Dosya Arşivi

Dosya // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
İskandinavya denilince insanın aklına pek çok şey gelir elbette. Artık bu çağrışımlar dizisine gönül rahatlığı ile eklenecek bir kavram daha var; İskandinav polisiyesi. İsveçli Hakan Nesser, İskandinav polisiyesinin dünya çapında on üç milyon satmış, başarılı yazarlarından.

//php print_r ($fields); ?>
Şair, denemeci, romancı, çevirmen, edebiyat profesörü... Kanadalı yazar Anne Carson’ı Kırmızının Otobiyografisi adlı, antik Yunan destanlarını hatırlatan romanıyla da tanıyor olabilirsiniz, en başta saydığımız diğer kimlikleriyle de.

//php print_r ($fields); ?>
Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

//php print_r ($fields); ?>
Sanırım anne babaların günümüzde en çok dertlendiği ve sıkıntı çektiği konuların başında çocuklarının teknoloji ile bağımlılık derecesindeki ilişkisi geliyor. Çocuklarının önündeki ekrandan başını kaldırarak doğal bir şeylerle uğraşmasını arzulamak her büyüğün en masum isteklerinden birisi olmaya başladı.

//php print_r ($fields); ?>
“Frankenstein” garip bir kahraman; öncelikle ismi Frankenstein değil! Frankenstein, aslında hikayedeki doktorun ismi olmasına rağmen genellikle doktorun yarattığı “canavarın” ismi olarak anılagelmiştir. Bu isim hırsızlığının yanı sıra, işin içinde bir şöhret hırsızlığı marifeti de var.

//php print_r ($fields); ?>
Henüz iletişim lisesindeydim. Bölüm hocalarımız her fırsatta, üniversiteden önce şekillendirmeye başlamamız gereken geleceğimiz üzerine üst sınıftaki ‘başarılı’ öğrencilerden örnekler veriyordu.

//php print_r ($fields); ?>
Pek çoklarından duymuş, hikâyelerden okumuşuzdur: Hayatımı yazsam roman olur! Ne ki, kurmacanın içine bir ömrü, hadi diyelim bir ömrün parçalarını sığdırmak sanıldığı kadar kolay değildir. Evet, sahiden de, her insan anlatıcısını bekleyen bir hikâyedir; ama o anlatıcının “kendi” olması işi iyiden iyiye çetrefil hale sokar.

//php print_r ($fields); ?>
Kavramların ve tanımlamaların çoktan buharlaşıp yok olmaya yüz tuttuğu 21. yüzyılda, “Türkçe Edebiyat-Türk Edebiyatı-Yerli Edebiyat” isimlendirmelerinden hangisini kullanmanın doğru olduğu tartışmaları da halen sürüyor. Aslında bu tartışma, içerisinde birçok soruyu barındırıyor: Kullanılan dil midir bir eseri var kılan sadece? Edebiyatı dil ile sınırlamak ne kadar doğrudur?

//php print_r ($fields); ?>
Romanda realizm denilince ilk akla gelen iki isim: Honoré de Balzac ve Gustave Flaubert. Sadece realizm noktasında buluşmaz bu iki büyük romancı. Romanlarında işledikleri konular da birbirine benzer. Hayat ve insana tutumlarında da benzerlikler bulabiliriz. Balzac’ın iddialı tutumu herkes tarafından bilinir.
