Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Eleştiri Arşivi

Eleştiri // En çok okunanlar



Kayısılardan mürekkep bir hikaye

Birisi –ya da herhangi bir şey– çat diye karşına çıkıp sana "Senin hikayen ne?" diye sorsaydı nereden başlardın anlatmaya? Biraz zaman mı isterdin; aklını taramak, duyması ilginç olanla anlatmaya değmeyecek olanı tasnif etmek için önce? Çöplerini ayıklamak, kalanı parlatmak için kolları mı sıvardın hemen?



Sessizlik bir ömür

Nihad Sîris, Suriyeli muhalif bir yazar. Onun muhalifliği kendisi olmaktan geçen bir seçimin tezahürü aslında. Sözün yarattığı etkiyi, ahengi kendi sessizliği içinde düşünmeyi, tasavvur etmeyi önemseyen diğer kalemdaşları gibi, düşüncelerinin özgürlüğünü yitirmemek için sürgüne çıkmış bir yazar aynı zamanda.



"Beni sevebilmen için benden nefret et"

Geçen yıl edebiyat okurunun bir everesti vardı. Hermann Broch’un çevrilemez denen romanı Vergilius’un Ölümü bütün heybetiyle karşımızdaydı. Ahmet Cemal’in kırk yıllık bir emekle Türkçeye kazandırdığı bu roman, “Oku beni!” diye meydan okuyordu. Broch’u, bir XIX.



Pos bıyıklı bir kadavra

Edebiyatımız üzerine açılan hemen her konuşmada söz alan şairse ilk elden şiirimizin kadim tarihinin altını çizer. Elbette şiir köklü geçmişine karşın geriye itildiği için bu tespiti her fırsatta ortaya dökmekte haklılık payı var.



"Sen konuşmuyorsun ki, ben seni anlıyorum…"

Bozuk adlı ilk öykü kitabıyla 2013 yılında Selçuk Baran Öykü Ödülü’nü kazanan genç öykücülerden Hakkı İnanç, Ateş Etme Silahsızım adlı ikinci öykü kitabı ile karşımızda. İnanç ilk öykü kitabında bir hikayedeki karakteri, diğer hikayelerin çekirdeğine zerk ederek metinler arası geçişe olanak tanıyordu.



Mutluluk her zaman eksik bir şeyler meselesidir

Birazdan okuyacağınız paragraflardaki hayat felsefesinin kafanıza yatması durumunda, bilmenizde fayda olduğunu düşündüğüm bir durum var. Bu düşünceler; onbeş yaşında, anne-sorunlu, cüce penisli, zaman zaman kıçının üstünde yürüyen, vücuduyla yaşlı kadınları rahatlatan, sürrealizm hayranı, şair olamamış vasat bir felsefe öğrencisine ait. Adı Marek Van Der Jagt.



Yemek bizim ölümlülüğümüz

Önü ölüm, arkası yaşam karakterler oyalanıyor uçurumun kenarında, atıl. Ne itebilirim arkalarından ne de hayata geri çekebilirim. Ben sadece bir okurum; bazı cümlelerin sarmalında kayboldum, öbür satırlar beni buraya getirdi. Peki ya Şule Gürbüz?



Bir tür yaratmak ve bir 'türlü' yaratamamak

Bana kalırsa Türk edebiyatında, özellikle genç yazarlarda görülen en büyük hatalardan biri de yeni bir tür yaratma hevesidir. Editörlük yaptığım ya da yazarlık kurslarında ders verdiğim yıllarda en sık karşılaştığım şeylerden biri şuydu: gelen dosyaların çoğu bildiğimiz herhangi bir türe girmez; masal değildir, öykü değildir, şiir değildir.



Büyümeden yaşlananların hikayesi

Sıradan bir mahallede yaşayan, sıradan bir hayatı ve sıradan bir ailesi olan bir ergen için bile 17 yaş sıra dışıdır. Mütemadiyen bir sıkılma hali; artık 15 değilsindir, 20’ye de asırlar vardır. Hayat hep zordur, herkes senden nefret eder ki onlar etmese bile sen herkesten ediyorsundur. Tabi bu sıradan mahallelerin sıradan ailelerinin sorunu.



Bir tercüme-i gotik

Kapakta yazarın değil de çevirmenin resmi kullanılarak kaç roman basılmıştır acaba? Yazının konusu olan Udolf Hisarı bu ilginç duruma bir örnek; zira, İngiliz gotik edebiyatının erken dönem örneklerinden biri olan, 1794 tarihli The Mysteries of Udolpho’nun Ahmet Mithat Efendi tarafından çevrilmesi söz konusu. 

 

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.