Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Bir Büyüme Hikayesi



Toplam oy: 135
İtalyan yazar Guido Sgardoli’nin kaleme aldığı Yolun Ötesi Turkuvaz Çocuk Yayınları’ndan henüz çıktı. Son dönemlerde birbirinden güzel çocuk kitaplarına imza atıyor Turkuvaz Çocuk. Dağlara yolculuğu anlatan bu kitapta yazarın sade anlatımına eşlik eden ve adeta yaşadığını hissettiren tınısına şahitlik edeceksiniz.

Böyle kitapları sanırım haddinden fazla seviyorum. Bir mesaj kaygısı vermeye odaklanmadan, belli bir izleği takip etmeden, öyle kendiliğinden akıp giden kitapları yani. Kitabı bitirdiğinizde farkettiğiniz şey başladığınız andan daha fazla bir şeylere sahip olduğunuz hissi. Bu kitapta da aynısı oldu. İtalyan yazar Guido Sgardoli’nin kaleme aldığı Yolun Ötesi’nden bahsediyorum. Kitap henüz çıktı Turkuvaz Çocuk Yayınları’ndan.

 

Son dönemlerde birbirinden güzel çocuk kitaplarına imza atıyor Turkuvaz Çocuk. Dağlara yolculuğu anlatan bu kitapta yazarın sade anlatımına eşlik eden ve adeta yaşadığını hissettiren tınısına şahitlik edeceksiniz.

 

Evet aslında bir çocuğun büyüme hikâyesi bu. Bu yazar bunu bir dağ imgesiyle buluşturarak maceralı bir hikâyeye ve serüvene dönüştürmeyi başarıyor. Kitabın konusuna biraz göz attıktan sonra dağlara doğru yürüyelim. Genç bir çocuk Albi. Her genç çocuk gibi sıkıntıları var elbet; okulda kendisine yumruk atan zorba bir çocuk bunlardan birisi mesela. Bu meseleyi uzun zamandır konuşmak istiyor ve dağcılığa merak saran babasıyla çıkacakları yolculuk bu konuyu konuşmak için en uygun zaman galiba. Babası Giacomo dağlarda dolaşmayı seven ve oğluna bu zevki aşılayan birisi. Bir erkek çocuğu babasının ayak izlerini takip eder genellikle. Babası neyse odur belki her çocuk. Ve elbette bir baba şefkati yanında öğütlerle hayat dersleri veren bir baba Giacomo. Bu yüzden çıkacakları bu günübirlik dağ yürüyüşü bugüne kadar verdiği öğütlerin semeresini alacağı bir yolculuk olacak aynı zamanda. Ama şimdilik bunun farkında değil ikisi de.

Ve baba-oğul, dağlar hakkında konuşarak (ki bu kısımlar gerçekten güzel ve insanı dağa gülümseterek baktıran ve ona yaklaştıran diyaloglar) çıkıyorlar yolculuğa. Sadece keşfedilecek gizemlerin olduğu bir yer değil aynı zamanda hayvanlarla ve tehlikelerle dolu olan bir dağdan söz ediyoruz. Ama Albi’nin kalbi, her çocuğun babasının yanında olduğunda duyduğu güven duygusuyla rahat. Yanınızda babanız varsa hiçbir şeyden korkmazsınız değil mi ama!
Korku ve cesareti kucaklamak
Ve derken Albi’nin dikkatsizliği sonucu oluşan kaza. Albi dağdan yuvarlanarak düşüyor ve babası her babanın yapacağı gibi ardı sıra kendini atıyor Albi’yi kurtarmak için. Sonuçta Albi sıyrıklar alarak bir kayaya çarpıp duruyor ama babası aşağıdaki bir vadiye düşüp sıkışıyor. Ve işte bu noktadan sonra Albi’ye sorumluluk düşüyor. Sevdiği babasını kurtarmak için kamp merkezine ulaşmak ve yardım getirmek zorunda. Yol boyunca babasını, anlattıklarını, verdiği bilgileri, küçük ayrıntıları hatırlayarak büyük ormanda ilerliyor. Tek başına olmanın kendine getirdiği korkuyu da cesareti de aynı anda kucaklayarak, tüm korkularıyla yüzleşerek ve sevdiklerini kurtarmak için zamanla yarışarak bu sınavı başarıyla geçiyor.
Bu kitaptan insanın doğayla mücadelesine dair alacağımız dersler kadar aynı zamanda kendimizle olan mücadelemize dair de alacağımız dersler var. Kitabın anlatım dili, sadeliği ve üslubunun güzelliğine eşlik eden diğer şey de aynı naiflikteki çizimleri. Hayatla ve kendisiyle yüzleşme yolundaki bütün genç okurlara bu kitabı tavsiye ederim. Yolun Ötesi’nde kendinizi bulacaksınız çünkü.
HERKESE YER VAR

Farklı, özgün ve güzel çizimleriyle öne çıkan bir kitap Herkese Yer Var. Büyümenin ne demek olduğunu minik okurların gözünden anlatan eserin dili ve anlatım tarzı da küçük yaştaki okurları cezbedecek cinsten. Dünyada hepimize yetecek kadar çok yer olduğunu anlatarak başlayan kitap bir süre sonra yani anlatıcı büyüyünce çekilmez ve kavgalı bir yere dönüşüyor. Küçük yerler için, büyük yerler için kavga eden insanları tatlı bir dille anlatıyor yazar ve bu güzel dünyada herkese yetecek kadar yer olduğunu bir kere daha fısıldıyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Modern sanat telakkisinin adeta “dinselleştiği” ve bunun da en önemli etkisini mimarlık alanında gösterdiği bir bağlamda yaşadı Turgut Cansever. Türkiye ekseninde bir yanda pozitivist bir dünya görüşünün diğer yanda da seküler mistik ve “yaratıcı insan” düşüncesinin egemen olduğu, “bilim”in dogmatikleştiği bir dönem.

Hayat parantezi 1916’da İstanbul’un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa’da açıldı Behçet Necatigil’in. Sonra parantezin içerisine bir başka şehir girdi: Kastamonu. Zeki Ömer Defne’nin zilleri çalarken derslere bir bir girenler arasında o hassas ortaokul öğrencisi de vardı. Evlerden, kırlardan, denizlerden duyulan bu ses zil değil şiirin tınısıydı.

“Sanatçı, gözün göremediğini görendir.”

 

Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak yazarlarından Michael Chabon’un bir söyleşisini hatırlıyorum. Yaratıcı yazma atölyelerinin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu: “Tamam, kimse kimseye dâhi olmayı öğretemez kuşkusuz ama yazarken hata yapmamak, yazmak denen şeye ‘okur’ gibi değil de ‘yazar’ gibi bakmak pekâlâ öğrenilebilir.

Nehir söyleşi, ara bir tür. Ne biyografi ne de otobiyografi. Otobiyografi değil çünkü hayatınızı nasıl anlatacağınızı söyleşiyi yapan kişinin soruları belirliyor. O çerçeveyi siz çizemiyorsunuz ve birkaç soruyla hiç istemediğiniz günlere veya olaylara geri dönmeniz mümkün.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.