
Öykü Arşivi

Öykü // En çok okunanlar
//php print_r ($fields); ?>
Karanlık gizleri ayaklandırmak değildi niyetim. Mankafa Hayri’yi doğramak gerekti, doğradım.
Et tek sıra halinde dizilmişti midemden gırtlağıma dek. Bir lokma yiyecek halim kalmamıştı. Yer açmak için kusmalıydım. Şöyle bir kımıldar gibi olmamla oturduğum yere göz dikenler fırlayıp bittiler önümde.

//php print_r ($fields); ?>
İkindi sıcağını bir iki birayla geçiştirenlerle bizim farkımız en çok akşam yemeği saatlerinde belli oluyor. Onlar birer ikişer gülümseyerek, bizimkiler bıyıklarının altında ince bir ayrılık acısıyla giderken ben etrafta kalanları kolaçan ediyorum. Belki gülen gözleriyle neşeli sohbet erbapları bulur da sıkıntımı biraz dindirebilirim.

//php print_r ($fields); ?>
Onu öldürdüler. Ben gördüm! Her şey bir sabah vakti başladı. Ama neden?
Adı tam olarak neydi? Nasıl da unuttum. Yine de aklımın bir köşesinde bazı imler, simgeler; harfler ve sözcükler duruyor. Onları birleştirmeye çalışıyorum belleğimi zorlayarak, bir rüya görmüşüm de unutmuşum sanki, uyanınca onları anımsayıp birleştirmeye çalışıyormuşum gibi duygular içindeyim.

//php print_r ($fields); ?>
Günlerdir, aynı rüyanın pençesinden kurtarmaya çalışıyorum kendimi. Bilinçaltım gerçeğin üstüne yatıp binlerce yanılsamayla selamlıyor beni. Korkuyorum.

//php print_r ($fields); ?>
O karavan yıllarca orada durdu. Artık sadece kente yeni gelenlerin kafasını çevirip baktığı eski, bakımsız görüntüsüyle bir hurda mezarlığı hissi veriyordu. Bunu şimdi anlıyorum. Bilseydim o zamanlar her şey daha kolay olurdu benim için.

//php print_r ($fields); ?>
Önce umut girdi bu kapıdan içeri. Ürkek, kararsIz. Omuz başında sadık. Yuva sıcaklığı özlemi dolaştı boş odaların duvarlarında. İnsan kokusu sinecek her yana. İğreti değil, sığıntı hiç değil. Geçirilecek günlerin aydınlık hayali vurdu yüzlerine. Kapadılar kapıyı. Geride kaldı sarhoş nefesi, davet bekleyen göz süzmeler. Kadınım, dedi kendinden emin, sonuna kadar kararlı.

//php print_r ($fields); ?>
Cam rendede kayısı eziyorum. Küçük için. On üç aylık. Büyük olan neredeyse üç buçuk yaşında. Koydum televizyonun önüne, transa geçti çocuk. Koymasam daha iyiydi. Kaç yaşında çıkar acaba etkileri bu televizyonun? Meyve püresini küçüğe yedirdikten sonra uyutmaya çalışacağım onu. Yarım saat uğraşacağım uyusun diye, on beş dakika uyuyup uyanacak. Sonra öğle yemeğini hazırlayacağım.

//php print_r ($fields); ?>
Yalnızca çok sevilen bir oğul değil, aynı zamanda iyi ve işe yarayan bir çocuk olmak için, kaykayla Bülbülderesi Caddesi’nden geçip Beğendik Yokuşu’ndan Doğan Telekom’a gidebileceğimi babama ispatladığım gündü verimli bir genç oluşum.

//php print_r ($fields); ?>
Yarımada boyunca arabayla o koydan öbürüne dolaşıp manzarayı seyreder, fotoğraf çekerken kayboldum. İnce asfalt yollardan geçtim, bir oraya saptım, bir buraya, ana yolu tekrar bulamadım. Zaman aktı, öğle geçti, gün inmeye başladı. Yol sorayım diye bakındıysam da ne bir restoran gördüm, ne benzin istasyonu. Karşıma toprak bir yol çıkınca, ucunda bir köy ya da kasaba vardır, dedim kendime.

//php print_r ($fields); ?>
I
Sadece mahalle arkadaşım Ümit’e anlatıyorum her şeyi. Güvercin besliyor Ümit. Kümesteki kuşları gösteriyor bana. Taklacıymış bunlar, beyaz mardin, arap mardin, bingo da varmış. Ümit kaptırdığı güvercinler için atmacalara, “şerefsizler” diye sövüyor, sonra bana dönüp:
“Salaksın oğlum sen,” diyor.
