Dosya Arşivi

Dosya // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
“Çok okuyan mı bilir, çok insan tanıyan mı?” Geçtiğimiz günlerde bizim kelebeğin sorduğu soru buydu. Onu iyi tanıdığım için bu sorunun bahane olduğunu, arkasından anlatmak istediği bir konunun geleceğini biliyordum.

//php print_r ($fields); ?>
Yaklaşık iki yıllık bir süre içinde yenilenerek birkaç ay önce tekrar hizmete giren Yapı Kredi Kültür Sanat binası, kültür sanat takipçilerini bir hayli heyecanlandırdı. Hatta belki de bir süredir İstiklal Caddesi'ne uğramayanlar, yollarını bir kez daha o tarafa düşürdüler.

//php print_r ($fields); ?>
Yayın ve televizyon piyasası gün geçtikçe daha koordineli çalışır hale geliyor. Yaratıcıların ve yapım kuruluşlarının bağlantılarını kuran aracılar çoğaldıkça ve işbirlikleri taraflara tatmin edici sonuçlar sağladıkça; kitabevi rafından elimize aldığımız bir yapıtın, belki önce belki sonra, elimizin altındaki herhangi bir cihazın ekranına yansıma ihtimali artıyor.

//php print_r ($fields); ?>
Patricia Highsmith’in yarattığı, edebiyat tarihinin unutulmaz antikahramanı Ripley, biri Türkçeye ilk kez çevrilen beş kitabıyla birlikte Can Yayınları’nda… Patricia Highsmith’in bütün dünyada tanınan ve beğenilen ünlü “Ripley” dizisi, Ripley ve Peşindeki Çocuk’un da çevrilmesiyle ilk defa bir bütün olarak Türkçede yayımlanmış oldu.

//php print_r ($fields); ?>
Romana bakmanın yolları
Ersan Üldes’in Zafiyet Kuramı, romanın sınırlarını genişleten oldukça farklı bir kitap. Düzenlenişi, konusu, taşlamaları, “cin fikirleri”yle oldukça yenilikçi bir tutum sergilenmiş ve edebiyat dünyasının merak edilen kimi magazinsel yanları da metne dâhil edilmiş.

//php print_r ($fields); ?>
8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde daha adil, daha eşitlikçi, daha yaşanası bir dünya hayalini paylaşıyoruz. Fakat bu dünyanın kendi kendini var etmeyeceği de aşikar. Peki biz neler yapabiliriz? Dünyayı tek bir hamlede değiştiremiyorsak bile onu değiştirmeye bir yerlerden başlayabilir miyiz? Dahası, başka bir dünyayı gerçekten de mümkün kılabilir miyiz?

//php print_r ($fields); ?>
Hangi kitapların "klasik" unvanını hak ettiği hep tartışmalı bir konu olmuştur. Bir kitap neden klasiktir? Edebiyat tarihçilerinin onayını aldığı için mi? Çıktığı dönem edebiyatta bir kırılma yarattığı için mi? Bir şekilde insanlığa dair benzersiz bir noktayı kavrattığı için mi? Kuşaktan kuşağa aktarılırken tesirinden bir şey kaybetmediği için mi?

//php print_r ($fields); ?>
İstanbul’da yaz mevsiminin ayak sesleri duyuluyordu. Üniversitedeki bahar döneminin son dersinde felsefe hocam Cemil Güzey, okuma listesi çıkardı. Uzayıp giden listede bir kitap ismi hemen gözüme çarptı; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Bu üç kelimeyi yan yana okuyunca heyecanlanmıştım.

//php print_r ($fields); ?>
Eğer o “kötü” dediğimiz insanın şartlarına doğsaydık, onun kötülüklerinin hiçbirini mi yapmayacaktık yani? Nedenler ve sonuçlar arasında bir araç olan “insan”a niçin böyle öfkeliyiz? Eğri tarafını düzeltmek için “kötülük” yapıyorsa birisi (yani ona “napıyorsun” dersen cevabı “düzeltiyorum” olacaksa eğer) kötü ile iyinin arasındaki mesafe gerçekten nedir? Mutlak iyi veya kötü, var mı?

//php print_r ($fields); ?>
Ayrıntı Yayınları, otuzuncu yılını kutluyor. Kutlama etkinlikleri kapsamında bu ay başına kadar (8 Mart) ziyaret edilebilen “Kitabın Yazgısı (fata libelli)” başlıklı bir serginin yanı sıra bir dizi atölye ve seminer de gerçekleştirildi.

















