Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Eleştiri Arşivi

Eleştiri // En çok okunanlar



"Ve dünya iç çekerek sona eriyor"

Ömrü boyunca sisteme direnmiş, sistemin sunduklarını şiddetle reddedip kafasının dikine gitmiş, göreceli “ahlaksız” bir yaşamın peşine düşmüş biri, ihtiyarladığında neler düşünecektir? Bedensel yorgunluğu, gölgelerinden sıyrılıp gerçeklik kazanan hastalıkları ve en yakınlarının ölmüşlüğü onu yalnızlığıyla imtihana mı sürükler?



Çizgi Roman // Tepe’nin kayıp rüyası

Tepe, bir yolculuk ve takip çizgi romanı; ilginçliği, mağara resimlerini andıran bir görsel biçimsellik taşıması. Fırat Yaşa, bir önceki çalışması olan Avcı Nun’da (2013) bu çizgiyi kullanmış, naif ve arkaik duran bir estetikle hikayesini güçlendirmişti.



Masadan yarı aç kalkabilirsiniz

J.G. Ballard İngiltere edebiyatının yirminci yüzyıldaki en rahatsız edici isimlerinden biri. Ballard'ın edebiyat tarihinde pek az kişiye nasip olan bir özelliği var: İsmi İngilizcede bir sıfat olarak Collins Sözlüğü'ne girdi: Ballardian.



Rüya kumaşlar, ipek tezgahları

1 Şubat 1933’te Bursa’da, Canipzade İpek Atölyesi’nde açılıyor Ah Minel Hayat. Saat onu yirmi geçiyor. 17 yaşında, hayatının baharında, üç aya kalmadan evlenecek bir ipek fabrikası işçisi Seniha. Kozalar ayıklandıkça, tezgahta ipekler dokundukça hayaller uçuşuyor elbette. Düğün, yaz sonu. Kumaş peşinde, Seniha: Krep Keriman.



İşaretli bir şiir

Selcan Peksan’ın ilk şiir kitabı Mağara Vardır, işaretli kitaplardan. İşaret, Peksan şiirine “2” rakamı olarak düşmüş. “2”, öncelikle dualite demek oluyor. Ardından da, hareket; bir noktadan, başka bir noktaya doğru, ileri ya da geri, koordinatları belirli bir hareket. 

 



Modern kolonileştirmeye fırlatılmış bir izmarit

Son yıllarda biraz daha yakından tanıma olanağı bulduğumuz Will Self, Türkçede yayımlanan son romanı İzmarit’te giderek boğucu bir hal alan küresel sigara içme yasaklarından ilham alıyor. Buradan bakınca İzmarit, kamusal alanla özel alan arasındaki sınırın günden güne görünmez kılındığı çağdaş düzenleme ve denetleme mekanizmalarının bir yergisi olarak da okunabilir.



Yirmi beşine basmak ve hayatın anlamı

İskandinav edebiyatı (ve sineması) deyince birçoğumuzun içinde tatlı bir his belirdiğini biliyorum. O bizimkine hiç benzemeyen, buradan bakınca neredeyse efsunlu görünen nevi şahsına münhasır coğrafyadan yazılmış metinler, bizim buralarda hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip. Ben de konu hikaye anlatıcılığı olunca “Kuzey sever” ekipten biriyim.



"Bu acı bir gün işine yarayacak"

Bir an gelir ki ezberinizi unutursunuz; tiyatro sahnesindeki “trak”tır bu. Söyleyeceğini öğrenmişlerdeki ani bellek boşluğu, beyindeki havalandırma deliğinin açılışını andırır. Aslında hiç beklenmeyen bir şimşek çakışıdır yaşanan; her şey kendi manası üzerindeki tahakkümünü kaldırır. Birdenbire gitmek istersiniz. Birdenbire başka olmak istersiniz.



Sermaye ve güç küreselleşirken

2000’li yıllarda İskandinav ülkelerinde polisiye edebiyatın yükselişine tanık oluyoruz. 1960’lı yıllarda İsveç’te Maj Sjöwall ve Per Wahlöö’nun Martin Beck dizisi ile başlayan sürecin bugün ulaştığı noktada artık uluslar arası bir başarıdan söz etmek gerekir.



Belki benim param dönüp dolaşıp...

Düş Parası, hakkında yazmadan önce birkaç gün zihnimin içinde gezdirdiğim romanlardan biri oldu; aklıma bir sürü şey getirdi. Romanın en belirgin fikirlerinden biri şu: Birbirimizden ne kadar uzak ve kopuk görünsek de, aslında takım adalar gibi köklerimiz aynı denizin tabanına ait.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.