Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Orhan Veli'nin şiir kozasını ördüğü metinler yayınlandı




Toplam oy: 120
Vefatının 70. yılında eserleri üzerindeki telif hakkı düşen Orhan Veli Kanık, 2021’in ilk günlerinde birçok yayınevi tarafından tercih edildi.

Garip Akımı ile Türk şiirine yeni bir tavır getiren Orhan Veli, 36 yıllık hayatında şiir başta olmak üzere hikâye, deneme, çeviri, eleştiri gibi edebiyatın çeşitli alanlarında metinler yazdı. Cemal Süreya der ki, “Orhan Veli Türk şiirine kasket giydirdi.” Attila İlhan’a göre ise Türk şiirine geleneksel sesini kaybettirmiştir. Türk edebiyatının en çok tartışılan isimlerinden biri olan Şair’in 6 kitaplık külliyatı Necati Tonga ile Tahsin Yıldırım'ın ortak emeğiyle Kırmızı Kedi Yayınları arasından okura sunuldu. Kitap, gazete ve dergileri inceleyip iki kapak arasında toplanmamış metinleri bir araya getiren akademisyenler, baskılar arasındaki farkları da ortaya koydular. Yeni keşfedilen; Anneme, Annemin Ölümünden, Bir Günüm Daha, Yaz Senfonisi şiirlerinin hikâyesine değinen Tonga, “Şairin ‹lk kalem temrinleri diyebiliriz bunlara. Bu şiirler Orhan Veli’nin ilk gençlik dönemi ürünleri ve şairin o dönemde içinde bulunduğu halet-i ruhiyeyle kaleme alınmış. Şair, âdeta şiir kozasını yeni yeni örmeye başlamakta” diyor.

 

 

Telif meselesinin genel durumuyla başlamak isterim. Sizce 70 yıllık telif sınırının olumlu olumsuz yanları nedir bir yazar için? Bu yıldan itibaren Orhan Veli ile okur arasında nasıl bir bağ kurulacaktır?

 

Tahsin Yıldırım: Her yıl telif süresi dolan yazar, şair ve düşünce adamları hakkında bu tarz konuşmalar yapılmakta. Geçen yıl Sabahattin Ali’nin telifinin dolması nedeniyle bu tür tartışmalar yapıldı, gelecek yıllarda da Memduh Şevket, Ziya Osman, Reşat Nuri, Cahit Sıtkı gibi isimler üzerinden tartışma sürecek gibi görünüyor. Telifi dolan yazarın eserleri varsa maddi ve manevi mirasçılarının hakları da gözetilerek, herhangi bir tahrifata, sansüre uğramadan, varsa farklı versiyonlarıyla nitelikli bir baskıyla okura sunulmasını temenni ediyoruz. Ancak bizim de eleştirdiğimiz şey; eserler özensiz, herhangi bir estetik kaygı gütmeden, o edebiyatçıya yakışmayacak şekilde yayımlanması… Yalnızca bir “meta” olacak şekilde kâr amaçlı üretilmiş eserler, konuya vâkıf olanlar yerine “herhangi” kişilerce çalakalem hazırlanmış yapıtlar bizi de üzüyor. Yaptığımız derlemeyi biraz övmüş olacağım ama bu külliyatla “Orhan Veli daha iyi ve daha doğru tanınıp değerlendirilecektir” diye düşünüyorum. Görüyoruz ki başka şair ve yazarların külliyatlarında eksikler bulunmakta… Biz Orhan Veli hususunda mümkün olan eksiksiz ve en sağlam baskıyı hazırladığımıza inanıyoruz.


