Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Futüristik Hamlet, “hayatın oğlu” Macbeth’e karşı...




Toplam oy: 51
William Shakespeare
NTV Yayınları

Milattan sonra 11. yüzyılın başları, Britanya adası. Bu tarihlerden önce ve çok sonraları da olacağı gibi, kanlar içinde, ihanetlerle, kibirle dopdolu, en yakınlarındakilerini ve dahi çok uzaktakileri, akrabalarını, kardeşlerini ve hatta babalarını gırtlaklayan, iktidar ve güç için kendi benlikleri dahil her şeyini vermeye hazır erkeklerin dünyasında bir erkek: Mac Bethad, yani “hayatın oğlu” ve Shakespeare’nin ona verdiği ölümsüz adla Macbeth… Kadınlarsa bu dünyada bir cinsel kimlikleri varsa şayet ancak büyülerinden sakınılması gereken cadılar ya da cinsiyetsiz annelerden ibaret… Kötü kehanetlerin dipsiz kaynakları, ana tanrıça kültünün cadı kraliçe Hekate’ye dönüşüp bir daha hiç geri gelmeyeceğinin kanıtları… Bize çok mu uzak, yahut çok mu fantastik bir dünya söz ettiğimiz? Evet cevabı, kaba bir yanılsamaya götürür ancak hepimizi… Sadece farklı kodlamalarla bugünümüzün temelinde yatmıyorsa eğer Macbeth’in dünyası, onun okudukça içimizi titretip ruhumuzu saran, karartan trajedisinde de kendimizi bulduğumuzu da reddediyoruz demektir öyleyse. Ki bu da olsa olsa sevgili bilinçaltlarımıza bir ihanet olur ancak…

Shakespeare hikayesine son noktayı koyduğunda, yani Macbeth zaten haketmediği her şeyini kaybedip cehennemi boylarken, iyiler başa geçip İskoçya tahtı kötülükten kurtulduğunda; içimizde en ufak bir sevinç dalgasının kıpırdanmamasının, okuduğumuz hikaye ve İskoçya adına en ufak bir mutluluk duymamamızın sebebi malumdur. İçin için biliriz ki insanoğullarının ve kızlarının içindeki “öteki” hiç ölmeyecektir, iktidar ne kadar el değiştirirse değişsin onun eli kanlı, ruhu buhranlı sahipleri zaten hep aynı kalacaklardır pekala. Shakespeare ruhumuzdaki ölümsüz şeytana Macbeth aracılığıyla ayna tutarken, insanlığın, zihinsel olarak evrimleşecekse eğer bir gün, işe nereden başlaması gerektiğini de gösterir bir yandan. Bundandır ki Macbeth’i her okuduğumuzda ya da her izlediğimizde içimizdeki kötülüğü saklamak istercesine dut yemiş bülbüllere döneriz de hikayesini bir türlü eskitemeyiz.

Bana bu eskimeyen hikaye dolayısıyla bütün bunları yeniden düşündüren bir çizgi roman; Macbeth’in çizgi roman uyarlaması. Daha doğrusu yayın dünyasında yazın son günlerini heyecanlandıran iki dizi: “Çizgi Dünya Klasikleri” ile “Manga Shakespeare”ler… Ntv Yayınları, “Çizgi Roman Dünya Klasikleri” adı altında, Kafka’nın  “Dava”sını , Shakespeare’in “Macbeth”ini, Mary Shally’nin “Frankenstain”ını yayımlarken, Everest Yayınları da Shakespeare’in “Romeo ve Juliet”, “Hamlet”, “Fırtına”, “3.Richard”ını yayımladı arka arkaya. Kitapların ilgi gördüğüne şüphe yok, iyi uyarlamaları, yaratıcı tasarımları ve çarpıcı çizimleriyle hemen hepsi son derece kaliteli olan bu çalışmalara çizgi romanın doğasında bulunan popüler kültüre dönük yüzü de eklenince, her iki dizinin devamlılığı garantileniyor.

