Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Eleştiri Arşivi

Eleştiri // En çok okunanlar



Oysa kitapçının küçüğü makbuldü...

1998 yılında Mesajınız Var filminin hayatımıza girmesiyle beraber, uzun yıllar boyunca, küçük kitapçı dükkanı dendiğinde akla gelen ilk isim “Köşedeki Dükkan” oldu. SabitFikir gibi içinden edebiyat geçen bir dergiyi okuduğunuza göre, sizin de zaman zaman, “İşi gücü bıraksam, bir minik kitapçı açsam, kitap kokularını içime çekerek keyifle çalışsam,” dediğiniz olmuştur.



Dünyadan // Zihnin labirentlerinde, müziğin peşinde: Murakami ve Ozawa

Paul Auster’ın 4321 romanında, Archie Ferguson adında sıradan bir insanın biyografisini okuyoruz; roman o kadar kapsamlı ki, dört farklı olasılıkta Archie’nin hayatını öğreniyoruz.



İstanbul’un gerçek sesine kulak ver!

İstanbul’un ne zaman adı geçse, sanki şehrin üzerinden ince bir lodos geçer de herkesin zar zor içinde tuttuğu kelimeler ortaya saçılıverir. Şehre dair ne hissettiklerimiz ne de söyleyeceklerimiz biter ama hep insan olmanın o görünmez duvarlarına toslar kalırız.



"Dandik" deneyimlerin peşinde

Proust Projesi'ni saymazsak André Aciman için duyguların yazarı diyebiliriz rahatlıkla. Türkçede yayımlanan Sekiz Beyaz Gece ve Adınla Çağır Beni, buna iki güzel örnek. Aşklar, tutkular, duyarlılıklar ve gözleme dayanan anlatım, Aciman'ın belirleyici özellikleri. 

 



Çiftedikişli ve hristoteyelli

Salâh Birsel Türkçenin en ilginç, en özgün üslupçularından biri. Birkaç cümlesini okuyunca bile, “işte Salâh Birsel,” diye tanıyabileceğimiz bir sesi var.



Bir yanıyla bilimkurgu, diğer yanıyla fantastik

Polisiye kitaplarıyla bilinen Algan Sezgintüredi, bu kez absürt bir romanla okurların karşısına çıkmış. Tür olarak da polisiyenin dışında bir alan seçmiş. Süperben romanının tam olarak hangi türde olduğunu kestirmek zor aslında, okuduktan sonra bile bu konuda insan emin olamıyor.



İnanç ve isyan arasındaki ince çizgi

Aradaki Nehir, bir ülkenin ve ülke insanlarının kaderinin -kendi istekleri dışında- dışa bağımlı hale gelmesinin temel hatlarını çiziyor. Sömürgeleştirilmenin tarihi de diyebileceğimiz sürecin nasıl başladığını ve nasıl ilerlediğini oldukça sade, bir yandan da şiirsel bir dille anlatıyor roman.



Meşguliyeti alınmış insan

Artık her şey gerçek! Ölüm sarışın kafalara da eşit şekilde dağıtılıyor. Tüm duygusal yaklaşımlar, pişmanlıklar, imal edilen gerçeğe tosluyor. Artık çok geç. Yetişmenin, aşkın, dokunmanın, nefes almanın etrafı “ölüm tehlikesi” yazısıyla çevrildi. Hiç kimsenin geç kalmak gibi bir bahanesi kalmadı. Herkes kendi evinde, tam zamanında.

 



Yok, var'la tanışmıyor

Shakespeare’in bir arkeolog olmasını kabullenir miydiniz; daha doğrusu, Shakespeare’in bir arkeolog olmasına tahammül eder miydiniz?



İyi dinleyici iyi anlatıcı

Ursula K. Le Guin’le Konuşmalar, Le Guin’in yazı üzerine düşüncelerini ve eserlerini yaratma sürecini merak eden okurun ilgisini çekecek bir kitap. Yazarla 1980-2006 yılları arasında yapılmış söyleşilerden oluşuyor, ama aklınıza bildik türde röportajlar gelmesin. Söyleşilerin en önemli özelliği, “soru-cevap”ın ötesine geçen gerçek birer diyalog olması. Ursula K.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.