Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Domuzları tekmelesek mi, tekmelemesek mi?




Toplam oy: 27
Tom Baker
Altıkırkbeş Yayınları

Onu Dr.Who olarak tanıyoruz, eski İngiliz aktör Tom Baker, yeni yazar. Türkçeye çevrilen eseri ise Domuzları Tekmeleyen Çocuk: Kısacık, kısa olduğu kadar sıkı, sarsıcı ve eğlenceli bir roman; Tom Baker’ı dikkate almayı, onu dikkatle izlemememiz gerektiğini söyleyen bir roman... Ve tam anlamıyla grotesk, yani “kaba gülünçlüklerden, tuhaf ve olmayacak şakalaşmalardan yararlanan, karşıt görüntüleri, bağdaşmaz durumları şaşırtıcı biçimde birleştiren güldürü biçimi”.

Kahramanımız Robert Caligari, 13’lük baş belası bir yeniyetme. Zaman ise 13 Haziran, yani tam da Robert Caligari’nin öleceği gün. Kimse ne zaman öleceğini tam olarak bilemez, ölümün yaklaştığını anlasa da kendine konduramaz. Caligari için de bu böyle, son ana kadar o da öleceğini bilmiyor, ailesinin ve çevresinin başına ustalıkla bela olan canavar nevinden bu çocuğun öleceğini ta en baştan bilen biz okurlar bile romanın sonuna kadar buna pek inanamıyoruz. Onun o pis, karanlık zekasının sönmeyeceğini, bir aralık bulup yaşama yeniden bağlanacağını zannediyoruz. Ne de olsa tecrübemizle sabit: Kötüler ölmez! Evet, Robert Caligari, kötü, hatta kötünün kötüsü. Kızkardeşinin domuz kumbarasına attığı tekmelerle başlayan ve felaketlere yol açan kötülük kariyerini tam doruğa çıkmışken terk etmesi gerçekten trajik, bizim için inanması güç.

Kariyer demişken özetleyeyim: İnsanların yüzüne gülüp kibar olunduğunda arkalarından iş çevirmenin daha kolay ve zevkli olduğunun ayırtına çabucak varan Caligari, kızkardeşine iyi davranıp, ayakabılarını parlatır ama her sabah mısır gevreğine düzenli olarak tükürmekten, onu yavaş yavaş öldürmek için yemeklerine eser miktarda zehirli ot koymaktan kendini alamaz ya da mahallede herkesin sevdiği yaşlı, gözleri görmez Mr. Grice’ı karşıdan karşıya geçme bahanesiyle bir tırın altına iterek ölmesini keyifle seyretmekten ve cenazesinde üzüntüyle ağlamaktan, herkesin takdirini toplamaktan büyük zevk duyar, vs.  Ama en büyük işi, kendi ölümüne de yol açacak o acayip günde, 13 Haziran’da yapacaktır kahramanımız; elinde küçük bir ok ve yayla yolun kenarından atla geçmekte olan bir kadına nişan alacak, ok ata isabet ettiği için at kontrolden çıkacak ve alt yoldan geçen bir otobüsün üzerine düşecek, otobüs şoförünün o anda ölmesi nedeniyle araç karşıdan gelen bir petrol tankeriyle çarpışacak ve...  Caligari, yerel gazete ve radyoların tahminine göre üç yüzden fazla insanın ölümüne yol açan otoban yangını faciasının ardından, bir karganın dışkısına basarak kayacak ve hayata iğrenç bir şekilde gözlerini yumacaktır. Tabii, ölümüne yetişen fareler sayesinde yumacak gözleri kalırsa!

Domuzları Tekmeleyen Çocuk, belki bir layığını bulma öyküsü belki de saçmalıklar silsilesine bağlı insan hayatının, yine saçmalıklar silsilesiyle rahatça son bulabileceğini ima eden can sıkıcı bir şaka. Ve en nihayetinde kötü niyetli bir çocuğun yol açtığı olaylardan ziyade bu olaylardan haber kanalları gibi yararlananların mı, işlerini yapamayan polislerin mi, felaketlere bayılan, onlardan beslenen ruhsuz toplumun mu ve hatta budalalıkları yüzünden ölenlerin mi daha kötü olduğunu biz okura kötü kötü düşündüren bir tür ima.

“Bu gerçekten üzücü ve korkunç bir hikaye. Katıksız bir dehşet masalı. Canavar olarak görülen bir çocuğun hikayesi. Bu konular hakkında bilgi sahibi olduğu farz edilen insanlar, yetişkinler diyorum, sonradan onun toplum düzenine aykırı olduğunu söylediler. Bu büyüklerin ne hakkında konuştuklarını tam olarak bilmedikleri zamanlarda söyledikleri türden bir şeydir. ‘Toplum düzenine aykırıydı,’ derler. Ama Robert Caligari akında bir şeyleri keşfettikçe kendi kararınızı verebileceksiniz.”  Yine de Caligari hakkında karar vermek oldukça güç, içimizdeki evrensel kötülükle ve budalalıkla yüzleşmek kadar güç. Belki de en iyisi bütün bunları boş verip hikayenin akışına kendimizi bırakmak, bir baş belasının yol açtığı felaketlere kendimizi kaptırmak, ve gidenlerin ardından kıs kıs gülmek... Karar yetişkinlerin! 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

“Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı bir üçgen biçimindedir. İki yanı deniz tarafından çevrelenir ve korunur, üçüncüsü ise Rum imparatorların hakimiyetinde inşa edilmiş olan ve şehre karadan girişi engelleyen çift sıra bir sur ile kuşatılmıştır. Sur içinde, birbirine bitişik yedi tepe üzerine inşa edilmiş binlerce ev bir amfitiyatro gibi yükselir.

İnsan niye yaşar? Soyunu devam ettirmek için mi? Adına dünya dediğimiz maddi evrenin yasalarınca hayatta kalmak, bu çerçevede ilerlemek, yükselmek için mi? Yoksa sırra ermek için mi? Eğer öyleyse sır nedir? Bu soruya cevap vermek öyle güç ki, Bosnevi’nin 19.yy’da dediğine geliveririz hemen: “Sırrım sır olmuştur sırrım bilince”.

Psikanalist,  şair ve bir cantadora (Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kimse) Calarissa P.Estés. Onu tüm dünyada olduğu gibi biz Türk okurları da muhteşem çalışması “Kurtlarla Koşan Kadınlar” ile tanıyoruz.

Kahraman mitinin peşinde koşar fantastik edebiyat, insanı insan yapan boşlukların, çatlakların içine sızmaya, oradan da yaşamı var eden temiz ve yüce bir şeyler çıkartmaya çalışır. Olağanüstünü, maddesel gerçekler gibi sağduyuyla kabullenir, içinde eritir. Ortaya çıkan, büyü dediğimiz şeydir.

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun