Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Kitaba Ulaşmak



Toplam oy: 119
Çağlayan semtinde halk kütüphanesi var. Oraya gitmeye niyet ediyorum. Önce bahçesinde biraz oturuyor, ne diyeceğimi ezberliyor, sonra içeriye giriyorum. Memurlardan hanım olanı sonunda eve kitap götürmeme müsaade ediyor. Demek ki onun güvenini kazandım. Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Peyami Safa, Kemal Tahir yeni arkadaşlarım…

Kâğıthane köyünde hiç kitapçı yok. Her zaman takım elbise giyen Bahri Bey züccaciye işini bırakıp gazete bayii açtı. Ona gelen yayınların tamamı çizgi romanlardan oluşuyor. Sonradan bir tane dergi geldiğini öğreniyorum. Geldiği gibi geri gidiyormuş. Artık her ay düzenli olarak aldığım bir dergi var: Türk Edebiyatı. Önce şiirleri okuyorum.

 

Mecburen Nurtepe semtindeki kitapçıya gidiyorum. Raflar sol yayınlarla dolu. Kısıtlı bütçeme rağmen her seferinde birkaç kitap alıyorum oradan. Kafam çok karışık. Galiba devrimci oluyorum.


Bir köşede saatlerce okuyorum
Gidişatı gören kırtasiyeci Ömer Ağabey, Mektup ve Ribat dergileriyle tanıştırıyor beni. Mektup dergisine şiir gönderiyorum. Sizden gelenler köşesinde ismim çıkıyor. Fakat aklım hâlâ sol yayınların olduğu kitapçıda.
Ara sıra uğruyor, kitap alıyorum. Benimle yakından ilgileniyorlar. Kalın bıyıklı koca adamlarla bir yetişkin gibi oturuyor, demli çay içiyorum. Dertli türküler öğreniyorum.
Resmen arada kaldım. Bir elimde Julius Fuçik, diğer elimde Ribat dergisi. Böyle bir durumun içindeyim.
Cumhuriyet gazetesi okumaya karar veriyorum. Babamı tanıyan Bahri Ağabey hem gazete vermiyor hem de güzelce azarlıyor beni. Neler oluyor?
Kâğıthane merkezde Milli Gençlik Vakfı kuruluyor. Başında başka bir Ömer Ağabey var. Esnaflık yapıyor.
Beni gözüne kestirmiş. Nihayet temas kuruldu. Neler okuduğumu falan soruyor. Önce mesafeli davranıyorum ona. Israr ediyor. Karşımda sakallı, mümin bir adam var. Okuduğum kitapları söylemek istemiyorum.
Peşimi bırakmıyor. Mevdudi, Seyyid Kutup gibi yazarların kitaplarını getiriyor. Bunlar nedir?
Bu yazarların hiçbirine ısınamadım. Ömer Ağabey fikrimi sorduğunda bunu açıkça söylüyorum. Bir grup kitap daha veriyor bana. Bu kez Mustafa Müftüoğlu, Sadık Albayrak gibi yerli yazarlarla karşı karşıyayım. Bir bakayım.
Çağlayan semtinde halk kütüphanesi var. Oraya gitmeye niyet ediyorum. Önce bahçesinde biraz oturuyor, ne diyeceğimi ezberliyor, sonra içeriye giriyorum.
Kütüphanede asık suratlı iki memur çalışıyor. Neredeyse hiç konuşmuyorlar. Hep şüpheyle bakıyorlar. Karşılarına geçince kekelemeye başlıyor, ezberimi unutuyorum. Devlet böyle bir şey midir?
Dışarıya kitap çıkarmaya izin vermiyorlar. Bir köşeye çekiliyor ve saatlerce kitap okuyorum. Çoğu zaman benden başka kimse olmuyor.
Memurlardan hanım olanı sonunda eve kitap götürmeme müsaade ediyor. Demek ki onun güvenini kazandım. Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Peyami Safa, Kemal Tahir yeni arkadaşlarım…
