Evleri, sokakları, insanları, ruhu ve cümle eşyasıyla yitirilmiş zaman; zamanın bütün bütüne tabiatı; onun en hassas, en zarif ve dolayısıyla en hüzünlü ayrıntıları; her temasında en büyük tesirler bırakanı … Tüm bunlar Selim İleri romancılığının sadece bir parçası elbette ama belirleyici olmadıklarını kim söyleyebilir? İleri’nin belki bir nebze de olsa Tanpınar’ın, Proust’un izinden giderek, yitirilmiş zamanı gözlemesi, bu yitimden, onun artık ebediyete kadar burada olmayışından hazza yakın bir hüzün duyması, bu duyuşu zarafetle kaleme alması değil midir biraz da okurlarını büyüleyen? Edebiyatın, batılı gözle bir bütün olarak günümüz insanının tarihini, tarih öncesini, çocukluğunu, ergenliğini, erişkinliğini hatta bilinçdışını anlattığını kabul edersek eğer, Selim İleri’yi de, insanı anlatan edebiyat içinde edebiyatı anlatan yazar kimliğinde görebiliriz pekala. Zira o, kendisinden önce yazılan romanları, söz konusu romanların kahramanlarını ve yazarlarının yaşamlarını merkeze alan bir yazı evreniyle oluşturur bu kimliği. Tıpkı şimdilerde yeniden yayımlanan “Kırık Deniz Kabukları”nda yaptığı gibi…
“Kırık Deniz Kabukları”nın merkezinde hiç şüphesiz Halit Ziya Uşaklıgil ve onun, bugünlerde de üzerinde pek çok konuşulan en büyük eserlerinden biri, “Aşk-ı Memnu” vardır. Romanın anlatıcısı, müzik öğretmeni Mediha Hanım’la birlikte, Halit Ziya’nın oğlu Halil Vedat’ın hazin sonuna doğru ilerleyen bir hikayenin içinde yol alır. Geçmiş zaman musikisi hikayenin de, anlatıcının da, okurun da en büyük eşlikçisi olacaktır roman boyunca. Doğumundan ölümüne Halil Vedat’ı çepeçevre saran roman kahramanları, romanlara ilham veren mekanlar ve romanesk yaşamlardır anlatıcıyı bu hikayenin içine çeken. Büyükada’nın sarmaşık gülleriyle kaplı köşklerinden bahçelerine, Boğaz’ın her daim eski her daim yaralı yalılarından nice hayatları tutsak almış otellerine, Batı hayranlığıyla batılılaşma çabasının beyhudeliğinin tam ortasında duran operalara, operetlere, “Eylül”e, hatta Nihal’le Beşir’e ve Behlül’le Bihter’e uzanan; hepsinin birbirini, en çok da Halil Vedad’ın kısacık yaşamını sarıp sarmaladığı, gün be gün bu yaşamın üzerine kapanan yaşamlar… Ve bir söyleşisinde Tevfik Fikret’e “Hiç şüphe yok, hayat romanları değil, romanlar hayatı yapıyor” diyen Halit Ziya’nın oğlunun kaderini ister istemez çizen kitaplar…
Batılı anlamda en mükemmel şekilde eğitilmişken ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nin en başarılı diplomatlarından biri olacakken, kendini öldüren Halil Vedat’ın yaşamhikayesinde yakın tarihimize dair pek çok sayfa okunur. Osmanlı yıkılmış, Halit Ziya’nın da bir parçasına ortak olduğu saray yaşamı sona ermiş, dönemin ileri gelen ailelerinden biri olan Uşakizadeler Avrupa’nın çeşitli yerlerinde kendilerine yeni ve daha batılı bir yaşam kurmaya başlamışlardır. Baba ve oğul savaşlarla, büyük kırılmalarla bir yangın yerine dönen Avrupa’da dolanıp dururlar, ta ki Cumhuriyet onları geri çağırana kadar. Ancak bu çağrı Uşakizadeler’e mutluluk getirmeyecektir. Yeğenleri Latife, Mustafa Kemal’le yaptığı evlilikten bir yaşam boyu acı çıkaracak, Halil Vedat batılı bir cumhuriyet genci olma hayallerini yaşamıyla ödeyecek, Halit Ziya Uşaklıgilse o büyük evlat acısının yanı sıra ölene kadar eskilerde kalmış, modası geçmiş, hatta çağdışı bir yazar olarak kıyıda kalacaktır… Anlatıcı, Vedat’la birlikte, Halid Ziya o büyük eserleri yazdıktan, perde üzerlerine çoktan kapandıktan sonra izliyordur gösteriyi. Çevresinde toplumsal, kültürel ve edebi yönden büyük olaylar yaşanırken Halil Vedat’ın kıyıda kalmışlığında, dramatik gecikmişliğinde ve bu gecikmişliğin verdiği ıstırapta biraz da kendini buluyor gibidir.
Köhnemiş İmparatorluk’la Cumhuriyet, Sultan Reşad’ın Dolmabahçe Sarayı’yla Atatürk’ün Çankayası arasında kalan ve toplum nazarında yazarlığı gün be gün solan Halit Ziya, Türk romanında ilk defa kahramanının yazgısıyla romanın yazgısı arasındaki ortaklığı kurgulayan bu büyük yazar, özellikle insani zaaflarıyla öne çıkar “Kırık Deniz Kabukları”nda. Ve roman ilerledikçe hayatta her şeyden çok sevdiği oğlunu kaybeden, bu kaybedişin önüne geçemeyen çaresiz bir babaya dönüşür. Aşk-ı Memnu’nun Nihal’i ile Adnan Bey’i gibi, Halit Ziya ile Vedat da giderek birbirlerine yaklaşarak sonsuz bir çocuklukta hapsolurlar. Ve “böyle birçok kişi, birçok eser, birçok resim, eşya, hepsi de hayatlarının maceralarının kırıklığını söylerken, musikiden cevab-ı yeis alırlar”… Geriye bir tek ses, müzik ve kıyıda köşede onları dinleyenler kalır.
Selim İleri’nin yüzünü geleneğe dönüp geleneğin içinden yepyeni bir dil, yepyeni bir anlatım çıkarmasının belki de en iyi örneklerinden birisi “Kırık Deniz Kabukları”. İleri’nin geçmişe tuttuğu ışıkta bugünü, apaçık kendini görmek isteyenlere duyurulur…
Şahane Bir Kitap

