Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


"Günümüz bilimkurgusu, bugünün teknolojilerini alıp daha da büyütmek şeklinde bir içeriğe sahip değil."


Tevfik Uyar’la söyleşi:


"Günümüz bilimkurgusu, bugünün teknolojilerini alıp daha da büyütmek şeklinde bir içeriğe sahip değil."


Ece KARAAĞAÇ

 

 

 

Tevfik Uyar bir bilimkurgu yazarı, aynı zamanda da uçak mühendisi. “Örgütsel davranış” alanında çalışmaları da var. Diğer bir deyişle bir ayağını bilime, bir ayağını kurguya basan bir isim... Tevfik Uyar’la bilim ve edebiyat arasındaki beslenme kanallarını konuştuk.



Yazarlar kimi zaman bilim insanlarının önüne geçip henüz adı bile anılmayan buluşları hayal edebiliyor. Asimov için modern Nostradamus yakıştırması yapanlar dahi var. Benzer şekilde Jules Verne’in “hayalleri”... Siz edebiyatın bilime ilham verdiğini düşünüyor musunuz?

 

Tabii ki… Her ne kadar günümüz bilimkurgusu bunu yapmayı amaçlamıyor ve fiilen yapmıyor olsa da. Belki bu soruya yanıt vermeye önce küçük bir itirazla başlayayım: Nostradamus’un gelecek öngörüsüyle Asimov’unki farklıdır. Asimov’a o yakıştırmayı yapanlar pek iyi yapmamışlar. Nostradamus’un spekülasyonlarının kaynağı “işkembedir”; Asimov’unki bilimsel verilere dayalı spekülasyonda bulunan beynidir. Bilim de spekülasyona izin verir, lakin çok sınırlıdır. Elinizde başkalarını ikna etmeye yetecek kadar makul veriniz olmalıdır. Bilimkurgu bu açıdan bilimden daha özgürdür. Kimseyi ikna etme sorumluluğu yoktur, hayal gücünün önünde bir set de yoktur, zemin olması yeterlidir. Ancak öyle kehanet gibi de değildir, bir öngörüye dayanmalıdır. “Bugün böyle olduğu için yarın böyle olacağını düşünüyorum,” demektir. “500 yıl sonra kıyamet kopacak,” demek gibi bir şey değil bu.

 

İşte bu nedenle bilimkurgu bilime ilham olur. Bilimkurgu, mevcuda bakıp “Gelecekte ne olacak? Bu nereye kadar gidecek?” demektir. “Mevcudu alıp sündürmek” diyorum ben buna. İlk zamanlarına dönelim bilimkurgunun: Tren mi icat edildi? Ulaşım hızlandı ve demek ki gelecekte daha da hızlanabilir! Süpersonik uçaklar, uzay mekikleri ve en nihayetinde ışınlanma. Gemilerle kıtaları keşfeden ve oraları kolonize eden insan, bir gün Güneş Sistemi’ni, hatta galaksileri de kolonize edebilir. Biyoloji, tıp ilerledi, ortalama yaşam beklentisi uzadı mı? O halde haydi ölümsüzlüğe, çünkü bize bunu tıp sağlayabilir. Sanayi devrimi mi? Otomasyon ve makineler mi? O zaman haydi mekanik insanlara, yani robotlara. Bilimkurgu az çok böyle idi ve bu nedenle de bilime ilham verdi.



İlhamını edebiyattan alan buluşlar denince sizin aklınıza ilk hangileri gelir?

 

Işınlanma fikri bilimkurguda doğdu mesela ve günümüzde bu konuda çalışmalar yapanlar var. Siberuzay, yani zihnen içine girebileceğimiz sanal bir dünya, bizi daha yetenekli kılacak beyin implantları, bilincin bilgisayara aktarımı, tam beyin emülasyonu… Bunları da halihazırda temelleri atılmış teknolojiler olarak sayabiliriz.

 

Bilimkurgularda bu konular sıklıkla ele alındı tabii; ama arkasındaki mekanizmalar tam açıklandı mı dersiniz; hayır elbette. O zaman bilimkurgu değil, bilim yapılmış olurdu. Lakin temelsiz, zeminsiz de değillerdi. Hepsinin bir karşılığı, hayata geçme imkanı var. Hiçbiri doğaüstü değil. Zaten kurguya bir bilimsel anlatı koymadığınızda ya da olan biteni doğal fenomenlerle değil de fantastik güçlerle açıkladığınızda bilimkurgu sınırından çıkmış oluyorsunuz.