Ömer Ağabey ise peşimi bırakmıyor. Allah ondan razı olsun. Kendimi on yedi yaşında iken Milli Gençlik Vakfı’nda birim başkanı olarak buluyorum. Bir anda ciddiyet kazanıyorum.
Birkaç solcu ağabey benden hâlâ umutlu görünüyor. Ara sıra yokluyorlar. Sadece Fevzi Kurtuluş’un o küçük kasetçi dükkânına gidiyorum. Sohbet ediyoruz. Karışık kaset listeleri veriyorum ona. Aşık Mahzuni Şerif ile Medine’ye Varamadım aynı listede yer alıyor.
İsmet Özel’in yazdıkları kalbimi çalıştırıyor
Okuma alışkanlıklarım hızla değişmeye başlıyor. Bahri Ağabey’den bu kez Millî Gazete istiyorum. Hemen veriyor. Türk Edebiyatı dergisine şiir dosyamı gönderme kararı alıyorum. Kırtasiyeci Ömer Ağabey “henüz erken” diyor. Dinleyen kim?
Ahmet Kabaklı hocaya bir mektup eşliğinde yüz kadar şiir gönderiyorum. Cevap gelmiyor. O vakitler kızmış olsam da şimdi dua ediyorum kendisine…
Bizim parti işleri büyüyor. Refah güçleniyor, üye sayısı artıyor. Partimize bağlı mahalli bir gazete yayın hayatına başlıyor. Oraya bir şiir veriyorum ve yayınlanıyor. Böylece ilk şiirim yayınlanmış oluyor. Yaşım on sekiz. (1988) Aynı günlerde, bugün üstat dediğimiz isimlerin eserleriyle karşılaşmaya başlıyorum. En çok İsmet Özel etkiliyor beni. Onun yazdıkları kalbimi çalıştırıyor, ufkumu açıyor.
Artık başka bir dünyanın içindeyim. Solcu ağabeylerin oturduğu kitapçıya bir daha hiç uğramıyorum. Yeni gözdem Beyazıt Kitapçılar Çarşısı oluyor.
Yıl seksen dokuz. Kendimi dini yayınlar fuarında, İsmet Özel’e kitap imzalatırken buluyorum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Modern sanat telakkisinin adeta “dinselleştiği” ve bunun da en önemli etkisini mimarlık alanında gösterdiği bir bağlamda yaşadı Turgut Cansever. Türkiye ekseninde bir yanda pozitivist bir dünya görüşünün diğer yanda da seküler mistik ve “yaratıcı insan” düşüncesinin egemen olduğu, “bilim”in dogmatikleştiği bir dönem.

Hayat parantezi 1916’da İstanbul’un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa’da açıldı Behçet Necatigil’in. Sonra parantezin içerisine bir başka şehir girdi: Kastamonu. Zeki Ömer Defne’nin zilleri çalarken derslere bir bir girenler arasında o hassas ortaokul öğrencisi de vardı. Evlerden, kırlardan, denizlerden duyulan bu ses zil değil şiirin tınısıydı.

“Sanatçı, gözün göremediğini görendir.”

 

Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak yazarlarından Michael Chabon’un bir söyleşisini hatırlıyorum. Yaratıcı yazma atölyelerinin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu: “Tamam, kimse kimseye dâhi olmayı öğretemez kuşkusuz ama yazarken hata yapmamak, yazmak denen şeye ‘okur’ gibi değil de ‘yazar’ gibi bakmak pekâlâ öğrenilebilir.

Nehir söyleşi, ara bir tür. Ne biyografi ne de otobiyografi. Otobiyografi değil çünkü hayatınızı nasıl anlatacağınızı söyleşiyi yapan kişinin soruları belirliyor. O çerçeveyi siz çizemiyorsunuz ve birkaç soruyla hiç istemediğiniz günlere veya olaylara geri dönmeniz mümkün.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.