Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Okuma Köşesi

Elif Tanrıyar

Düğüne gitmek, yaz aylarının en popüler aktivitelerinden… Sizi bilmem ama kelebekle biz bu düğün dernek olaylarından fazlasıyla bunalanlar grubuna giriyoruz. Yine de geçenlerde hatrını kıramayacağımız bir dostumuzun düğününe davet edilince, gitmek zorunda kaldık.

 

Mert Tanaydın

Her gün karşılaştığımız, yolda yan yana geldiğimiz, dersimize giren, aynı binada oturduğumuz, belki de yakından akraba olduğumuz birisinin, ahlaki olarak netameli bir durumdan suçlandığını ve hatta hüküm giydiğini duyduğumuzda, ne hissederiz acaba? Sosyal medyada bol keseden harcadığımız “ahlaki yargılarımız” ne kadar yerindedir?

Hasan Cömert

Oyunlar filmlere, filmler dizilere, klasikler yenilere, yabancılar yerliye, romanlar dizilere, hikayeler, çizgiler, şarkılar, gazete haberleri vb her şey başka bir şeye uyarlanıyor. Birçoğu çöp olarak, hafızamıza uğramadan silinip yok oluyor, bir kısmı ise uyarlandığı eserin hakkını veriyor; kimi zaman aslını da aşıyor.

  

Eleştiri

A. Ömer Türkeş

Fatih Öcal ilk romanı Mayıs’ta yakın tarihin güncel siyasi olayları etrafında gelişen, gerilimli bir polisiye hikaye anlatmış. Mayıs, siyasetle iş dünyasının, iş dünyasıyla uluslararası sermayenin iç içe geçmiş ilişkileri ve üçüncü dünyada çevrilen karanlık oyunlar etrafında kurgulanmış bir roman.

Tuğçe Isıyel

"Freud'un kitapları çok ağır, hiçbir şey anlamıyorum", "Psikanaliz hep böyle sıkıcı mı?", "Psikanalizi anlatan kitapların dili hep böyle karmaşık olmak zorunda mı", "Psikanalizi çok merak ediyorum ama okudukça kafam karışıyor" gibi cümleleri birçoğumuz duymuş veya içimizden geçirmişizdir.

 

Gizem Koçak

Çizgisiz kağıda düz başlayan ama aşağı doğru kayan satırlar gibidir hayat. Birçoğumuz, o günleri bir kere olsun kaydırmadan, hayallerin ve beklentilerin rotasından çıkmadan yol almak isteriz. Fakat hayat mutlaka çizdiğimiz rotadan çıkar. Harun Candan’ın kaleme aldığı Hayalname de böylesi bir rotadan çıkış hikayesi işte.


Editörün Seçtikleri

Kıyamet
Andrej Nikolaidis // Çev. Akın Terzi // Aylak Kitap

"Kıyamet, adeta patlamaya hazır üç katmanlı bir karışım: Amansız bir soruşturma, gitgide yaklaşan küresel bir felaketin hikâyesi ve küçük bir Balkan şehrindeki gündelik hayatın tasviri. Düşünün ki Dashiell Hammett, Umberto Eco ile buluşuyor, sonra ikisinin arasına Orhan Pamuk katılıyor!

 
Ketum Kahraman
Mario Vargas Llosa // Çev. Havva Mutlu // Can Yayınları

"Bu ülkede küçük de olsa bir uygarlık alanı yaratmak olanaksız," diye geçirdi aklından. "Barbarlık her şeyi önüne katıp sürüklüyor." Karamsarlığa kapıldığı zamanlarda yaptığı gibi yine, gençliğinde gidip başka ülkelerde kendine bir yaşam kurmak yerine, burada, Lima denen bu korkunç şehirde kalmaya karar vermekle ne kadar yanlış bir şey yapmış olduğunu düşündü.

 

Büyük Yönetmenlerin Gizli Hayatları
Robert Schnakenberg // Çev. Emre Gözgü // Domingo Yayınevi

Tamam, yaratıcılıkta sınır tanımayan bu şahsiyetlerin sizin bizim gibi hayatları olmasını zaten beklemiyorduk. Ama Francis Ford Coppola hangi akla hizmet 3D pornografik film çekmiş olabilir ki? Ya da Chaplin neden haftalarca banyo yapmayı reddeder? Stanley Kubrick uzaylı paranoyasını bir sigorta poliçesiyle taçlandırdı mı?

 
Mastürbasyon İlmi Üzerine
Mark Twain // Çev. Barış Tanyeri // Altıkırkbeş Basın Yayın

Herkesin kadın cinselliğinin bastırılması üzerine ahhkam kestiği bir ortamda, erkek cinselliğinin nasıl baskılandığı konusunda değişik bir okuma. İnsanın ayağa ilk defa ellerini mastürbasyon yapmak için serbest bırakmak amacıyla kalktığına inanmak için sebebimiz var.

 

(Tanıtım Bülteninden)

Söyleşi

William Faulkner ile söyleşi: "İlham bana hiç gelmedi"

 

Jean STEIN

 

ŞahaneBirKitap

Karşılıksız aşk bir yana, imkansız aşkı kim yaratır ki toplumsal kodlardan başka? İnsanın varlığının her zerresinde duyumsadığı kaşılıklı arzu ve ihtiyacı, toplumun değer yargıları yargılayıp suçlu buluyorsa eğer, kendi mütevazı yaşamını bir efsaneye dönüştüren güce, her şey olup bittiğinde herkes saygı duyacaktır.

FikriSabit

Yazarın nafakası yok. Ama keyfinin kahyası da yok. Ne isterse yazar ya da yazmaz. İşte burada devlet üzerine tereyağ sürülmüş bir dilim ekmekle çıkıveriyor karşısına.

İlk önce kısa bir hafıza tazeleme yapalım. İskender Pala bundan iki yıl önce, Nisan 2012'de muhafazakar sanat (MS) manifestosunu yayınlamıştı hatırlarsanız.