Dosya Arşivi

Dosya // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
Yerlilik sorunu derken siyasi bir kavrama atıf yapmıyorum. Edebiyatın doğduğu, beslendiği dille ilişkisine dikkat çekmek istiyorum. Dil, bir ortam olarak insanı sarıp sarmalar; insan için dilin-dışarısı yoktur. Var olanlarla ilişkisini dil sayesinde belirler; onları tanır, isimlendirir. İsimler, aynı zamanda insanın şeylerle olan ilişkisini tayin eder.

//php print_r ($fields); ?>
Aslında hepimiz göçmen olabiliriz. Kendi adıma, kısa bir yol kat etmişimdir; 100 kilometre ötedeki endüstri kentinden kalkıp metropole üniversite okumaya geldim, kalış o kalış... Yaptığımın aslında göç değil taşınma olduğunu söyleyebilirsiniz tabii ki, ama kimi zaman bırakalım 100 kilometreyi 30 kilometre bile çok şeyi değiştirebiliyor; mesela Edirne ile Svilengrad arasında yol alacaksanız.

//php print_r ($fields); ?>
Ray Bradbury, “Yakmak bir zevkti,” diyordu Fahrenheit 451’in ilk satırında. Neil Gaiman da bu distopyaya yazdığı önsözde, romanın bir uyarı niteliği taşıdığını ve bir nevi “Bu böyle sürerse…” öyküsü anlattığını belirtiyordu. Bu distopyadan etkilenmiş olacak ki, Lidia Yuknavitch de Dünyanın Sonundayız adlı post-apokaliptik bilimkurgu romanına “Yanmak sanattır,” diye başlıyor.

//php print_r ($fields); ?>
“Sonunda ortadaki hâkim, mahkeme başkanı, mikrofona birkaç kez iki parmağıyla vuruyor, ses salonda yankılanıyor. Boğazını temizledikten sonra ilk kez kafasını kaldırıp etrafa bakıyor: “Sessizlik,” diyor, “duruşmayı başlatıyorum.” Sesinin inceliği, neredeyse kadınsılığı beni şaşırtıyor.”Edebiyatın büyülü bir şey olup olmadığı konusunda çok düşündüm.

//php print_r ($fields); ?>
Zombi nedir? Onu kapitalizm ve tüketim kültürüyle mi ilişkilendirmek doğrudur, yoksa sömürgecilik, ırkçılık, kölelik bağlamında ele alırsak mı anlam kazanır? Yerel inanışlarla, karabüyüyle, okültle, doğaüstüyle mi açıklanmalıdır, yoksa bilimin veya akılcılığın alanına da çekilebilir mi?

//php print_r ($fields); ?>
Yazdığı romanlar ya da şiirlerle ün kazanmış birçok yazarın, biri kadim diğeri modern bu iki tür arasında sıkışıp kalmış ve bir türlü hak ettiği yeri tam olarak bulamamış olan öykü türünde de eserler verdiğini biliyoruz. Fakat, eğer bir yazar sadece öykü türünde eserler vermemişse, çoğu zaman öyküleriyle anılmaz.

//php print_r ($fields); ?>
Tim Parks, Yaşam ve Yapıt kitabındaki denemelerinde Charles Dickens’tan Haruki Murakami’ye, Çehov’dan James Joyce’a toplam yirmi yazarı ele alıyor ve bu ünlü yazarların eserleri ile hayatları arasındaki kesişimleri ortaya çıkarıyor. Kitap, yazar ve elbette okur arasındaki “yaşam” ve “yapıt” bağını oldukça anlaşılır ve incelikli bir şekilde ele almayı başarıyor.

//php print_r ($fields); ?>
İnsanın Anlam Arayışı, Victor E. Frankl

//php print_r ($fields); ?>
İnsan neyle doluysa onunla bakıyor hayata. Ne eksik ne de fazla. Şiir bu bakıştaki asaletin, derinliğin, çelişkilerin, hüzünlerin bir toplamını verir bize. Şiirle bakmaz insan, baktığı dünyanın içindeki şiiri görür. Görmekle bakmak arasındaki o malum sarkaç bize ilk elde bunu öğretir: İnsanın insana uzaklığı.

//php print_r ($fields); ?>
Dünya üzerindeki çok az lidere/politik figüre nasip olacak türde bir karizma ve 20. yüzyılı aşacak derinlikte devasa bir etki alanı. Malcolm X adını duyduğum her an içimdeki ateşin harlandığını hissediyorum. Heyecan verici bir kahraman Malcolm. Hakkında sürekli yeni bir şeyler yazılması ve isminin etrafında yanan ateşin hiç sönmemesi ne iyi.

















