Eleştiri Arşivi

Eleştiri // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
Sevgililere yazılan şiirlere, sık başvurulan akrostişlere, popüler gazetelerde pek çok kişinin gülmek amacıyla okuduğu kimi didaktik kimi “duygu yüklü” dörtlüklere vs dayanılarak bu memlekette herkesin şair olduğu söylenegelir. Burada “şair” alaycı bir ifadedir, tıpkı çok konuşan birinden “felsefe” veya “caz” yapmamasının istenmesi gibi.

//php print_r ($fields); ?>
Richard Gary Brautigan, Tacoma Washington’da doğdu. Yaşamı boyunca birçok üvey babaya sahip olması, onu şehirden şehire, okuldan okula sürükledi. Bu yola düşme, hareket halinde olma hali, onu sonraki yıllarda çokça etkilemiş olsa gerek; Brautigan’ın hayatında, mekandan mekana savrulma daimi.

//php print_r ($fields); ?>
Güzel bir cümleyle başlayan bir yazı, güzel bir hit'le uçuşa geçiren bir müzik albümü her zaman güzel devam etmeyebiliyor. Karin Tidbeck'in Zeplin adlı, Aylak Kitap tarafından yayımlanan öykü kitabı ise ilk öyküden itibaren dur durak bilmeyen bir akıntıya katıyor bizleri. İsveç'in bağrı Stockholm'den kopup gelen öyküler yepyeni bir bilimkurgu fantastik âleminin kapılarını aralıyor.

//php print_r ($fields); ?>
Kapitalist ekonomi içerisinde metalaşmadan hiçbir şey kaçamaz. Sadece insanın ürettikleri değil, insanın emeği de metalaşır. Kitaplar da bu çılgın meta üretiminin bir parçası haline gelirler. Tıpkı sinema gibi diğer kültür endüstrilerindeki dinamikler gibi, yayıncılık endüstrisinin de temel işleyiş kurallarını belirler.

//php print_r ($fields); ?>
Bir kadın olarak gelmiş bulunduğum gezegende, türümün türlü kırıklığıyla hallihamur oldum. Kadınlık uzun bir yol, zemini engebeli, takılıp tökezlenecek taşı, yuvarlanacak şarampolü bol. Lakin kadınlığın virajlı yollarında, uzakta, ufukta bazen, bazen tam şurada, burnumun dibinde erkek kırıklıklarıyla da kesişti yolum. Ne zaman bir tanesini görsem bastım frene, lastikleri yaktım ama durdum.

//php print_r ($fields); ?>
Gülse Birsel’in yazın başında yayımlanan kitabı “Yazlık”ın arka kapağını okuduğumuzda bize sunulan manzara insanın iştahını kabartıyor. “Sakin, gevşek, neşeli” sözleriyle tarif edilen bu kitabı, bir kumsalda, şezlonga uzanmış, karpuz yerken okuduğumuzu hayal ediyoruz. Kitap, Gülse Birsel’in gazete yazılarından derlenmiş, yeni bölümlerle zenginleştirilmiş, derli toplu bir hale getirilmiş.

//php print_r ($fields); ?>
Dizi aleminde işin buralara gelmesini bekliyorduk. 'Gerçek' insanların, olası hayat hikayelerine dair tüm güzellemeleri, dramatizasyonları ve trajedi versiyonlarını izledik. Hatta o kadar çok izledik ki, dizi yazarlarının zihinlerimizi okuma kabiliyetlerinin ötesine geçti biz izleyicilerin onların yapabileceklerinin sınırlarını anlama kapasitemiz... Sıkıldık mı? Eh haliyle...

//php print_r ($fields); ?>
Milan Kundera 1990’lardan beri ikinci vatanı kabul ettiği Fransa’da yaşıyor ve Fransızca yazıyor; ancak sanki Fransız okurdan intikam almak ister gibi, yazdıklarının bu dilde yayımlanmasına geç izin veriyor. Bilmemek romanı önce İspanya ve Türkiye’de yayımlanmış, ancak üç sene sonra Fransızca orijinali piyasaya çıkmıştı.

//php print_r ($fields); ?>
18. yüzyılda, onbin yıllık tarım toplumunun son fertlerinden biri olarak, ağzınızda bir saman çöpü, yeni ortaya çıkan küçük sanayi imalathanelerine bakıp bunların birçok şeyi değiştirecek gelişmeler olduğunu düşündüğünüzü hayal edin. (Birçok şeyi mi? Her şeyi!)

//php print_r ($fields); ?>
Biz çocukken, işaret parmaklarını birbirine değdirerek zamanı durdurabilen bir kız hakkında bir dizi vardı. Annem, bu bizim gençliğimizdeki Samantha'nın taklidi derdi. O da burnunu oynatarak minik büyüler yaparmış. Elimde ters çevirince içinde kar yağan bir küre varmış, onun içinde de elinde kar yağan bir küre tutan bir kız varmış ve onun içinde de başka bir kız...
















