Dosya Arşivi

Dosya // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
Baharın erken gelişiyle dışarıda daha çok vakit geçirmeye başlayan kelebek, pencereden, “Çiçek kokularıyla dolgunlaşan hava gönlümüzü bir saadet vaadiyle kaplar,” diyerek giriverdi. Çiçek kokularının peşinde uçup durmuş bizimki. “Saadetin daim olsun. Abdülhak Şinasi Hisar’ın Boğaziçi Mehtapları’ndan mı o alıntı?” diye sordum.

//php print_r ($fields); ?>
İnternet üzerinde yayın yapan “televizyon” kanalları arasındaki rekabet, bu yaz Netflix’in, janr severlere armağan ettiği Stranger Things kisvesinde o beklenen meyveyi verdi. Merkezine, onlu yaşlarının başındaki Will Byers’ın 1983 yılında, yaşadığı küçük Amerikan kasabasında ortadan kayboluş hikayesini alan dizi, 80’ler pop kültürüne yazılmış bir aşk mektubu gibi.

//php print_r ($fields); ?>
Hangi kitapların "klasik" unvanını hak ettiği hep tartışmalı bir konu olmuştur. Bir kitap neden klasiktir? Edebiyat tarihçilerinin onayını aldığı için mi? Çıktığı dönem edebiyatta bir kırılma yarattığı için mi? Bir şekilde insanlığa dair benzersiz bir noktayı kavrattığı için mi? Kuşaktan kuşağa aktarılırken tesirinden bir şey kaybetmediği için mi?

//php print_r ($fields); ?>
Eğer o “kötü” dediğimiz insanın şartlarına doğsaydık, onun kötülüklerinin hiçbirini mi yapmayacaktık yani? Nedenler ve sonuçlar arasında bir araç olan “insan”a niçin böyle öfkeliyiz? Eğri tarafını düzeltmek için “kötülük” yapıyorsa birisi (yani ona “napıyorsun” dersen cevabı “düzeltiyorum” olacaksa eğer) kötü ile iyinin arasındaki mesafe gerçekten nedir? Mutlak iyi veya kötü, var mı?

//php print_r ($fields); ?>
Yazar yönüyle veya müzisyenliğiyle öne çıkan sanatçıların, gizli kalmış diğer yeteneklerini keşfetmekte insanı cezbeden bir yan var. Marilyn Monroe'nun şiirleri de, Hans Christian Andersen'in çizimleri de, Flannery O'Connor'un karikatürleri de insanda böyle bir etki yaratıyor.

//php print_r ($fields); ?>
Erik Satie’nin en çok "Gymnopédies" ve "Gnossiennes" isimli besteleriyle tanındığına, sevildiğine kimsenin itirazı olmaz. Hatta yaşarken, kendisinin de itirazı olmamış ama müziğinin “sıkıcı” olduğunu da söyleyip durmuş. Satie’yi tanımayanların bile bu parçaların melodilerini duymuş olmaları yüksek ihtimal. Kulağı modern müziğe açık olanları kastediyorum elbette.

//php print_r ($fields); ?>
Bizim kelebek son zamanlarda hiç olmadığı kadar coşkuluydu. Baktım bloguna, “Güzel insanlar benim doğal yaşam alanım olan parka, ağaçlara sahip çıktı. Üstelik orada bir parkta yapılacak en güzel eylemin kitap okumak olduğunu gösterdiler,” diye yazmış.

//php print_r ($fields); ?>
Yayımlanan ilk romanı Trendeki Yabancılar, aynı yıl içerisinde Alfred Hitchcock tarafından sinemaya uyarlanan Patricia Highsmith, televizyon ve sinemadaki popülaritesini o zamandan beri hiç kaybetmedi; eserleri perdeye uyarlanmaya devam ediyor. 65 yıldır sinemayı etkileyen Highsmith, bir yüzyıl kadar daha “polisiye romanın filozofu” olarak yönetmenlere ilham verecek büyük olasılıkla.

//php print_r ($fields); ?>
Bir gün bir roman yazarsınız ve hayatınız değişir: Romanınız edebiyattan anlamayan insanlar tarafından okunur, siyasi ve dini liderler tarafından şeytanlaştırılırsınız, taşlanmanız ya da kitabınızın yakılması yetmez, öldürülmeniz gerektiği söylenir. Kütüphanelerin insanı olmaktan çıkar, jeostratejik paylaşım mücadelelerinin manevralarından biri haline gelirsiniz.

//php print_r ($fields); ?>
Keşfet'in bu ayki konuğu Genç Osman.
Sizlere keşfetmeniz için Yaşar Kemal’in Kuşlar Da Gitti isimli kitabını öneriyor, hem de kendi el yazısıyla!
Bu kitaptan hiçbir cümlenin altını ise çizmiyor: “Kitaba kıyamadığım için çizemiyorum; ama aynı sebepten dolayı da sevdiğim bir cümleyi ertesi güne unutmuş oluyorum...”
