Eleştiri Arşivi

Eleştiri // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
Fantastik kurgu ve bilimkurgu gibi gerçeklik dışı türleri “prestijli” görmeyen, gerçeklikten bahsetmeyen metinlerin “boş iş” olduğunu düşünüp, bunları okumayı “vakit kaybı” olarak nitelendiren “yüksek” edebiyat tutkunu insanları bilirsiniz.

//php print_r ($fields); ?>
Mutluluğa tek kelimelik bir karşılık bulmak istesek, pek çok insan “çocukluk” cevabını verirdi sanırım. İlkokul çağındaki bir çocuğun derdinin büyüklüğü hafta sonunun yakınlığıyla ölçülebilir çünkü. Ya da dışarda oynayarak geçireceği saatlerin uzunluğuyla... Veya doyasıya çikolata yiyip yemediğiyle... İşte, bu yüzden hiçbir çocuk zamansız büyümek zorunda kalmamalıdır.

//php print_r ($fields); ?>
Olup bitenlerden çizgiler çıkarmak da, onları ayakları yere sağlam basan bir öyküye dönüştürmek de zahmetli iş. Tuncer Erdem’in çizgilerinde ve kaleme aldıklarında bunun altın oranını bulmak mümkün. Söz ve çizgilerinde, hem duruluk hem de incelik var; ürettiği her şey böyle.

//php print_r ($fields); ?>
“Ben Witcher’ım. Yapay olarak yaratılmış bir mutant. Para karşılığında canavar öldürürüm. Anne babaları bedelini öderlerse çocukları korurum. Parasını Nilfgaardlı anne babalar öderlerse Nilfgaardlı çocukları da korurum. Dünya harap olsa bile –ki bunu hiç sanmıyorum– bir canavar beni öldürünceye kadar bu dünyanın harabeleri üzerinde canavar öldürmeyi sürdürürüm.

//php print_r ($fields); ?>
İş dünyası ve yönetim ile ilgili popüler kitaplar, her zaman ihtiyatlı yaklaşılması gereken bir alan oluştururlar. Daha açık söylemek gerekirse bu kitapların büyük çoğunluğu beş para etmez. Moda, reklam ve tüketim kavramlarının egemenliklerinin hüküm sürdüğü bu çağda zaman zaman ortalığı kasıp kavuran bir sihirli reçete ortaya atılır. Bir tür çağdaş simyacılık.

//php print_r ($fields); ?>
Müdahale ile mücadele arasındaki ses benzerliği müktesebat dışındadır; bunu baştan söylemeli. Ama öyle iki sözcüktür ki bu ikisi, birini fısıldasan öbürünü çağrıştırır. Hatta çağırır. Birbirlerine yapışık hareket ederler. Farklı kutuplarda, ters noktalarda yer bulmuşlardır tanımlarında oysa. Ömürleri olsa, ki vardır, sadece birbirlerini kollayarak, birbirlerini izleyerek tüketirler.

//php print_r ($fields); ?>
Gerçek hayatta tanıdığınız birilerinin yaşlandığını fark edersiniz ya ansızın. Eskisi kadar hızlı davranamıyordur artık. Ya da daha fazla unutuyor, daha hızlı yoruluyordur... Zamanın getirdiklerini sizi üzse de kabul edersiniz işte. Ama roman kahramanları öyle mi? Yaratılmalarının üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra bile, devam maceralarında, aynı yaşta çıkmazlar mı karşımıza?

//php print_r ($fields); ?>
Kimi zaman, ismi herkesçe bilinen bir yazar, yazdığı belli bir kitap hakkında şöyle bir yanılgıya düşebilir: “Ne yazarsam yazayım, her halükarda hayranlarım bu kitabı alacaklar, okuyacaklar ve tabi ki ona bayılacaklar!” Stephenie Meyer’ın, Nicholas Sparks’ın ve hatta Dan Brown’ın romanları hakkında yazan -ve bıkkınlık verecek kadar çok olan- eleştirmenler de bu haksız düşünce karşısındaki fikir

//php print_r ($fields); ?>
J.G. Ballard İngiltere edebiyatının yirminci yüzyıldaki en rahatsız edici isimlerinden biri. Ballard'ın edebiyat tarihinde pek az kişiye nasip olan bir özelliği var: İsmi İngilizcede bir sıfat olarak Collins Sözlüğü'ne girdi: Ballardian.

//php print_r ($fields); ?>
Ömrü boyunca sisteme direnmiş, sistemin sunduklarını şiddetle reddedip kafasının dikine gitmiş, göreceli “ahlaksız” bir yaşamın peşine düşmüş biri, ihtiyarladığında neler düşünecektir? Bedensel yorgunluğu, gölgelerinden sıyrılıp gerçeklik kazanan hastalıkları ve en yakınlarının ölmüşlüğü onu yalnızlığıyla imtihana mı sürükler?