Dışarıda bırakılan metinler oldu



Şair’in 7 şiiri ilk defa Bütün Şiirleri’nde yer alıyor. Bu şiirlerin özelliği nedir? Orhan Veli’nin diğer şiirlerinden bir farkı var mı? Dikkat çekmek istediğiniz hangisi?
Necati Tonga: Türk şiirini derinden etkileyen Orhan Veli’nin ilk şiirleri herkes gibi beni de heyecanlandırdı. Bu şiirleri ilk tespit ettiğimizde sevindik, çünkü ona ait ilk izleri, ilk verimleri görüp şairi daha iyi tanıyacaktık. Derlememizde şairin “Anneme”, “Annemin Ölümünden”, “Bir Günüm Daha”, “Yaz Senfonisi” adlı şiirleri ilk defa kitaplaştı. Bu şiirler, hece ölçüsüyle yazılmış, kafiyeli, bir yönüyle gelenekten beslenen şiirler… İlk gençlik yıllarının ürünü olan bu eserleri, tekâmül etmiş Orhan Veli şiirleri ile kıyaslamak ne derece doğrudur, bunu bilemiyorum. Belki şairin “ilk kalem temrinleri” diyebiliriz bunlara. Zira bu şiirler Orhan Veli’nin ilk gençlik dönemi ürünleri ve şairin o dönemde içinde bulunduğu halet-i ruhiyeyle kaleme alınmış şiirler. Şair, âdeta şiir kozasını yeni yeni örmeye başlamakta. Orhan Veli’nin daha sonraki yıllarda iyiyi güzeli arayışında hep titiz olduğunu görürüz. Bundan dolayı ismini koymak istemediği, atmaya da kıyamadığı bazı şiirlerini de takma adla yayımlamıştır.
Şairin bazı bitmemiş şiirleri ve şiir taslakları da mektuplarda gömülü kalmıştı, bu tarz üç metni de kitaba dâhil ettik. Külliyata eklenen bu şiirler içerisinde “Anneme” ve “Annemin Ölümü’nden” şiirleri, aynı temaya yoğunlaşmış, aynı şekil ve üslûpla kaleme alınmış birbirlerine çok yakın metinler. Özellikle bu iki şiire dikkat çekmek isterim. İlerleyen yıllarda Türk şiirine yön veren Orhan Veli’nin ilk kalem tecrübeleri olması bakımından önemli metinler bunlar.
Şiirlerin dışında külliyatta daha önce kitaplaşmamış hangi metinler var? Külliyatı hazırlarken karşılaştığınız zorluklar neler oldu?
Necati Tonga: Orhan Veli’nin kaleme aldığı biri piyes olmak üzere dört nesir parçası “Hikâyeler” cildinde ilk defa kitaplaştı. Bu metinlerin bir kısmından daha önce haberdardık. Ama süreli yayınları taradıkça başka metinlerle de karşılaştık. Şairin ilk eserlerini içeren Sesimiz ve İnkılap dergileri bu noktada önemli birer kaynak oldular. Stendhal’dan yaptığı “Sandık ve Hortlak” çevirisi de bu ciltte ilk defa kitaplaştı. Dergilerde kalmış bir-iki şiir tercümesini “Çeviri Şiirler” cildine ekledik. Orhan Veli’nin Nahit Hanım’a ve Şevket Rado’ya yazdığı mektuplar daha önce kitaplaşmıştı. Şairin bazı mektupları da Haluk Oral hoca tarafından Bir Roman Kahramanı: Orhan Veli kitabında yayımlanmıştı. Bununla birlikte süreli yayınlarda kalan mektupları vardı. Gazete ve dergilerde kalan mektuplarını Mektuplar-Anketler-Mülakatlar cildinde derlemeye çalıştık. Sait Faik’e yazdığı mektupları telif hukuku nedeniyle bu cilde alamadık. Haluk Oral ve Işık Kansu, arşivlerindeki mektupları bizlerle paylaşarak bu cilde önemli bir katkı sağladılar. Yine bu cilde Orhan Veli’nin gazete ve dergilerde kalan bazı anket ve mülakatları da dâhil edildi. Bütün Yazıları cildine yirmiden fazla yazı eklendi ve Orhan Veli’nin tercüme piyesleri ilk defa “Çeviri Tiyatrolar” cildinde bir araya getirilerek neşredildi.
Bir de külliyata dâhil etmek isteyip de alamadığımız metinler oldu. Kısaca bunlar üzerinde de durmak isterim. Mesela Orhan Veli’nin roman tercümesini -Fransa ile yazışmalar yapılmasına rağmen- bir türlü neticeye kavuşturarak külliyata ekleyemedik. Şehbal Erdeniz’le ortaklaşa yaptığı tercümeleri yine telif hukukundan kaynaklanan sorunlar nedeniyle külliyata dâhil edemedik. Jean Anouilh’in telif süresi dolmadığı için Antigone tercümesini dışarıda bırakmak zorunda kaldık.
Çalışmalar sırasında nasıl bir Orhan Veli ile karşılaştınız? Gördükleriniz sizde ne değiştirdi?
Tahsin Yıldırım: Daha önceki Orhan Veli okumalarımız parça parça olduğundan bütünü görmemiz onu tanımamız biraz zordu. Çünkü şiirlerini okuduğumuz zaman çeviri şiirlerini okumamış oluyoruz, çeviri şiirleri okunsa çeviri tiyatroları kalıyor, bunları okurken hikâyeleri nesirleri bazen göz ardı ediliyordu. Ancak bu eserleri hazırlarken onun ulaşabildiğimiz tüm metinlerini dikkatli okuduğumuzdan onu daha derinlemesine tanıdığımızı söyleyebilirim. Ona atfedilen ancak metinlerinde görmediğimiz “şiire ait her şey yıkılmalı, geçmişin birikimine ihtiyaç yoktur,” sözlerinin aslında hakikat olmadığını gördük. O, şiirinde geçmişin birikimini döneminin söyleyişi ile ifade etmiştir. Nihayetinde şiirin ortak noktası duygunun ifadesidir. O da bu duygularını kendi anlayışı istikametinde ifade etmiştir. Metinleri hazırlarken Orhan Veli’nin çok geniş bir müktesebatının olduğunu fark ettik; şairin klasik edebiyatı, batı edebiyatını ve resim, müzik, mimari gibi farklı disiplinleri özellikle Fransızca ana kaynaklarından takip ettiğini gördük. Mesela Orhan Veli, “Bizden öncekilerin eserlerini görüp zevk aldık. Ne yazık ki onlar bizim eserlerimizi göremedi” şeklinde günümüz Türkçesine aktarılabilecek olan Nabi’nin aşağıdaki beytini bazı yazılarında tekrarlamıştır: “Kudemânın görüp âsarını biz zevk ettik / Kudemâ görmedi hayfâ bizim âsarımızı.” Bu beyit bile onun bir hat üzerinde farklı söyleyiş biçiminde ilerleyen Türk şiirini takip ettiğini göstermektedir. Orhan Veli külliyatını yayına hazırlarken onun farklı kişileri okuduğunu, yaşına göre vukûfiyetinin çok yüksek olduğunu gördüm. Türk şiirine 36 yaşında vefat ederken Orhan Veli’nin tesiri herhalde bu birikimi hazmedip sunmasından gelmektedir.
Yaprak dergisinde “hür” olduğu için “gür” seslidir