Bir yanda da bilimin edebiyata ilham vermesi söz konusu. Bu konuda aklıma gelen ilk örneklerden biri de Andy Wire’ın kaleminden çıkan Marslı. Siz de bilimsel çalışmalarının yanında bilimkurgu da yazan bir isimsiniz. Siz bilimden nasıl ilham alıyorsunuz?

 

Bence Marslı bir bilimkurgu filmi değil. Konusu bilimsel bir araştırma gezisi olan macera kurgusudur. Alternatif bir gerçekliğe ya da geleceğe dair spekülatif bir içeriği yoktur. Mars’ta geçen bir Robinson öyküsü diyelim. Muazzam bir öykü bence, ziyadesiyle de gerçekçi. O başka.


Öykü yazarken bilimden ve felsefeden ziyadesiyle yararlanıyorum.  Bazen fikrimin kaynağı doğrudan akademik literatür oluyor. Mesela “Yüz Elli” isimli öykümün ana fikri, Fermi Paradoksu’na dair literatürü tararken zihnimde canlandı. Derleme bir makale yazma fikriyle yola çıkmıştım ama makale değil, öykü doğdu.

 

 


Sizce bilimkurgu bir gelecek öngörüsü müdür, yoksa bugünden geleceğe yapılan bir uyarı mı?

 

Günümüz bilimkurgusu, klasik bilimkurgular gibi “mevcudu sündürmek,” yani bugünün teknolojilerini alıp daha da büyütmek şeklinde bir içeriğe sahip değil. Nasıl ki hemen her alanda disiplinlerarası olmanın önemi artıyorsa, bilimkurguda da öyle bir eğilim var. 1980’lerden beri doğabilimsel spekülasyonların yanı sıra karmaşık toplumsal ilişkiler de derinlemesine ele alınıyor. Eskiden daha çok ütopya da distopya şeklinde olurdu bu. Şimdilerde daha gerçekçi. Daha gerçekçi olduğu için de “Aman haaa!” diye parmağını sallıyor aslında bize. “Küresel iklim değişikliğini engelleyemezsek böyle olur,” diyor. “Teknoloji insanlığı şu şekilde değiştirir,” diyor. Bu açıdan ele alırsak “kaygı” temelli bir uyarma eyleminden rahatlıkla bahsedebiliriz.



Bilimin bu denli ilerlemediği ve bilginin yaygınlaşmadığı zamanlarda bilimkurgu yazmak, okuru yazılanlara ikna etmek daha mı kolaydı sizce? Bilimin yükselişi bilimkurgu yazarlarının işini zorlaştırıyor diyebilir miyiz?

 

Siz sorana kadar hiç düşünmemiştim bunu. Sanırım öyle. Fakat buna bilimin yükselişi neden oluyor demeyelim. Disiplinler arasındaki sınırların erimesi ve okurun daha bilgili, bilinçli olması, bilimkurgu yazarlarını daha orijinal, daha dikkatli ve elbette daha nitelikli bir eser yazmaya zorluyor. Fakat bu yanıtımda yanılma payım olsun. Burada bilimle ilgilenen bir bilimkurgu yazarı olarak tarafsız bakmayı başaramamış olabilirim.

Peki sizce bilimin ilerleyişi, insanlığı –birçok bilimkurgu eserde öngörüldüğü üzere– bir yıkıma mı götürecek?
Bilimin ilerleyişi değil, ama insanın yaşayışı, türeyişi ve nihayetinde paylaşım savaşı buna neden olacak. Ben bu konuda kısa vadede iyimser ama orta ve uzun vadede kötümser olanlardanım. Uzun vadede bildiğimiz düzenin ilerleyeceğini düşünmüyorum. Ya tamamen yok oluruz ya da az sayıda homo sapiens hep var olma hakkını elde eder. Kurulan o güzel hayaller, herkes için değil, ayrıcalıklı bir kitle için geçerli olur. Bunu ister öngörü olarak kabul edin, isterseniz “Nostradamusvari” bir kehanet olarak.

 

 

 


 

 

 

Lettering ve görsel çalışma: Christopher Çolak




Toplam oy: 112

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Söyleşi

Ahmet Faruk Kayral ile söyleşi:


"Her şeye rağmen, yine de bu konuyla ilgilenen binlerce kültürlü insan var."


Ece KARAAĞAÇ

 

 

 

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.