Eleştiri Arşivi

Eleştiri // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu.

//php print_r ($fields); ?>
İçinde yaşadığınız dünyayı ve onun güncel gerçekliğini bir yandan deneyimlerken, aynı gerçekliği eşzamanlı olarak çağdaşınız bir yazarın gözünden okumak, okur ile eser arasında normalde olmayan bir ilişki kuruyor.

//php print_r ($fields); ?>
Hangimiz rahatsız değilsek bu hayattan, elbet bir umut vardır yarınlardan! Rahatsız isek vardır bir umut. Rahatsız olmuyor musunuz? O vakit umut neyinize gerek! İyiliğin bu denli bayağılaştırıldığı bir çağda, en saygın insanların bile itibar suikastlarıyla yalnızlaştırıldığı dünyada rahat kalmak mümkün mü? Bir de müdanasız delikanlıların terk ettiği dünyada kim bize adap-erkan öğretecek?

//php print_r ($fields); ?>
“Bir sözcük. Bereavement. Ya da Bereaved. Bereft. Sevdiğiniz birinin ölümü yüzünden acı çekmek. Eski İngilizcedeki, ‘yoksun bırakmak, elinden almak, el koymak, gasbetmek’ anlamlarına gelen bereafian sözcüğünden türetilmiş. Elinden almak. Yoksun bırakılmak. Herkesin başına gelir. Ama bunu tek başınıza yaşarsınız.

//php print_r ($fields); ?>
“Neyi kaybetmişlerdi? Farkında olmadan eski anıları konuşmak onlara iyi gelmemişti. Keyifle anlattıkları anılar bilmeden boğazlarında düğümlenmişti. Hiç yokmuş gibi yaşamak kolaydı. Her ikisi de geçmişle yüzleşmek istemiyordu. Çözümü, hiç olmamış gibi davranmak, duymamak, hissetmemekti.”

//php print_r ($fields); ?>
Reşad Ekrem Koçu dünden bugüne ve hatta yarına, hiç kuşkusuz, Türkçenin en önemli tarihçilerinden, araştırmacılarından, yazarlarından biri...

//php print_r ($fields); ?>
Britanyalı yazar Kazuo Ishiguro, Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasının ardından yaptığı konuşmada edebiyata dair evrensel fikirlerini birkaç cümlede, peş peşe sıralamıştı. Şimdiye kadar “büyük yazarlar”ın yaptığı gibi, edebiyatın geleceği için kimsenin itiraz etmeye yeltenmeyeceği ve söz söyleyemeyeceği Dostoyevski, Borges, Camus gibi yazarlara sığınmadı.

//php print_r ($fields); ?>
Sessiz Kalma’nın açılışı hızlı ve çarpıcı: Genç insanlar, akşamın ilerleyen saatlerinde birlikte eğlenmek ve dans etmek için bir partide buluşuyor. Birbiriyle flört edenler, kendini müziğin ritmine bırakanlar, sohbet edenler, ‘Ben neden buradayım?’ diye soranlar; kısacası partide herkes var. Gecenin ilerleyen saatlerinde partide kavga çıkıyor ve silahlar konuşuyor.

//php print_r ($fields); ?>
İnsan bazı kitapları okurken müthiş bir üzüntüye kapılır. Çünkü bir daha asla, o kitabı ilk kez okumanın heyecanına ve hazzına erişemeyecektir. Bitsin istemez. Ama bir kere başlamıştır ve bitmesi gerekmektedir. İsmail Güzelsoy’un romanları insanı böyle bir kederle kucaklar. İnsan o romanları okurken kitabı da kendisini de güzelleştiren bir hüzne gark olur.

//php print_r ($fields); ?>
Tarihi ve insan ilişkilerini bir potada eriten, anlama ve hatırlamayı romanlarının merkezine koyarken doğduğu kent Ferrara’yı da anmadan geçmeyen, hatta neredeyse tüm kitaplarında memleketine yer veren, duygu sömürüsüne yönelmeden İkinci Dünya Savaşı’nın hayatında açtığı gedikleri kurmacayla bütünleyip okura seslenen, hayatta olmayanlar ve ötekileştirilenlerle yüzleşip kendi yaşamıyla bağ kuran
















