Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Eleştiri Arşivi

Eleştiri // En çok okunanlar



İlişkiler için bibliyoterapi desteği

Aşkın nasıl bir duygu olduğunu tarif et, deseler, oldukça “cilalı” bir duygu olduğunu söylemekte bir sakınca görmezdim. Zira her şeyi olduğundan daha parlak gösterdiği kesin. Peki bu sonsuza dek sürüyor mu? Elbette hayır. Hatta bazı kişiler tarafından aşka çeşitli sürelerde ömür bile biçiliyor. Bir son kullanma tarihi var!



Aynı 'sılsel'in altında

Üzerinde yaşadığımız topraklarda ötekinin farklılığını kabullenebilmek hep zor oldu. Altında eşit yaşam hakkımızın olduğu gökyüzü de, üstünde hır gürle yaşadığımız yeryüzü de hep hoşgörüye, anlayışa, barışa özlem duydu.

 



Bir büyük yaratıcının kişisel cehennemi

Milan Kundera, Roman Sanatı’nda Hermann Broch'tan büyük bir övgüyle bahseder. Onun roman macerasını belki de en fazla etkileyen isimdir Broch. Öte yandan, çağdaşı Yahudi aydınlara göre de şanslıdır; Nazilerden ucuz kurtulmuştur. Zengin bir fabrikatörün oğlu olarak, mesela Robert Musil gibi yoksulluk çekmemiş ya da Walter Benjamin gibi kaçmak için çok geç kalmamıştır.



Yine Kazacağız, Yine Kaçacağız!

12 Eylül hapishanelerinden tünel kazarak kaçmak! Dönemi kıyısından köşesinden de olsa bir nebze bilenler için düşünülmesi, hayal edilmesi bile olanaksız, “hadi canım sen de!” denilecek, gülünüp geçilecek bir proje. Çok sıkı güvenlik önlemleri, günün her saatine yayılan, işkencehaneyi ayrı bir yer olmaktan çıkarıp hapishanelerin tümüne, koğuşlara yayan akıl almaz bir baskı sistemi...



Rappaccini’nin kızı Havva ise…

Nathaniel Hawthorne’un 1844 yılında yayımlanan Rappaccini’nin Kızı isimli uzun öyküsü (novella mı demeli?) üzerine yapılan yorumlarda okur ikiye ayrılıyormuş. Bir kısmı bu hikayenin kadın-erkek ilişkileri hakkında olduğunu söylerken, diğer kısmı Hıristiyanlık alegorisi olduğunu söylüyormuş. Bana öyle geliyor ki, ikisi de... 19.



Baba ve çocukları

Kendini Poe’nun oğlu sayan Ray Bradbury, onun onuruna hazırlanan Gölge Oyunu'na yazdığı önsözde, “Bay Edgar Allan Poe’nun oğlu nasıl oldu da bu kadar çok kişinin babası haline geldi?” diye soruyor. Bunu anlamak için, hikayeleriyle kitabı oluşturmuş yazarların her birinin yazdığı açıklamalara bir göz atması yeter.



Deniz ve dalga

Arquimedes -yani Arşimet- denizle hasbıhal etmenin yolunu bulmuş, tanıyanların yarı deli yarı dâhi gözüyle baktığı bir dalgakıran kahinidir. Denizin nereye bir dalgakıranı kabul edeceğini, nerede yapılırsa en güçlü temellere, bol kullanılan malzemeye, hesap kitaba rağmen bir çırpıda söküp atacağını mühendislere Arquimedes söyler.



Olmayan şeylere yüzünü sürtenler

“‘Bir konuyu açmak onu yok etmektir, Efendim’ – efendim sözcüğünü ‘efenim’ diye telaffuz ediyorum – Bu da beni akşam yemeği boyunca güldürmeye yetiyor.” (s. 35) Elimin altındaki Big Sur’un öyle büyük bir etki alanı var ki, bir konu gibi onu açarken yok olmasını istemiyorum.



Post mortem yazı, bir diriliş öyküsü

19. yüzyılda Avrupa ve Amerika'da yaygın bir gelenekti, post mortem fotoğraflar çekmek. Ölen kişi özene bezene giydirilir, süslenir, bazen aile yakınları da yanında poz verir, ölen kişinin son kareleri böylece çekilirdi. Amaç onlardan son bir hatıra bırakmak, belki de deklanşörün patladığı o son anda, onları ölümsüz kılmaktı.



Bir avuç meczup

Mizahın ve yalakalık yapmayan, yani gerçek karikatürün, itinayla tu kaka edilmeye başlandığı bugünlerde, elimizden ağız dolusu eleştiri ve güldürüyü almaya yeltenenler var. Haybeye uğraştıklarını söylemek gerekiyor mu, bilinmez. Onlar tüm ucubeliğiyle ortalıkta fink atadursun, mizahı cesaretle savunanlar da yoluna devam ediyor. Bunlardan biri de hiç kuşkusuz Birol Bayram.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.