Şahane Bir Kitap



Yorumlar

Yorum Gönder
Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Evrene bakıp yıldızların ışığını görmek ne kadar güzelse, yıldızların ışığında insanın karanlığını bulmak o kadar adetten… Bu karanlıkla yüzleşmeye gelince, bakın işte belki de en zoru o. Bu zorlu işi yıllardır bizim yerimize bilimkurgu yazarları yapıyorlar neyse ki. Onların arasına bir yenisinin eklenmesine kimin itirazı olur ki…

Aslında yaşamı da bir tür alaycı roman, yergi gibi... Stalin döneminde yaşayan Pasternak, Soljenitsin, Ahmatova, Zoşçenko, Babel, Nadejda Mandelstam ve daha birçok yazar ya da şair gibi ne öldürülmüş ne sürülmüş ne de işkence görmüş...

Düzülke, geometrik olarak bir iki boyutluluk hali. Her şeyin sade ve sadece çizgilerden, üçgenlerden, çokgenlerden ve nihayetinde dairelerden oluştuğu, derinliğin veya yüksekliğin olmadığı bir evrenin adı. Kulağa oldukça sınırlayıcı ve sıkıcı geliyor değil mi?

Hastalandığında, kökü oynadığında, yerini artık sevmediğinde, beklediği rüzgarlar gelmez, istediği yağmurlar artık yağmazken, bir şeyler onu çok ama çok incitmişken ya da kim bilir başka hangi nedenlerden, içine kapanırmış ağaçlar.









Facebook
FriendFeed
Twitter
RSS
Yeni yorum gönder