şimdi de psikolojik ve gerilim konulu bir diziyle karşımızda.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, bu yılki teması olan “idealizm” kapsamında, belki de temaya en uygun eserlerden birini sahnelemeye hazırlanıyor.

Geleneksel Sanatlar Derneği ve Yapı Kredi Kültür Sanat işbirliğiyle gerçekleştirilen Geleneksel Sanatlar Konuşmaları’nın bu ayki teması “Geleneksel Sanatlarda Yenilik”. Moderatörlüğünü Yazar Beşir Ayvazoğlu’nun yapacağı programda hem klasik hem modern tarzdaki çalışmalarıyla tanınan hat sanatçısı Doç. Dr. Savaş Çevik ve Bağımsız Sanat Vakfı Başkanı Hülya Yazıcı konuk olarak yer alacak.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Ibn Haldun’un Mukaddime’de üzerinde durduğu çevrenin ve yaşanılan şehrin insan üzerindeki etkisi, modern yazarların ve düşünürlerin de peşini bırakmamış bir tartışmanın konusudur. Walter Benjamin meşhur kitabı Pasajlar’da 19. yüzyıl Paris’inden ve Charles Baudelaire’in şiirlerinden yola çıkarak erken modernizmin izlerini sürer.