Eleştiri Arşivi

Eleştiri // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
Pessoa, o büyük Huzursuzluğun Kitabı’nda, “Düşlerimde günlük hayatı imgelerle süslemeyi, sıradanlığı olağanüstü göstermeyi öğrendim; kuytu köşeleri, ölü eşyaları yalancı bir gülüşle parlatmayı, belki bir teselli olur diye, kendimi anlattığım cümlelere ahenk katmayı,” der. Tuncer Erdem’in yeni kitabı bak, gene o şey’in de bu alıntıyla açılması tesadüf değil elbet.

//php print_r ($fields); ?>
“Çevirmeni ve yayımcısı –eğer böyle bir hakları varsa– bu kitabı Cem Ersavcı’nın aziz hatırasına ithaf eder.” Carlos María Domínguez’in Kâğıt Ev isimli “romancığı” bu ithaf ile başlıyor. Cem Ersavcı’yı geçtiğimiz ağustos ayında bir trafik kazasında kaybettik.

//php print_r ($fields); ?>
Faruk Duman söylemek istediğinin tamamını söylemez, ya da, söyler göründüğünün tam karışıtını ima edebilir. Bildiğimiz sözcükleri bilmediğimiz bir sıraya dizer. İki gözümüzle görsek inanmayacağımız, elimizi uzatsak dokunacağımız coğrafyalar, olaylar, insanlar ve varlıklar çıkarır karşımıza.

//php print_r ($fields); ?>
Usta öykücü deyip geçmek işin kolayı. Bu yazının konusu olacak Mürekkep’i de dahil edersek tam sekiz öykü kitabından bahsediyoruz. Yazarın denemelerinden oluşan kitabını, edebiyat teorisi ve kavramlar üzerine yazdıklarını saymıyorum daha.

//php print_r ($fields); ?>
Sakın bu kitabı (hatta bu yazıyı) tok karnına okumayın, midenizdeki her şey fazla gelebilir! Huzursuz edici Uzak Doğu korku filmlerinden birinde kahraman hep genç kalmak uğruna insan ceninli dumpling yapıp yiyordu (Three Extremes: Dumplings).

//php print_r ($fields); ?>
Hayaller ve düşünceler sonsuzluğa dair olabilir. Bir şeyi düşlemek ya da düşünmek sonsuz gelebilir. Oysa hayat, günlerimiz; hep sınırlı, hep sonlu. İnsan varoluşuna dair her şeyin bir sonu var. Mutlulukların, üzüntülerin, aşkların, tutkuların, alışkanlıkların, hayatın... Marcel Proust oldukça gençken yazdığı öykü kitabında en çok bunu söylüyor sanki: Günler biter, hazlar biter.

//php print_r ($fields); ?>
Bu yazının potansiyel okuyucularının çoğunluğunun doğum tarihi 1980 sonrası olmalı. Bizim kuşağımızın hayatında belirleyici bir rol oynayan 12 Eylül darbesinin onlar için ne ifade ettiğini düşünmeye çalışıyorum. Benim doğumum da hemen 1960 darbesinin ertesinde olduğundan, empati kurabilmek için gençliğimde 1960'ı nasıl düşündüğümü anımsıyorum: Uzak, bilinmeyen, tarihte kalmış bir zaman...

//php print_r ($fields); ?>
Bazen gitmek ve bir süre yaşamak istediğiniz uzak, başka bir yerin size böyle bir davet yollamasının nedeni nedir; basit düşünmeyi ilke edinmiş olanlar, çeşit çeşit “bahane” sayacaklardır: İklimi, tarihi dokusu, eğlence merkezi veya doğaya yakın olması yahut sakinliği yahut kültürel zenginliği vesaire vesaire.

//php print_r ($fields); ?>
Anneannesinin Ermeni olduğu gerçeğini yıllar sonra öğrenen avukat Fethiye Çetin, bu gerçek yaşam öyküsü üzerine kurduğu anlatısı Anneannem’de, anneannesi Seher’in –asıl adıyla Heranuş’un- torunlarına anlattığı bir Ermeni masalını aktarır.

//php print_r ($fields); ?>
Hayatın büyük bir boşluk olduğu hissi, insanın kendini kendiyle karşı karşıya getirdiği en büyük imtihanı olmalı. Hal böyle olunca neye ihtiyaç duyuyorsak, cevaplarımızın içini onunla doldurmak mümkün. Tanrının işaretlerini aramak, hazzın tadını çıkarmak, zengin olmak, aşkı ya da komployu tasarlamak…