Manga Shakespear”ler, son derece yaratıcı ve başarılı bir birleşimin ürünleri hiç şüphesiz. Shakespeare’in her kelimesi ayrı ayrı ruhumuza dokunan ve temelde zaten çok popüler olan hikayelerini, günümüzün çok sevilen, çok popüler japon çizgileriyle, Manga’nın dünyasıyla birleşmesi beklenen sonucu vermiş. Bugünün Tokyo’sunda yaşayan anime gözlü sosyetik Japon kızı Juliet’le, sarışın yakuza - rock yıldızı Romeo’nun “muhteşem ve yürekler acısı trajedileri” olsun, karanlık, kasvetli bir siberalemde yaşayan havalı ve füturistik Hamlet olsun manganın enerjisinin doğal yansıtıcıları gibi duruyorlar.

Ntv Yayınları’nın Çizgi Roman Dünya Klasikleri serisi ise özellikle çizimleri, özenli çevirileri ve baskı kaliteleri ile dikkat çekiyorlar. Kitapların sonunda yazara, hikayeye dair verilen bilgiler ise dizinin titiz bir çalışma ürünü olduğunu vurguluyor. Bu seride yer alan klasikler çizgi roman formatına tam oturuyorlar. İçlerinde en dikkat çekicisi Kafka’nın “Dava”sı gibi görünse de Macbeth’in yeri ayrı. Hikaye bir çizgi roman için biçilmiş kaftan. Macbeth’in canını aldığı kralın kanı okuyanın da eline bulaşırken, üç cadının sözleri bizim hayatlarımıza da gölgeli bir ışık düşürüyor sanki… Ama endişelenmeyin, herkes kendine en uygun çizgi romanı seçmekte serbesttir en nihayetinde… 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

“Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı bir üçgen biçimindedir. İki yanı deniz tarafından çevrelenir ve korunur, üçüncüsü ise Rum imparatorların hakimiyetinde inşa edilmiş olan ve şehre karadan girişi engelleyen çift sıra bir sur ile kuşatılmıştır. Sur içinde, birbirine bitişik yedi tepe üzerine inşa edilmiş binlerce ev bir amfitiyatro gibi yükselir.

İnsan niye yaşar? Soyunu devam ettirmek için mi? Adına dünya dediğimiz maddi evrenin yasalarınca hayatta kalmak, bu çerçevede ilerlemek, yükselmek için mi? Yoksa sırra ermek için mi? Eğer öyleyse sır nedir? Bu soruya cevap vermek öyle güç ki, Bosnevi’nin 19.yy’da dediğine geliveririz hemen: “Sırrım sır olmuştur sırrım bilince”.

Psikanalist,  şair ve bir cantadora (Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kimse) Calarissa P.Estés. Onu tüm dünyada olduğu gibi biz Türk okurları da muhteşem çalışması “Kurtlarla Koşan Kadınlar” ile tanıyoruz.

Kahraman mitinin peşinde koşar fantastik edebiyat, insanı insan yapan boşlukların, çatlakların içine sızmaya, oradan da yaşamı var eden temiz ve yüce bir şeyler çıkartmaya çalışır. Olağanüstünü, maddesel gerçekler gibi sağduyuyla kabullenir, içinde eritir. Ortaya çıkan, büyü dediğimiz şeydir.

Auster, tam da böyle yapıyor işte. Demokrasiyle yakından uzaktan alakası olmayan, totaliter rejimlerin varlığıyla beslenen ülkesinden bizlere sesleniyor.

Daha geçen cumartesi Zizek İstanbul’dayken söylemişti, kapitalizmin demokrasiyle bağı kalmadı diye. Kapitalizmin burjuva demokrasisi getirdiği fikrinin/hayalinin artık gözle görülür bir şekilde çöktüğünü, kapitalizmin totaliter rejimlerden beslendiğinin altını çizmişti.

Söyleşi

30 Eylül 1969'da Şili Komünist Parti'den başkan adayı olan Pablo Neruda,  o tarihlerde yaptığı bir konuşmasında “Hayatımı şiir ve politika diye ayırmayı hiç düşünmemiştim,” demişti.

 

 

ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun