Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Sanatın sonunun sonunda...




Toplam oy: 33
Arthur C. Danto
Ayrıntı Yayınları

Bilenler bilirler 1984 yılında bir sanat eleştirmeni ve felsefeci olan Arthur C.Danto, çıkmış altmışlı yıllarda sanatın bittiğini ilan etmişti. Bu ilanı kimileri dikkate almış, kimileri ona gülüp geçmişti geçmesine ama Danto’nun bu anlamda ses getirdiği de bir gerçekti. Üstelik bu açıklamanın ardından sanata dair radikal eleştirilerini ortaya koymaktan hiç geri durmamıştı filozof. Şimdi ise elimizde Arthur C. Danto’nun tüm eleştirilerini kapsayan, onları kuramsal olarak ortaya koyan geniş kapsamlı bir çalışma mevcut. Sanatın Sonundan Sonra; zor bir okuma hiç kuşkusuz, ama yazarın estetik, sanat tarihi, sanat eleştirisi, yerel sanatlar, pop art, sanatın gelecekteki konumu ve hatta müzelerinin sanat ve sanatçı üzerindeki etkileri üzerine açtığı ilgi çekici, geliştirici tartışmalarla da şahane bir kitap.   

Danto, sanat bitti derken aslında Batı sanatının Hegelci anlamda sona erdiğini ve sanatta yepyeni bir çağın açıldığını savunuyor. Ona göre güncel sanatçılar, çağdaş ressamlar, tanımlayıcı gündem olarak tekniğin saflığı üzerinde ısrar eden modernizmin estetik Ortodoksluğundan giderek daha da uzaklaşmaktalar. Bu bir anlamda “saf olanın sona erişi” demek. Düşünür diğer yandan da geleneksel ve modern sanatı tanımlayan büyük anlatıların sona erdiği teziyle, çağdaş sanatın da büyük anlatılara izin vermeyen yeni bir yapı oluşturduğu tezini bağdaştırıyor. 

Tarihin sınır çizgisi ortadan kalkarsa ne olur?

Buna göre hangi alanda verilmiş olursa olsun büyük anlatılar belirli bazı sanat gelenek ve pratiklerini “tarihin sınır çizgisi dışında” diyerek dışlarlar. Ancak “tarihin sınır çizgisi” diye bir şey ortada kalkarsa ne olur? Danto’ya göre bu sınır çizgisi zaten nicedir ortadan kalkmıştır ve sanatta hiç olmadığı kadar çoğulcu, zengin ve hoşgörülü bir döneme girilmiştir, yani hiçbir şeyin hariç bırakılmadığı farklı bir döneme...

Sanatta tarih sonrasını yaşamak demek, resimsel bir üslup taşımaksızın her üslupta ustalaşmış sanatçı kahramanlara ihtiyaç duymak demek, diyor Arthur C. Danto. Bu sanatın sonunda izleyeceğimiz bir mutluluk hikayesi, bir komedi anlamına da gelir. “Sanat tarihi gerçek bir epiktir ve epikler de doğaları gereği tıpkı Dante’nin İlahi Komedya’sındaki gibi nihai bir pırıltı ile son bulur. Kaç felsefi yapıt, sona ermekle kalmayıp mutlu bir son ile bitmez ki? Tüm bu mutluluğun yanı sıra, çağımız sanatın Altın Çağ’ı olsaydı her şey harika olurdu ama şayet trajedinin anlamı çağımızın bir Altın Çağ olmayışı ise, komedyanın koşulları büyük olasılıkla trajedinin garantisidir. Her şeye birden sahip olamazsınız!”

Düşünürün dikkat çektiği diğer bir nokta ise, sanat eleştirisi. “Hiçbir anlatının bulunmadığı ve geçerli bir anlamda her şeyin mubah olduğu bir zamanda”, ne tür eleştirel ilkelerin ortaya konacağının, bu ilkelerin etkilerinin ne olabileceğinin altını çiziyor Danto. Yeni sanat eleştirisinin ihtiyaç duyduğu şey “cisimleşme”dir.  Bu bağlamda, Kantçı sanat eleştirisinin biçimi içerikten ayırması yanlıştır. Söz konusu tez içinde, “güzellik”, ödüllendirdiği yapıtların bir parçası demektir ve eser bizden güzelliğinin anlamına yanıt vermemizi istemektedir. Öylese sanat eleştirisi de biçimi içerikten ayırt etmeden yazılabilir. Danto, ne biçimci olan ne bir büyük anlatının serbesti tanıdığı bir sanat eleştirisinin nasıl yapılacağını ayrıntılı biçimde ele almaktadır.

Günümüzde sanat eleştirisinin en başat görevi, işte bu “tarih sonrası” çağda toplumların yeni sanatı, yeni yönelimleri anlamasını ve yeni kavrayışları anlamlandırmasını sağlayabilmek elbette. Zira, her şeyin mümkün ve meşru olduğu bir zamanda eleştirinin yol göstericiliğine fena halde ihtiyacımız var gibi görünüyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

“Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı bir üçgen biçimindedir. İki yanı deniz tarafından çevrelenir ve korunur, üçüncüsü ise Rum imparatorların hakimiyetinde inşa edilmiş olan ve şehre karadan girişi engelleyen çift sıra bir sur ile kuşatılmıştır. Sur içinde, birbirine bitişik yedi tepe üzerine inşa edilmiş binlerce ev bir amfitiyatro gibi yükselir.

İnsan niye yaşar? Soyunu devam ettirmek için mi? Adına dünya dediğimiz maddi evrenin yasalarınca hayatta kalmak, bu çerçevede ilerlemek, yükselmek için mi? Yoksa sırra ermek için mi? Eğer öyleyse sır nedir? Bu soruya cevap vermek öyle güç ki, Bosnevi’nin 19.yy’da dediğine geliveririz hemen: “Sırrım sır olmuştur sırrım bilince”.

Psikanalist,  şair ve bir cantadora (Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kimse) Calarissa P.Estés. Onu tüm dünyada olduğu gibi biz Türk okurları da muhteşem çalışması “Kurtlarla Koşan Kadınlar” ile tanıyoruz.

Kahraman mitinin peşinde koşar fantastik edebiyat, insanı insan yapan boşlukların, çatlakların içine sızmaya, oradan da yaşamı var eden temiz ve yüce bir şeyler çıkartmaya çalışır. Olağanüstünü, maddesel gerçekler gibi sağduyuyla kabullenir, içinde eritir. Ortaya çıkan, büyü dediğimiz şeydir.

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çok yerinde bir açıklama. Dünyanın nereye gittiğini herkesin görmesi lazım!
57% (41 oy)
Beni ilgilendirmiyor. Bir edebi yapıtın bana ulaşma yoluyla ilgilenmem, ben okuduğuma bakarım.
22% (16 oy)
Bence çok yanlış. Usulsüzlüğü, yasadışılığı övmesi savunulamaz!
22% (16 oy)
Oy veren sayısı: 72

Eski anketler



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun