Eleştiri Arşivi

Eleştiri // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
"Müziğin kavramları yoktur, öneriler ileri sürmez, imgelerden, simgelerden, dilden yoksundur. Temsil gücü yoktur. Dünyayı anlatmaz…" Zihnimizde gezinen ve adının "müzik" olduğunu bildiğimiz yeryüzü dilinin, nasıl olup da yaşamımızı bu denli kuşatabildiği sorusunun elbette tek bir yanıtı olmayacaktır.

//php print_r ($fields); ?>
Hayatınız okuma ve yazmanın otoritesi altına girdi mi esaret mi / sanatsal cesaret mi pek de kestiremediğiniz bir durumla yüzleşmeye başlıyorsunuz; geçici bir denetleme dönemi de değil bu: Adeta süreğen bir alerjik tepki. Bedeninizle ruhunuzun temas ettiği o ince o kalın ama hassas çizgide yoğunluğun yorgunluğa, yalnızlığın algı güçlenmesine dönüşmesi kaçınılmaz.

//php print_r ($fields); ?>
“9. dereceden memur Kovalev bir sabah uyandığında burnunu yerinde bulamaz.” Böyle bir açılış cümlesiyle karşılaştığınızda, Rus edebiyatından müthiş bir eserle karşı karşıya olduğunuzu bilirsiniz. St.

//php print_r ($fields); ?>
İzmir yakınlarındaki bir Bektaşi dergâhında işlenen cinayetten yola çıkarak yüzlerce yıllık din ve mezhep kavgaları ile Osmanlının son demlerindeki etnik ayrılıkların siyasi ve toplumsal sonuçlarını işleyen Lamekan, gerçekten zengin bir tarihi geri plana sahip.

//php print_r ($fields); ?>
Oğuzhan Yeşiltuna, biçimsel denemeleri ile edebi mekanın (kağıdın) sosyo-psikolojisi için yeni anlamlar arıyor. Sıradan bir noktalama ve biçemle, yeni bir söz söylemek elbette mümkün değil. Oğuzhan Yeşiltuna bunu çoktan biliyor belli ki. Kendi kurallarıyla, sınırlarıyla, sınır dışılıkları ve oyunlarıyla yazıyor.

//php print_r ($fields); ?>
Bu kitap beni, caddeli betonlu trafikli, kulağımda bangır bangır müzikli istanbullu hayatıma zorunlu bir hastalık ve kar molası verdiğim anda buldu.

//php print_r ($fields); ?>
Yirmi yıldır babasını arayan ve sonunda hiç ummadığı bir yerde, hiç ummadığı bir şekilde bulan bakkal Cemal’in hikayesiyle başlıyor İnceldiği Yerden... İlk anda o ünlü deyimin bir parçasıymış gibi duran ismin aslında anakaraya incecik bir toprak parçasıyla bağlanan, ada olmasına ramak kalmış bir yarımadayı işaret ettiğini anlıyoruz.

//php print_r ($fields); ?>
2016’yla birlikte, Sevgi Soysal’ın bu dünyadan ayrılışının kırkıncı yılına giriyoruz. Bu kırk yıl içinde Sevgi Soysal’ın yazdıkları okunmaya devam ederken, son yıllarda yazarın külliyatı üzerine kapsamlı eleştirel incelemelerin de yayımlanmaya başlaması umut verici. İsyânkar Neşe, bu çalışmalardan en yenisi.

//php print_r ($fields); ?>
Dede Korkut Oğuznameleri uzun süredir halkbilimcilerin gündeminde. Türk kültürü ve folkloruna dair çıkarımlar yapmak için önemli veriler sunan Oğuznameler’in 15. yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülüyor. Hikayelerin tarihi ise daha da eskiye dayanıyor. Yazmalardaki bilgilerin ışığında tarihsel sağlama yapıldığında 7. yüzyıla kadar geri götürülebiliyor bu hikayeler.

//php print_r ($fields); ?>
China Miéville 1998 yılında yazdığı ilk romanı “Kral Fare” Türkçeye 2010 yılında çevrilmişti. “Fareli Köyün Kavalcısı” masalından esinlenerek kurguladığı romanda fantastiği çağının ilgi ve korkularıyla birleştiren Mieville, günümüzde geçen karanlık bir gelecek tasarımı sunmuştu. 2001 yılında Arthur C.