Şiirlerinde dünya karşısında rahat bir portre çizen Orhan Veli’nin düzyazılarında siyasi ve toplumsal olaylara kayıtsız kalmadığına, köşeli yazılar yazdığına şahit oluyoruz. Bu fark hakkında ne söylemek istersiniz, gözleminiz nedir?
Tahsin Yıldırım: Orhan Veli’nin siyasi olarak anılabilecek yazıları önce Varlık ve Ülkü dergilerinde görülür. Ancak şair, bu yazılarında keskin ve sivri olmayan cümlelerle fikrini ortaya koyar. Fakat ömrünün son demlerinde çıkardığı Yaprak dergisinde inandığı ve savunduğu fikirlerle çelişen düşüncelere daha keskin, sivri ve sert ifadelerle karşılık vermiştir. Şairin söyleminin gittikçe sertleşmesinin iki sebebi olduğu kanaatindeyim: Orhan Veli, “misafir yazar” olarak bulunduğu dergilerin yayın çizgisine uymak zorunda olduğundan önce daha “itidalli” bir tutum geliştirmiştir. İkincisi ise CHP’nin özellikle 1940’lı yılların sonlarına doğru icraatlarında gördüğü yanlışlıkları, kendi çıkardığı Yaprak dergisindeki yazılarında daha gür bir sesle ifade etmiştir. Bu sebeple denilebilir ki Orhan Veli, Yaprak’taki yazılarında daha “hür” olduğu için daha “gür” seslidir.
Araştırmalar sırasında Orhan Veli hakkında yazılmış metinlere de rastladığınızı görüyoruz. Dikkat çekmek istediğiniz bir metin var mı?
Necati Tonga: Genç yaşta kaybettiğimiz, bir çırpıda aklıma gelen isimler şunlar: Şeyh Galip, Ömer Seyfettin, Ziya Osman Saba, Cahit Sıtkı Tarancı, Muzaffer Tayyip Uslu, Rüştü Onur… Her değeri kaybedişimizin ardından, yığınlar hâlinde “onu unutmayacağız” cümleleri tekrarlanıyor da maalesef gerçekler böyle olmuyor. Çoğu ismi nisyana terk ediyoruz. Orhan Veli’nin bir şiirinde şöyle bir mısra geçer: “Örtüldü hâfızanın örtüsü”. Gerçekten de hafızaların üstüne kalınca bir örtü seriliyor ve edipler unutuluyor. Şükür ki Orhan Veli için “hafızanın örtüsü örtülmemiş”, şair eserleriyle hep tanınır kalmıştır. Onun bu tanınırlığında eserlerinin yanı sıra, dostlarının kaleme aldığı duygu yüklü şiir ve metinlerin etkisi de vardır diye düşünüyorum. Şairin ölümünün ardından çıkarılan Son Yaprak’taki Melih Cevdet, Oktay Rifat ve Abidin Dino imzalı yazılar bu bakımdan önemli. Sait Faik’in 1951’de Yeditepe dergisinde yayımladığı “Onunla” adlı metin de Orhan Veli için yazılmış enfes bir yazıdır. Daha sonraki yıllarda Orhan Veli için pek çok şiir ve yazı yazıldı.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Günlük yaşantıdaki kurallar çoğu zaman, yazılan eserler için de geçerlidir. Zorla gerçekleşen, kendine biçilen rolden fazlası istenen veya aşırıya kaçan her şey güzelliğini yitirir. Şair Eyyüp Akyüz, son kitabı Eskiden Buralar’da, adeta bu bilginin ışığında şiirlerini uzun tutmadan bitiriyor ve akılda kalan mısraları bize yadigâr kalıyor.

 

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.