Eleştiri Arşivi

Eleştiri // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
Mattis'in hayatı hem en eski hem en iyi arkadaşı olan ablasıyla (Hege) oynadığı iki kişilik bir oyun gibidir. Benzer diyaloglar, durmadan doğup doğup batan güneş, mevsim geçişleri... Alışkanlığın verdiği duyarsızlıkla mutludur. Fakat ani bir aydınlanmayla, Hege'yi kaybedersem ne yaparım, endişesine kapılır. İki kişilik bir oyun oynamanın işte böyle riskleri vardır.

//php print_r ($fields); ?>
Kimi zaman, ismi herkesçe bilinen bir yazar, yazdığı belli bir kitap hakkında şöyle bir yanılgıya düşebilir: “Ne yazarsam yazayım, her halükarda hayranlarım bu kitabı alacaklar, okuyacaklar ve tabi ki ona bayılacaklar!” Stephenie Meyer’ın, Nicholas Sparks’ın ve hatta Dan Brown’ın romanları hakkında yazan -ve bıkkınlık verecek kadar çok olan- eleştirmenler de bu haksız düşünce karşısındaki fikir

//php print_r ($fields); ?>
Gerçek hayatta tanıdığınız birilerinin yaşlandığını fark edersiniz ya ansızın. Eskisi kadar hızlı davranamıyordur artık. Ya da daha fazla unutuyor, daha hızlı yoruluyordur... Zamanın getirdiklerini sizi üzse de kabul edersiniz işte. Ama roman kahramanları öyle mi? Yaratılmalarının üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra bile, devam maceralarında, aynı yaşta çıkmazlar mı karşımıza?

//php print_r ($fields); ?>
Müdahale ile mücadele arasındaki ses benzerliği müktesebat dışındadır; bunu baştan söylemeli. Ama öyle iki sözcüktür ki bu ikisi, birini fısıldasan öbürünü çağrıştırır. Hatta çağırır. Birbirlerine yapışık hareket ederler. Farklı kutuplarda, ters noktalarda yer bulmuşlardır tanımlarında oysa. Ömürleri olsa, ki vardır, sadece birbirlerini kollayarak, birbirlerini izleyerek tüketirler.

//php print_r ($fields); ?>
1970 Luanda doğumlu Gonçalo Manuel Tavares, Portekiz’in edebiyat dünyasına armağan ettiği parlak bir yazar olarak gösteriliyor. Edebiyat kariyerine 2001’de başlayan Tavares’in roman, şiir, tiyatro oyunu ve çeşitli anlatılardan oluşan kitapları 36 dile çevrilmiş, 51 ülkede yayımlanmış ve farklı ülkelerde pek çok saygın edebiyat ödülüne değer bulunmuştu.

//php print_r ($fields); ?>
Ömrü boyunca sisteme direnmiş, sistemin sunduklarını şiddetle reddedip kafasının dikine gitmiş, göreceli “ahlaksız” bir yaşamın peşine düşmüş biri, ihtiyarladığında neler düşünecektir? Bedensel yorgunluğu, gölgelerinden sıyrılıp gerçeklik kazanan hastalıkları ve en yakınlarının ölmüşlüğü onu yalnızlığıyla imtihana mı sürükler?

//php print_r ($fields); ?>
Aslında kırılacak ne çok şey var. Eğer izin verirsek tabii. Bu yüzden kalın kabuklarımız, kendi kuytularımız, altına sığındığımız ağır yorganlarımız var. Değer verdiğimiz şeylerin fazlalığı kadar müsaitiz kırılmaya.

//php print_r ($fields); ?>
Bir vesileyle, “bana sorarsanız yaratılmış hiçbir büyücü Fizban'ı ve hiçbir hırsız Tasslehoff Burrfoot’u tahtından indiremez,” diye yazmışım. Sene 2002 imiş. Ejderha Mızrağı serisinin orijinal ilk üçlemesinde tanıdım onları.

//php print_r ($fields); ?>
Murathan Mungan 1980’lerden sonra edebiyat dünyasına girmiş ve bu dünyada kendine has bir yer edinmiş, edebiyatın neredeyse her türünde eser vermiş bir isim. Edebiyata yaklaşımında ve onu ortaya koyuş biçiminde sadece metin değil metnin sunumu, kitabın bir nesne olarak metinle bütünleşmesi de onun için önemli bir etken.

//php print_r ($fields); ?>
Ken Bruen, Baudelaire Paranoyası’nın girişinde amacını şöyle tanımlıyor: Dengeli bir İngiliz erkeğini (ki çoğu öyledir) dengesiz hale getirmek. Dengesini yitirmiş bir İngiliz erkeğinden tehlikeli hayvan da zor bulunur.















