Eleştiri Arşivi

Eleştiri // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
Özlediğimiz ve bugün son derece yapay biçimde şehirlerin sağına soluna kondurmaya kalkıp gülünç duruma düştüğümüz mahalle kültürünün, biraz hoyrat ama hep samimi bir ortamı vardı. Oraların, yazılı olmayan kuralları ve dilden dile dolaşan tarihi söz konusuydu.

//php print_r ($fields); ?>
Genç bir yazarın edebi serüvenine şahitlik etmek ne güzeldir. Hem o yazarın dilinin, üslubunun, zihninin olgunlaşmasını izlemek hem de yaptığı yenilikleri, aldığı riskleri, denediği türleri görmek mümkündür. Diğer yandan da, yazarımızın eserlerini kronolojik bir sıraya koyup işlediği konuları ve o konuları ele alırken takındığı tavırları görmek, edebiyat sosyolojisi yapmayı da sağlar.

//php print_r ($fields); ?>
Éric Faye, 2008'de yaşanmış ve tüm Japonya'da birçok gazetede yer verilen haberden yola çıkıp Nagazaki adlı romanı kaleme almış. Kitap, 2010'da l'Académie Française Grand Prix ödülü de kazanmış. Ama bunları bir kenara bırakalım. Çünkü Nagazaki'nin hem konusu hem de iki kahramanı hayli ilginç bir kurguda buluşmuş.

//php print_r ($fields); ?>
Dünya büyük bir gürültü içinde dönüp duruyor. Algılarımızı dört açıp olan biteni kavramaya, düşmemeye çalışıyoruz. Maruz kaldığımız uyaranlar dünyayı kavramamız için bir tür malzeme olmakla birlikte, onları oldukları gibi bünyemize alamıyoruz. Bazı filtreler geliştirme ihtiyacı duyuyoruz.

//php print_r ($fields); ?>
Serhat Poyraz'ın ilk romanı Şehristan Rivayetleri ilk satırından son satırına kadar yazarın harcadığı emeği hissettiren romanlardan.

//php print_r ($fields); ?>
Çavdar Tarlasında Çocuklar romanının yazarı J. D. Salinger hakkında söylenecek çok şey var ve aynı zamanda -mükemmel bir tezat olarak- o kadar da çok şey yok.

//php print_r ($fields); ?>
1970'ler, orta okulda olmalıyım, senede bir kaç adet alınan çocuk kitapları yetmiyor, evdeki sınırlı sayıda kitaba da sıradan girişmiş durumdayım. Bernard Malamud'un Kiev'deki Adam’ı da bunlardan.

//php print_r ($fields); ?>
Gençler için düzenlenen ödüllerin çok nadiren iyi şair çıkardığına inanıyorum. Ne de olsa şiir bir var olma mücadelesidir ve bu mücadelede sizi öyle hemen ödüllendirmezler. Ayrıca ödüller aykırı isimlerin yaşam bulmasına yardım etmez, aksine, yerleşik şiirden yana tavır alındığından bu organizasyonlar doğaları gereği risk almayan, tehlikesiz ve uslu şiiri ödüllendirir.

//php print_r ($fields); ?>
Babaya yönelik öfkenin, psikolojik söylemin bir parçası haline gelmeden önce, edebiyatın en kritik temalarından biri olarak pek çok yapıtta kendisine ses bulduğunu söyleyebiliriz: John Milton’ın “Kayıp Cennet”inde Cennet’te Tanrı’ya hizmet etmektense Cehennem’e hükmetmeyi yeğlediğini söyleyen ve anlatının başlangıcında beliren Şeytan’ın, şiirde kitabın yazıldığı geç on yedinci yüzyılda, Kral Bi

//php print_r ($fields); ?>
Şiir sanatıyla, sanat olarak bir alıp veremediği yok Birhan Keskin’in. Şiirin, bir sanat olarak, olanaklarından (ki bu şimdiye kadar kazanılmış ve yerleşmiş, dolayısıyla klişeleşmiş olanaklardır aynı zamanda) memnun ve bu olanakların yarattığı imkanlar Birhan Keskin’in bir şair olarak kendisini ve dünyayı anlatmasına yetiyor. Anlatmak yerine dışa vurmak demek isterdim.















