Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Fikri Sabit

Fikri Sabit

“Ben”den daha kötü bir “ben” vardır...



Toplam oy: 14
Mario Giordano
Sel Yayıncılık
"Deney"i okumak zor. Yo, sorun kurguda ya da yazarın dilinin akıcı olmamasında değil. Sorun yazarın okurunu kendi türünü dehşete mahkum eden insanlık gerçeğiyle yüzleşmek zorunda bırakması.

Dostoyevski, Sibirya’da esir tutulduğu dört yılın, içinde insanlığın geleceğine dair büyük bir iyimserlik uyandırdığını söyler. Çünkü ona göre, insan bir hapishanenin dehşetini yenebiliyorsa, her şeye katlanabilecek bir varlık olmalıdır. Büyük yazar doğru söylemiş ama burada önemli bir şeyi göz ardı etmiş gibi: Bir hapishanenin dehşetini yaratan ve kendi türünü o dehşete mahkum eden insanlık gerçeğini...

 

Mario Giordano’nun “Deney” adlı romanını okumak zor. Yo, sorun kurguda ya da yazarın dilinin akıcı olmamasında değil. Sorun yazarın bu insanlık gerçeğiyle okurunu yüzleşmek zorunda bırakması. En fenası ise Giardano’nun romanı tamamen gerçek bir deneyden yola çıkarak kaleme alması… 1972 yılında Stanford Üniversite’sinde gerçekleştirilen meşhur Zimbardo deneyinden söz ediyorum. Hapishane ortamının insan psikolojisine etkisini araştırmak için yapılan ve altıncı gününde her şey kontrolden çıktığı için bitirilmek zorunda kalınan Zimbardo deneyini edebiyata taşımış “Deney” adlı romanıyla Mario Giordano. Söz konusu deneyin iki kere de sinemaya uyarlandığı düşünülürse gerçeğin hikayeye yatkın etkileyiciliğinin de altını çizmiş olurum, sanırım.

 

Amaç, “Kurgulanmış hapishanede özörgütlenme ve sosyal dinamikler” adlı bir tezin doğrulanmasıdır. Prof.Dr. Claus P. Thon ve ekibi savunma bakanlığının da desteğini alarak gönüllü deneklerin katılımıyla bir hapishane simülasyonu kurup değişen davranış biçimlerini gözlemlemeye başlarlar. 21 normal, son derece sıradan, şiddet eğilimi taşımayan, ruhen ve fiziken sağlıklı erkek, rasgele bir şekilde mahkum ve gardiyan olarak ikiye ayrılırlar. Ve kıyamet kopar. Gerçekle simülasyon arasındaki o ince çizgi kısa sürede siliniverir çünkü. Ele geçirdikleri iktidar duygusuyla gardiyan rolü yapan denekler gardiyanlardan daha gardiyan olurken, eziklik duygusunun altında ezilmeye başlayan mahkumlar, pasif, içe kapalı ve özgüveni sarsılmış bir hale gelirler çünkü. Güç, öfke ve şiddet kim olurlarsa olsunlar denekleri içine almıştır.  

 

 
Giordano deneye katılan denekleri tek tek ele almak yerine içlerinden sembolik kahramanlar seçerek hikayesini anlatmayı tercih etmiş. Romanın kahramanı İran asıllı Tarek Faht, bir gazeteci. Peşinde koştuğu bir haberde şahit olduğu şiddet görüntüleri işinden uzaklaşmasına yol açmıştır. Ancak şimdi iyi bir hikaye kokusu aldığı bu deneye katılarak mesleğine geri dönmeye kararlıdır. Aldığı koku aslında fazlasıyla etkileyici bir hikayenin kokusudur ya, bu oyunda oynayacağı mahkum rolüyle bunu sarsıcı bir şekilde deneyimleyeceğini aklına getirmez elbette: Tıraş edilmiş saçlar, elleri arkasından bağlı bir köpek gibi yemek yemek, yıkanamamak, konuşamamak, yazamamak, şiddetli taciz, karanlık hücre hapsi ve diğerleri...

 

Deneyde, gardiyanların takma adları ve mahkumların numaraları vardır. Kimsenin gerçek adı söylenmez. Psikolojik olarak benlik duygusunun kaybedilmesi, kaybedilmiş benliklerin ise pek çok akıl almaz şeyi yapabilecekleri gerçeği. Sorgusuz sualsiz itaat gibi… Tabii madalyonun diğer yüzü daha da sarsıcı. Gardiyanlar, ellerine verilen iktidarı o kadar kısa süre içinde benimseyip şiddete çeviriyorlar ki… Sarsılmamak imkansız, yazar bunu romanda asıl mesleği şarkıcılık olan, yumuşak başlı Eckert’in hızla canavara dönüşmesinde veriyor en açık şekilde. Elvis kopyası şarkıcı tecavüzden adam öldürmeye dek vardırıyor işi...

 

Teknik olarak birkaç sorun barındırsa da (Tarek’le Dora’nın bir anda gelişen aşkının olayların çözümüne yeterince hizmet etmemesi, olayların inandırıcılığı sarsacak derecede hızlı gelişmesi ve romanın yan hikayesi olarak ilerleyen Tarek’in haber konusunun zayıflığı… gibi); insan denen varlığın, içinde bulunduğu topluluğa ayak uydurmak ve şartlara göre karakterini keskinleştirmek konusundaki olağanüstü becerisini vurgulayan “Deney”, evrim biliminin temel tezini bir kez daha hatırlatıyor bana ister istemez: Uyumlu olan yaşamına devam eder… Bu “uyum”un içini dolduran ne olursa olsun...  

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Fikri Sabit Yazıları

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Roman eleştirisi yeterince okunmazken eleştiri üstüne eleştiri kim için olur ki? Bu benim sorum değil, edebiyat eleştirimizin usta isimlerinden Semih Gümüş’ün. Sorunun cevabı ondan geliyor yine: “Eleştirinin kendisi için elbette. Orada yaratıcılıkla düşüncenin derinliği, dünyanın merkezindeki potada erimektedir. O olmazsa edebiyatı ekseninde tutmak olanaksızlaşır.

Elimde üç Tanpınar kitabı, birini alıp birini bırakıyorum, sonra yine tekrar… Kapı Yayınları hemen hemen aynı anda çıkarmış bu üç incelemeyi. Bir Tanpınar Kitaplığı kurma isteğiyle… Handan İnci’nin Tanpınar Zamanı-Son Bakışlar, Besim F. Dellaloğlu’nun Modernleşmenin Zihniyet Dünyası-Bir Tanpınar Fetişizmi ve İbrahim Şahin’in Haz ve Günah-Bir Tanpınar Yorumu...

Semptomları aktardım: Her on dakikada bir yüreğin içine dolan, göğsün üstüne oturan ve sonsuza dek sürecek bir beyhudeliğe salan bir sıkıntı hali, boşluk ya da çok ama çok doluluk hissi… Teşhisi koyan ise annem: Fenalık geçiriyorsun…

Geçtiğimiz aylarda Kültür Bakanlığı sinema için verilen destek fonunu daha çok aile değerlerini ön plana çıkaran filmlere ayıracağına dair bir açıklama yapmıştı. Bilenler bilirler, bakanlığın verdiği destek bir filmi çekmek için yeterli değildir ama sinemacılar için hayati bir değeri vardır.

 

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun