Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


İstanbul'da ölüm kaçınılmazdır (eğer taksiye biniyorsanız)


NED BEAUMAN: İstanbul'da ölüm kaçınılmazdır (eğer taksiye biniyorsanız)

 

Elif Bereketli

 

 

Önce Boksör Böcek yayımlandı. Doğrusu mu, biraz söylenmiştim huysuzca "Anglosakson oldun mu iş tamam, kaç yaşında ne yazarsan yaz, her dile çevrilecek!" diye. Gönülsüzce göz attım genç yazar Ned Beauman'ın bu ilk kitabına. Bu göz atışın sonu, iki gün sonra, kitabın yayıncısı Domingo'ya attığım tebrik e-postası ile gelecekti. Bağlar, detaylar, dinamizm... Beauman, kesinlikle çok zeki bir yazardı.

 

 

Sonra Beauman'ın Tanpınar Edebiyat Festivali için Türkiye'ye geldiğini duydum. Onu bir de konuşurken görmek güzel olacaktı. Talihtir ki, iş yalnızca bununla kalmadı, üstüne bir de Beauman'ın bir süre İstanbul'da yaşamak istediğini öğrendim. Bohem bir yaşam sürüyordu, romanlarını dünyanın dört bir tarafında yazmak, kentlerin ruhuna dalmak istiyordu.

 

 

Zaten bir 'ortak' aradığım evime buyur ettim kendisini. "Sevgili Yazar Ned Beauman", oldu benim için "Naber Ned". İki ay boyunca onun İstanbul'u günbegün tanıyışına şahit oldum. Sık sık ona garip, bana olağan gelen bir hikayeyi taşıyordu salona. Başta biraz klişe kaçan soruları; zaman sonra zekayla örülü ve benim de kent algımı açan muhabbet fişekleyicilerine dönüşme belirtileri göstermişti ki, kendisi Londra'ya doğru yola koyuldu.

 

 

Ben onunla İstanbul'u konuşmayı hep çok istedim. Sonunda dayanamadım. Odamdan sorular yazdım ona, küçük salonumuzdan geçti, onun odasına ulaştı. Şimdi de yanıtlarıyla birlikte, sizde.

 

 

 

İstanbul'da iki aydan fazla bir süre yaşadın. Yaşadığın İstanbul'un, Batı (sanat) dünyasınca algılanan İstanbul'dan ne farkı var?


En azından İngiltere hakkında konuşabilirim sanıyorum. Türkiye hakkındaki izlenimlerimiz, Türk restoranlarının iç mimarisi ve James Bond filmlerinden geliyor. Bir başka deyişle, biraz Anadolu kırsallığı, biraz da Aya Sofya. Gariptir, sürekli haberlerde olduğu için, Irak gibi bir yer hakkında daha detaylı bir bilgiye sahibiz, oraya büyük ihtimalle hiç gitmeyecek olsak bile.



Londra, New York ve Berlin gibi Batı başkentlerinden sonra, neden İstanbul'u seçtin o halde?

 

Çünkü Tanpınar Edebiyat Festivali'ne davet edilmiştim, gerçekten de bir hevesle geldim. Ama birkaç yıl önce sanat eleştirmeni olan bir arkadaşımla da ziyaret etmiştim burayı. Böylece, buradaki güncel sanat sahnesinin gelişmeye başladığını görmüş bulundum. Bu, benim yaşayacağım yere karar vermemde büyük bir etken, çünkü  çağdaş sanat dünyasının dinamik olduğu bir yerde, uluslararası ziyaretçileri kabul etmekte çok iyi. Ve tabii ki de, Türk bir yayımcı iki romanımı da satın almıştı, o yüzden ülkenizin kusursuz bir zevke sahip olduğunu biliyordum!

 

 

 

Peki sana "Evet, bu zaten ancak İstanbul'da olabilirdi!" dedirten deneyimler yaşadın mı?

 

Galiba bu şehirle ilgili en sevdiğim şey sokak kedileri. O nedenle gelişimin ilk haftasında Teşvikiye'de brunch yaparken, bir kedinin gelip bizimle takılması çok hoşuma gitmişti! Tokyo'da, insanların böyle bir şey yaşaması için, gerçekten de para ödemesi gerekir. Ayrıca, bir Efes için 11 lira ödedim, bu da anca İstanbul'da olur.

 

 

 

 

İstanbul, Batı dünyasının görmek istediği gibi, 'kültürlerin karışımı' filan mı sence de? Kültürleri karışırken gördün mü hiç İstanbul'da? Bana sorarsan, şehre bölge bölge serpiştirilmiş kültürler var, bütün olan biten bundan ibaret.


Katılıyorum. Soho House'ın burada 2014'te açılacak olması gerçekten de ilginç; hem de, sadece açılıyor olması yeterince sembolik değilmiş gibi eski Amerikan Konsolosluğu'nda açılacak! Sadece üyelerin girebileceği bir kulüp, mesela konsolosluk yerine etrafı çevrilmiş bir bölge, Beyoğlu'nda etrafı çevrilmiş bir bölge. İstanbul genelde 'Doğu ve Batı arasındaki köprü' olarak pazarlanıyor ama ciddi anlamda bir birleşme yok.

 

 

Londralısın. Şehirler Londra'ya konumuna göre "doğu"laşmaya başladıkça, Anglosakson klişeleri daha yoğun hissedilir hale gelmiyor mu sence de? ABD'nin dahi değil, özellikle İngilizlerin klişelerini çok ağır buluyorum. Üstelik yalnızca İstanbul'a dair değil, kendi dünyalarına ait hissetmedikleri yaşam belirtilerine karşı.



Çok değil. Sen bir de Londralıların, kendi ülkelerindeki sadece birkaç yüz kilometre kuzeylerinde bulunan şehirler hakkında düşündükleri klişeleri duy! Ayrıca, bir anlamda, klişeler cahillikten daha iyidir. İngiliz birine, ondan Taşkent hakkında üç şey söylemesini istediğini bir hayal etsene.

 



Birdenbire ve  bitttabi nedensizce, bir anda İstanbul'un belediye başkanı olsan, hemen değiştireceğin beş şey ne olurdu?

 

1. Yaya geçitlerini ve çöp kutularını beş kat arttırdım.

2. Harbiye'deki Gösteri Merkezi'nin etrafındaki bütün alanı geliştirirdim ki, o kadar tenha durmasın.

3. Alkol vergisine karşı savaşırdım. 

4. Tüm turistleri, kokoreç denemek için zorlardım. (Sıkı vejeteryanların haricinde...)

5. İstiklal'i batı ve doğu şeridi olarak ikiye ayırırdım.

 

 


İstanbul dışında, Türkiye'nin başka yerlerini görebildin mi? Malum, İstanbul Türkiye'nin içinde bir başka ülke...



Sadece o kadar hevesli bir gezgin değilim! Geçtiğimiz 1,5 yıldan beri iki bavulla yaşayan biri olarak, bunu söylememin garip kaçtığını biliyorum ama yeni bir yere giderken belirli bir nedenim olsun istiyorum, ya da en azından orada yaşayan birkaç arkadaş. İnsanın kendi kendine yaptığı gezi ve kısıtlı zamanda yapılan gezmeleri beceremem. Belli belirsiz Ankara'da bir okuma yapmamın dışında, en uzak Kilyos'a gittim; orada, soğuk bir plajdaki köpeği konu alan bir sanat filminin çekilmesinde birkaç kişiye yardımcı oldum.

 

 

 

 

 

 

İstanbul deneyimin, bundan sonra yazdıklarında hissedilir ya da görünür olacak mıdır?


Şu anda herhangi bir kitabımın İstanbul'da geçmesini planlamıyorum, ama en azından burada geçen bir kısa öyküye başladım. Daha geniş anlamda yaratıcılığımın  üzerinde etkisini de söylemem güç, ama dilini konuşmayıp yine de güzel vakit geçirdiğim bir ülkeye taşınabileceğimi mutlulukla doğrulayabilirim; çünkü önümüzdeki yıllarda vereceğim büyük kararların çoğunu etkileyeceğini düşünüyorum. Ayrıca, İstanbul'da taksiye binmek, ölümün kaçınılmazlığıyla yüzleşmeme yardımcı oldu.

 

 

 

Farklı şehirlerde yaşadın ve yaşamayı da planlıyorsun. Niçin yazarken böyle geniş değişikliklere ihtiyacın var?


Londra'dan geçen sene ayrıldım çünkü Berlin'de yazar olarak özel bir oturma iznine hak kazandım; bu, dünyada herhangi bir yere gitme imkanım varken, bütün hayatım boyunca yaşadığım şehirde kalmanın ne kadar büyük bir yanlış olduğunu anlamamı sağladı. Bu bilgi ışığında hareket ediyorum.

 

 

Buradan sonra nereye gidiyorsun?

2013 için planım, Ocak ve Şubat'ı Paris'te geçirmek, sonra ikinci kitabımın basımı için Mart'ta tekrar New York'a gitmek. Ama yine de bu, yazmam için uygun olan şey değil. Üçüncü kitabım için Güney Londra hakkında yazarken, çoğu zaman ya Berlin ya da New York'ya yaşıyordum, o nedenle Flickr'a ve Google Haritası'na güvenmek durumundaydım.

 

 




Toplam oy: 1119

Yorumlar

Yorum Gönder


Elif Hanım'a bu samimi ve içten sohbeti için teşekkürler. Gerçekten Ned'e sormak istediğim bütün soruları sanki aklımdan çekip almışsınız.

25%
75%

Sayın ElifBereketli Hanımefendi, bu sorular dışında kendisinin zekasından taşan deneyimlerinize dair de bir yazı bekliyoruz sizden. :)

38%
62%

Yeni yorum gönder

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.