Eleştiri Arşivi

Eleştiri // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
Haruki Murakami, yazmaya 1981 yılında, yani 32 yaşındayken başladı. O sıralarda, Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında kitabında anlattığı roman kişisi gibi, bar işletiyordu ve hayatında okumaya olsa bile yazmaya pek yer yoktu. Roman yazmayı düşünmeye başladığı tarih ve saati ise çok net hatırlıyor: 1 Nisan 1978 günü, öğlen 13:30 sıraları...

//php print_r ($fields); ?>
Yazarın biri, bir gün, ünlü Villa Medici’nin kütüphanesinde araştırma yaparken, Michelangelo’nun biyografisinde az bilinen bir detay yakalar. Osmanlı Sultanı II. Bayezid tarafından, Michelangelo’ya yazılmış bir mektuptan, İstanbul’da bir köprü inşa etmek üzerine bir iş teklifinden söz edilmektedir. Böyle bir davet gerçekten var mıdır? Michelangelo İstanbul’a gelmiş olabilir mi?

//php print_r ($fields); ?>
Son sözü baştan söylemeli: Dünyayı bize getirenler var. Kendi tarifleriyle, bir binayı son tuğlasına kadar yıkıp yeniden kuruyorlar. Her dilin neredeyse sonsuz bir evren olduğunu düşünürsek, onlar müthiş bir paralel kozmik yolu önce tek başlarına geçiyorlar, ardından bize el veriyorlar... İyi çevirmenlerin emeği ölçülmez herhalde. Annemin dediği gibi, onların ekmeğini kıyıp yiyemezsin!

//php print_r ($fields); ?>
Klasiklerin, özellikle de Suç ve Ceza'nın çizgi roman uyarlamasının çıktığını öğrendiğimde

//php print_r ($fields); ?>
Behçet Çelik’in Diken Ucu adlı öykü kitabı,’Huzurlu tabloda huzursuz ayrıntılar’, ‘Dünyayı onlardan koru’, ‘Ya da sahiden kayıyorduk zamanda’ bölüm başlıkları altında gruplanmış on dört öyküden oluşuyor.

//php print_r ($fields); ?>
Bir öykü kitabını elinize aldınız, içinden prospektüs çıktı. Ne yaparsınız? Çoğumuz prospektüsü okuma zahmetine katlanmadan, alışageldiğimiz şekilde kitabımızı okuruz: Günde iki veya üç öykü, tercihen bol sıvı ile. Bazı meraklı okuyucular ise prospektüsü satır satır okur ve tüm endikasyonlardan haberdar olmak ister. Bazıları yalnızca bir aksilikle karşılaştığında prospektüsü açar.

//php print_r ($fields); ?>
Eski bir Türk atasözü şöyle der: "Yaşamış eşek insan gibidir." Atasözünün yaşlandıkça bilgeleşen insana benzettiği eşeğin gerek Batı gerekse Doğu edebiyat tarihinin çeşitli metinlerinde insandan da bilge bir canlı olarak baş tacı edildiğine tanık oluruz. 15.

//php print_r ($fields); ?>
Bu yılın başınsa Haiti 7 şiddetinde depremle sarsılıp, binlerce kişi hayatını kaybettikten sonra tüm dünyadan yardım yağmıştı. Bu yardım faaliyetinin içinde ABD’ninki özellikle göze çarpıyordu. ABD, yiyecek ve sağlık yardımının yanında ülkedeki yağma olaylarını önlemek ve istikrarı sağlamak amacıyla Haiti’ye on bin asker indirmiş, başkentin havaalanının kontrolünü almıştı.

//php print_r ($fields); ?>
Birine aşık olduğunuzu nasıl anlarsınız? Kalbiniz mi çarpar önce? Yoksa yüz kaslarınıza mesnetsiz bir gülümseme mi yerleşir? Ya da uyku mu tutmaz geceleri? Peki birine artık aşık olmadığınızı nasıl anlarsınız? Göz göze gelmekten kaçınmaya başladığınızda mı? Yatağınızın diğer yanını boş bulduğunuzda mı?

//php print_r ($fields); ?>
Bizde biyografi geleneği kısmen gelişmiş olsa da, yazarların hayatlarını anlatan filmler pek yoktur. En fazla TRT'nin sipariş verdiği ve devlet ideolojisinin süzgecinden geçirdiği yazar-belgeselleri bulabiliyoruz. (Bkz. Sabahattin Ali belgeseli). Benim bildiğim, bu belgeseller dışında hayatı film yapılan tek edebiyatçı Nazım Hikmet.
















