Dosya Arşivi

Dosya // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
Ray Bradbury, “Yakmak bir zevkti,” diyordu Fahrenheit 451’in ilk satırında. Neil Gaiman da bu distopyaya yazdığı önsözde, romanın bir uyarı niteliği taşıdığını ve bir nevi “Bu böyle sürerse…” öyküsü anlattığını belirtiyordu. Bu distopyadan etkilenmiş olacak ki, Lidia Yuknavitch de Dünyanın Sonundayız adlı post-apokaliptik bilimkurgu romanına “Yanmak sanattır,” diye başlıyor.

//php print_r ($fields); ?>
Hiç seyahatname okumamış birine bunun keyfini anlatmak zor. Gediklisinin, zaten rastladığı kitaba bir göz atmadan geçip gitmesi ihtimal dışı. Zira, sanki özünde, okurunu kendine çeken bir zıt kutbu taşır seyahatnameler. Hele de, zihne kentleri adamakıllı kurma imkanı verebilenler.

//php print_r ($fields); ?>
Zombi nedir? Onu kapitalizm ve tüketim kültürüyle mi ilişkilendirmek doğrudur, yoksa sömürgecilik, ırkçılık, kölelik bağlamında ele alırsak mı anlam kazanır? Yerel inanışlarla, karabüyüyle, okültle, doğaüstüyle mi açıklanmalıdır, yoksa bilimin veya akılcılığın alanına da çekilebilir mi?

//php print_r ($fields); ?>
İlk romanın ne olduğu Türkiye’de hayli tartışılmış bir konu. Bugün bile o tartışma devam ediyor. Gelen kabul, ilk “Türk romanının” Şemsettin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ı olduğu. Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ın tefrikası 1871, kitap halinde yayımlanışı ise 1875. Oysa, ilk “Türkçe roman” dediğimizde Vartan Paşa’nın Ermeni harfleriyle Türkçe olarak yazdığı Akabi Hikâyesi’ni (1851) görüyoruz.

//php print_r ($fields); ?>
Tarık Tufan, Türk edebiyatının en üretken kalemleri arasında yer alıyor. Aylık edebiyat dergilerinde yayınladığı hikâyelerin yanı sıra, neredeyse her yıl çıkardığı yeni kitaplarla göz önünde bir yazar.

//php print_r ($fields); ?>
Ölüm hayatın bakiyesidir. Hayatın sonunu değil hayatın bir başka veçhesini karşılar. Elde kalan ne varsa onunla gideriz ölüme. Bu açıdan ölen bir insan için kullanılan “hayatını kaybetti” lafı bomboş bir laftır. Hayat bir başka sayfada olanca tazeliğiyle devam etmektedir çünkü. Ölüme dair anlatılarda ölüm ve ölüm sonrası başlığı öne çıkar. Ya ölüm öncesi?

//php print_r ($fields); ?>
Put meselesi, insanın bu hayatta güçlü ya da yenik oluşunu belirleyen, kadın erkek ilişkilerinden çocuk yetiştirmeye, iş hayatından özel hayata, zihin dünyasından kalbî dünyaya kadar hemen her sürecini şekillendiren, mutluluğunu huzurunu etkileyen çok yönlü ve çok katmanlı bir konu. Bu yüzden Ahmet Turgut’un Put adlı kitabını duyunca hemen almak, okumak istedim.

//php print_r ($fields); ?>
Çizgi roman mecrası, son yıllarda belki de fazlasıyla popüler zamanlarından birini, verimli bir dönem yaşıyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çizgi roman yayıncılığı, yükselen bir grafikle yayıncılık alanındaki diğer türlerle yarışan bir ivmeyle ilerliyor.

//php print_r ($fields); ?>

//php print_r ($fields); ?>
Kitapların dünyasına yaptığımız yolculukları düşünmeye başlayalım. Önce kitapların oluşma sürecini sanki ilk defa öğreniyormuşuz gibi hatırlamamız iyi olabilir. Zihnimizde beliren düşünceler olgunlaşınca onları harflerle kelimelere dönüştürürüz. Kelimeler sözcükler halinde ağzımızdan dökülür, uzun bir konuşma halini alır.

















