Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Kurt Puslu Havayı Sever: Kurtların Saati




Toplam oy: 135
Kurtların Saati, bir solukta okunan tertemiz bir polisiye. Kitabın sonu ise okuyucuyu ters köşeye yatıran cinsten. Üstelik mantıklı sebeplerle bu sonu hem kolayca kabul ediyor hem de hayretimizi gizleyemiyoruz.

İskandinavya denilince insanın aklına pek çok şey gelir elbette. Artık bu çağrışımlar dizisine gönül rahatlığı ile eklenecek bir kavram daha var; İskandinav polisiyesi. İsveçli Hakan Nesser, İskandinav polisiyesinin dünya çapında on üç milyon satmış, başarılı yazarlarından. Ülkesinde epey yaygın kullanılan 'Håkan' ismi bizle alakasız; fakat İsveççe ve Türkçe arasında benzerlik olduğu iddiaları yok değil.

 

İmza attığı otuza yakın kitap, yirmi beşten fazla dile çevrilmiş. Bir süre ortaokul öğretmenliği yapan yazarın bu metne konu olan kitabı, o dönemlerden izler taşıyor olabilir zira hikâyedeki soruşturmanın bir kısmı bir okulda geçiyor ve maktuller de öğretmen. Nesser’in 1993’te kaleme aldığı Kurtların Saati (Mind’s Eye) ülkemiz okurlarıyla 2019’da Indie Yayınevi vasıtasıyla buluşmuş. Nesser, Müfettiş Van Veeteren serisinin ilk kitabı olan bu eseri takiben, aynı kahramanın başrolde olduğu dokuz kitap daha yazmış.


Bir cinayet işlenir… Bir tane daha…

Tarih öğretmeni Janek Mitter, zil zurna sarhoş bir gecenin sabahına gözlerini güç bela araladığında karısı Eva Ringmar’ı küvette boğulmuş olarak bulur. Geceye dair dişe dokunur bir şey hatırlamak şöyle dursun, kendi adını dahi zor anımsamaktadır. Eva, Janek’in okulunda işe başladığında iki sene önce tanışmışlar, altı ay önce ise kendilerini bir ilişkinin içerisinde bulup ani bir kararla evlenmişlerdir. Karısının geçmişine dair bildikleri sınırlıdır. Eva’nın pek de sağlam olmayan ruh halinin ise, ilk evliliğinden olan çocuğunun vefatından yadigâr kaldığını düşünmektedir. Fakat kendi psikolojisi de doğrusu çok sağlıklı değildir.
Avukat Rüger, romanın ilk kısımlarında davaya müdahil olarak Janek’e sorduğu sorularla karakteri tanımamıza ve olayı anlamamıza yardımcı oluyor. Bu hikâyenin esas yıldızı ise müfettiş Van Veeteren. Roman, yazarın oluşturduğu hayali bir şehir olan Maardam’da geçiyor. Haliyle şehrin bir polis departmanı ve burada Van Veerteren’in soruşturmayı beraber yürüttüğü polis arkadaşları var. Hikâyenin başında tıpkı polis gibi okur da Mitter’den şüpheleniyor. Deliller toplanıyor, tanıklar dinleniyor, jüri oy kullanıyor ve neticede mahkeme Mitter’i karısını öldürmek suçundan cezaya mahkûm ediyor. Talihsiz adam ise yapılan tetkiklerin ardından cezaevine değil, akıl hastasına gönderiliyor. Janek Mitter tedavi gördüğü hastanede, odasında ve dahi yatağında, defalarca bıçaklanmak suretiyle öldürülmüştür.
Bu aşamadan sonra soruşturma derinleşir ve müfettiş Veerteren sazı eline alır. İlk kurban Eva’nın yaşlı annesinden eski arkadaşlarına, pek çok kişiyle görüşüp ipucu arar. Katilin aynı kişi olduğuna şüphe yoktur. Daha vahimi ise akıl hastanesindeki Mitter’in karısının öldürüldüğü geceye dair zihninin berraklaşarak nihayet bir takım detaylar hatırlaması ve bunu katile bildirmesi sonucu öldürülmüş olma ihtimalinin bir hayli kuvvetli oluşudur. Karısını ve kendisini öldürecek katili o gece görmüştür. Hastaneden ona ulaşmasının tek yolu mektup yollamaktır.
Kurtların Saati, bir solukta okunan, sürükleyici, okuyucuyu yoran ve boğan detaylardan arındırılmış, tertemiz bir polisiye. Dili son derece akıcı. Tek eleştirim, yazarın oluşturduğu karakterlere şahsiyet kazandırmak için başvurduğu küçük detaylar biraz eğreti durmuş. Kitabın sonu ise okuyucuyu ters köşeye yatıran cinsten. Üstelik gayet doğal ve mantıklı sebeplerle bu sonu hem kolayca kabul ediyor hem de hayretimizi gizleyemiyoruz. Takdire şayan. Kurtların Saati Hakan Nesser’in okuduğum ilk romanıydı, ancak son kitabı olmayacak.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Günlük yaşantıdaki kurallar çoğu zaman, yazılan eserler için de geçerlidir. Zorla gerçekleşen, kendine biçilen rolden fazlası istenen veya aşırıya kaçan her şey güzelliğini yitirir. Şair Eyyüp Akyüz, son kitabı Eskiden Buralar’da, adeta bu bilginin ışığında şiirlerini uzun tutmadan bitiriyor ve akılda kalan mısraları bize yadigâr kalıyor.

 

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.