Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Dosya Arşivi

Dosya // En çok okunanlar



Dostoyevski’nin soylu ruhu, ithal kötü ruhlara karşı; Ecinniler

Cemal Süreya bir TRT röportajında “1944 yılında Dostoyevski’yi okudum, o günden beri huzurum yoktur” sözleriyle anlatmıştı kısa biyografisini. Bir şairin, hayatında yer alan en can alıcı noktayı bir romancının duygu evreniyle tanıştığı an olarak kodlaması, evet çok havalı. Ama konu Dostoyevski ise, zaten huzur falan yoktur ortada, Süreya havalı değil yani, buz gibi haklı. Ve huzursuz.



BaşkaDünyalar // Egzorsizm ateşinde yanıp kül olanlar

Grady Hendrix, son birkaç yılda kaleme aldığı kurgu ve kurgudışı eserleriyle Amerikan korku edebiyatında önemli bir yer kaplıyor.



İyilik Bir Kuş Kadar

Ülkesini savaş nedeniyle terk edenlerin acısını, hüznünü çocuklara anlatmak zor iştir. Suriye’deki savaş nedeniyle ülkemize gelen milyonlarca göçmenin yaşadıklarından elbette yüzlerce kitap, onlarca film çıkar. Ve onların yaşadıklarını buradaki çocuklara samimi ve içten bir dille anlatmak, empati kurmalarını sağlamak da kolay iş değildir.



Frida'nın Diego Rivera'ya yazdığı aşk mektupları

Genç idealist aşıkların er ya da geç öğrendikleri şey şudur: ilişkiler hayal kırıklıkları, yanlış anlaşılmalar, büyüklü küçüklü aldatmacalarla dolu karmakarışık olgulardır. İlişkiler hususunda kalbinizi soğutmak, inançsızlaşıp sinikleşmek kolay yoldur.



Bereket Denizi'nde Bir Samuray; Yukio Misima

15 Ağustos 1945’te Japon Devlet Radyosu’nda bir ses duyuldu. Üzgün ama asaletli bir ses. Doğan Güneşin İmparatoru konuşuyordu. Şintoizm’in, efsanelerin, mitlerin ve kadim Japon kültürünün etkisiyle yüzyıllardır makamına Tanrısallık atfedilen İmparator, radyoda savaşı kaybettiğini yani mağlubiyetini ilan ediyordu kahraman halkına.



Editörden // İki bacağı kırık bir masa

Dünyanın birtakım yalanlar ve birtakım kötülükler üstüne kurulu olduğu bilgisiyle yaşıyoruz. Demokrasi yalanları, medeniyet tuzakları her şeyin üstünü örten bir perde gibi, perdenin altında neler olduğunu -galiba- hepimiz biliyoruz. Hayal ettiğimiz dünya hiç gelmedi, gelmeyecek. Belki de hayal ettiğimiz gibi bir dünya bir yerlerde var, ama biz oraya ait olmayı hak etmiyoruz.



Kararsız Okur: Bir hazineyi yeniden keşfetmek

Balkanlar; hani o çok dilli, çok kültürlü, çok renkli, çok sesli güzelim yarımada... İşte tam da bu yüzden milliyetçi cinnetin, kendi topraklarının insanlarını uzaklara püskürttüğü, püskürtemediklerini ise kendi içinde sürgüne, kendi içinde azınlığa, kendi toprağında yabana, yabancıya, kimisini de azgın ve zalim bir çoğunluğa dönüştürdüğü Balkanlar...



Borges'in görme yetisini kaybettikten sonra çizdiği otoportre

Dünya edebiyatının büyük ustası Jorge Luis Borges yaşamının bir noktasında kör olacağını biliyordu. Körlük Borges ailesinde nesilden nesile geçiyordu. Yalnızca babası değil, babasının anne-babası da yaşamlarının bir safhasında kör olmuşlardı. Borges kendi durumunun çok da dramatik olmadığını düşünüyordu.



Dünyadan // Romancı incelemeye kalkışırsa

Kendi hayallerini yazıya aktarıp kurgulayarak roman kotarmaya alışmış bir yazarın, günün birinde, merak alanlarını açık edecek biçimde bir inceleme kitabını yazmaya kalkışmasını okur olarak nasıl değerlendireceğime bir türlü karar veremem.



Editörden: Tam olduğu yerde

“Bir şeyi olmadığı yerde değil, olduğu yerde aramaktır lanetlenmiştik”. Bu sözü nerede, nasıl duyduğumu hatırlamıyorum. Ama bildiğim şu ki, duyduğum andan bu yana, tam olarak olduğu yerde arayıp da bulamadığım bazı şeylerin olduğu fikri hep kafamı kurcalamıştır. Bir odanın içindeyken o odayı aramak gibi bir şey bu. Bazen, içinde kıpırdama gücünü aramak gibi mesela.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.