Dosya Arşivi

Dosya // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
Tren, insanın her çağda yeniden icat ettiği, her yeni icadına hayran olduğu kadar kendine rakip gördüğü bir makine. İnsanüstü hızı ve gücü olsun ama insana baş eğsin. İnsanın hayal gücünden çıktığı için kurmaca var trenin özünde. Siyah beyaz kovboy filminin bildik sahnesidir: Demiryolu, uçsuz bucaksız Vahşi Batı’nın boynuna takılmış demirden tasma gibi uzanır.

//php print_r ($fields); ?>
Daktilolar, ilham veren bir yazı aleti olma özelliklerini yitirdiler sanki son yıllarda. Daktilo ve plak gibi nesneler, hispter’lıkla, nostalji ya da retro düşkünlüğüyle bir tutulmaya başlandı; ilham için basit bir kalemin yeterli olduğu görüşü giderek daha çok hakimiyet kazandı. Kaleme silgiye ulaşmak basit, onları yanımızda taşımak zahmetsiz; üstelik ses de çıkarmıyorlar...

//php print_r ($fields); ?>
İlk karşılaşmamızda ne benim henüz yayımlanan bir metnim vardı ne de Aykut Ertuğrul’un ilk öykü kitabı raflara düşmüştü. Yayın yönetmenliğini üstlendiği “Ğ” dergisine değerlendirilmesi için gönderdiğim bir öyküyle başlayan edebiyat sohbetimizde yılları devirdik. Sanırım en kıdemli okurlarından biriyim. Bir eleştiri yazısına da bu kadar duygusallık yeter.

//php print_r ($fields); ?>
Tüm dünyada 90’lı yıllara duyulan özlemin sebebi, o dönem çocukluğunu - ilk gençliğini yaşamış neslin ellerinden yitip giden zaman için tuttuğu bir yas mı, yoksa internet ile yeni bir çağa başlayan insanlığın “eski dünya”ya en yakın, tarihi “bozulmanın” henüz başlamadığı milenyum öncesi 90’lar olarak görmesi mi, veyahut bunlar dışında bir ya da birden fazla çeşitli nedenler mi bilemiyorum.

//php print_r ($fields); ?>
Yeni yıl yeni kitaplar demek hiç kuşkusuz. Belki de uzun zamandır çevrilmesini beklediğimiz o kitabı 2018 içinde Türkçede görebileceğiz nihayet ya da nicedir yeni bir roman yazsa diye beklediğimiz o ismin yeni romanını okuyabileceğiz sonunda. Sürpriz ilk kitaplarla, yeni isimlerle de karşılacağız hiç kuşkusuz....

//php print_r ($fields); ?>
Genellikle körkütük yaşıyoruz. Karşılaştığımız insanlara manevi anlamlar yüklediğimizde belki ayılıyoruz...
Akdeniz zannımca felsefenin denizi. Orada uhrevi bir ‘kendine gelme’, bir ‘uyanma’ hadisesi vuku bulmakta. “Rastlantı zorunluluktur” demişti bazı Batılı filozoflar. Biz tevafuk diyoruz, tesadüf yoktur, her anın bir mânâsı vardır anlamında.
***

//php print_r ($fields); ?>
Sonbahar her nedense pek çok açıdan yeni başlangıçların mevsimi oluyor. Belki de okul çağından kalan bir alışkanlıkla, eylül ayı, hayatımızdaki çarkların yeniden dönmeye başlaması anlamına geliyor. Uzun ya da kısa bir yaz tatilin sonunda, belki yeni kurumlarda belki eski kurumlarda eğitim, iş yeniden yoğunlaşıyor.

//php print_r ($fields); ?>
Edebiyat ve festival kelimeleri nedense pek çokları için uzlaşmaz bir niteliğe sahip. Edebiyatın zihinlerdeki ilk çağrışımından olsa gerek bu: inzivaya çekilip kendi içine dönmüş biri, kalabalığa karşı bir koruma kalkanı olarak kitabın açtığı dünyalara gömülmüş, hazdan ve şimdiden uzak, geçmişin bilgisinin ve geleceğin tahayyülünün peşinde...

//php print_r ($fields); ?>
Tasavvuf metinleri, özellikle tahkiye unsuru barındıran ve genel anlamda “kıssa” olarak adlandırılan anlatılar ya da tasavvuf büyüklerinin nutk-u şerifleri, okuruna/dinleyicisine her zaman söylediğinden daha fazlasını işaret eder aslında.















