Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

			

Üye Eleştirileri


Üye Eleştirileri

Cevdet Bey ve Oğulları

Orhan Pamuk
İletişim Yayınevi

Orhan Pamuk'tan kuşakların senfonisi!

Müslüman alaturka kimliği olan bir tüccardan başlayor hikaye. Ve tüccar Cevdet'in oğlu Refik ağırlıklı ikinci bölümle Refik, Ömer, Muhittin üzerinden o dönemin üst kesiminde olan tiplerin bir irdelemesini görüyoruz. Hırslarıyla, meraklarıyla, kinleriyle, tutkularıyla değişik renkli bir kurgu dünyası var. Tabii burada otobiyografik şeyler de var.
Mesela 3. bölümde ana kahraman olan Ahmet - ki ikinci bölümde Refik herkes gibi Ahmet koyarız falan diyordu - o zamandan sinyali veriliyor, sanki Orhan Pamuk'un kendisini baz aldığı bir karakter gibi gelir bana. Yazar da Ahmet gibi ressamlıkla uğraşmıştır. Bir de Muhittin bana Necip Fazıl'ı hatırlatıyor. Çok benzer noktaları var. Necip Fazıl'da açık bir Baudlaire etkisi var bu böyledir. Muhittin de Baudlaiere'in etkisinde  birisidir. Baudlaireciliğinden konuşulurken mesela o Ötüken Dergisi'ndeki faşizm misyoneri herif Baudlaire tesiriyle zehirlendiğini dllendiriyordu! Bir de 30'unda ölmeyi pllanlıyor bu Muhittin iyi şair olamazsa! Mektup falan yolluyor hatta Refik'e sonra. Bu intiharı düşünürken vapurla iskele arasına atlamayı planlar. Necip Fazıl da bir vapurda hayatını değiştiren biriyle karşılaşır (Bu zorlama oldu evet:). Ve 30'undan sonraki bir yaşta değişir başka bir adam olur.

İkisi de bohem yaşarken milliyetçi rengi olan bir dünyaya adım atıyorlar. Muhittin geneleve, meyhanede sürten bir adamken Ap milletvekili oluyor. Necip Fazıl'ın sağa kayışını da araştıranlar okuyanlar anlar. O da yeri gelmiş politikacılarla bir mecliste yer almıştır.

Son benzerlik en güçlü olanıdır. Muhittin bir yerde "Ben şairliği cücelere verdim" der romanda. Necip Fazıl da "Ver cüceye, onun olsun şairlik" der Çile şiirinde.

Genel olaraksa kitabın hacmi kocaman ama eğlencesi de kocaman. Tavsiye ederim. Orhan Pamuk sallama kitap yazmaz. Adam kendisi diyor; "Ben iğneyle kuyu kazıyorum." diye. Evet bu kitap 4 (74-78) yılda yazılmış bir emek ürünüdür. Orhan Pamuk'a bundan başlayın. Beyaz Kale mesela kurgusu ve dili ağır bir kitapdır. Tam anlaşılamaz kolayca. Ama bu kitabın yanında incedir. Ama Cevdet Bey ve Oğulları okunubilitesi daha yüksek, duru bir kitaptır.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Üye Eleştirileri Yazıları

Roman hakkında bir şeyler yazmak gerektiğinde “bizde” izlenen usul, çoğunlukla yazarın dünyası ve kendisi hakkında oluşmuş genel kanaat üzerinde kanat çırpmayı gerektirmeyen bir uçuşla yazarla (ya da politik olarak mahkum edilmiş bir yazarsa “çoğunlukla”) aynı gökyüzünü paylaştığı izlenimi veren satırlar arasında süzülmektir. Ne de olsa böyle bir usulde romanı okumak da gerekmez.

Kitabın ismindeki aşkı görünce hem ilgimi çekmiş hem de romantik bir şeyler okuyacağımı düşünmüştüm. Ama kitabı okumaya başlayınca hiç de öyle olmadığını görüp, bir günde okuyup bitirdim. Çok az kitapta yaşadığım o nefessiz kalmayı yaşadım. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza´sında ki çarpıcılığı hissettim. Tam evet tam bir aşk romanı! Aşkı en çarpıcı ve vurucu biçimde anlatmış.

Felsefe devrimsel değil birikimsel bir süreçtir ancak bu birikimli yapının bazı devrimcileri vardır. Marquis de Sade işte bu devrimci filozoflardan biridir, hatta en başta gelenlerindendir, çünkü de Sade dokunulması en güç şeye dokunmuştur, en büyük tabuyu devirmiştir.

'Hatıra' sözcüğü hep tek yumurta ikizi 'Hüzün'le gelir insanın aklına. Öyle ki, ne kadar hoş, ne kadar eğlenceli anlarınızı hatrınıza getirirseniz getirin, attığınız en şiddetli kahkahaların ardından çöküverir o hüzün üzerinize. Bir daha o günlere dönemeyecek olmanın hüznü. 'İstanbul Hatırası' da tam böyle bir kitap.

Christopher Priest’ın bol ödüllü fakat ülkemizde ancak film uyarlaması ile adını duyurabilmiş ve hala daha pek de okunmamış romanı bizi eğlencenin kanlı canlı olduğu zamanlara götürüyor.

Söyleşi

Öğrenciler ile söyleşi: "Edebiyatın nabzı arka sıralarda atar!"

 

Emre BAYIN

 

ŞahaneBirKitap

"Flaubert 'İşinin başındaki yazar, evrendeki tanrı gibi olmalıdır; her yerde vardır ama hiçbir yerde görünmez,' dediği ünlü sözünü 1852'deki bir mektubunda yazmıştı. 'Sanat ikinci bir doğa olduğundan, bu doğanın yaratıcısı da benzer bir işleyişe sahip olmalıdır. Bırakın her atomda, her boyutta gizli, sonsuz bir vurdumduymazlık hissedilsin.

FikriSabit

Kezban Akcalı, Türkiye'deki editör-yazar kopukluğundan ve çok satanlar listelerine bakarak yayın gündemini belirleyen yayıncılardan dert yanıyordu.

Eylül ayının ve kuşkusuz 2014 yılının yayıncılık alanındaki en büyük kaybı oldu Kezban Akcalı. Koskoca bir ömrü yayıncılığa vermiş, yayıncılığın seyrini etkilemiş bir kadının, güçlü bir ismin kaybı... 1960'lı yılların sonunda May Yayınları'nda yayıncılık hayatına başlamış, Milliyet Yayınları'nda görev almış ve Onk Ajans'ta sekiz yıl geçirdikten sonra Akcalı Ajans'ı kurmuştu Kezban Akcalı.