Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

			

Üye Eleştirileri


Üye Eleştirileri

Bazen Katiller Kurbanlarından Daha Ölüdür

Ahmet Ümit
Everest Yayınları

'Hatıra' sözcüğü hep tek yumurta ikizi 'Hüzün'le gelir insanın aklına. Öyle ki, ne kadar hoş, ne kadar eğlenceli anlarınızı hatrınıza getirirseniz getirin, attığınız en şiddetli kahkahaların ardından çöküverir o hüzün üzerinize. Bir daha o günlere dönemeyecek olmanın hüznü. 'İstanbul Hatırası' da tam böyle bir kitap. Her bölümde İstanbul'a ait bir hatıra dilleniyor, binlerce yıl öncesinden gelse, siz o anları yaşamamış olsanız bile, İstanbul'la birlikte hüzünleniyorsunuz siz de. Ötesi düşünülmeden bir anda yerle bir edilivermiş, sayısız insanın belleğinde sayısız anılarla yer etmiş, insanlar için yapılmış ama insanlarca katledilmiş onlarca yapı. Hatırlayanları da en az o güzellikler kadar toprağa gömülü, sadece tarih kitaplarının sararmış sayfalarında yaşamaya çalışan güzellikler...

Kitap İstanbul'a yeniden hak ettiği ilgiyi sunmak için yazılmış belki. Her devirde örselenmiş, ezilmiş, ama yine ayakta kalmayı başarabilmiş bir şehre. Belki de şehirden çok o şehri ayakta tutmayı her koşulda başarabilmiş kıymet bilir sakinlerine.

Ahmet Ümit yine beni şaşırtmıyor, şaşırmamaktan dolayı hiç yerinmiyorum, hatta memnunum bile. Biz okurlarına vaat ettiği içi boş aksiyonlarla tırnak yedirtmek değil, suçlunun tarafından da bakabilmemizi sağlayacak detaylara inmek. Sonuç itibarıyle, hayatta herşeyin bir sebebi yok mudur? İnsan sadece kötü kalpliliğinden mi kötülük yapar, onu da kışkırtan, başka çaresi kalmadığını düşündürten koşullar değil midir? Suçluyu suça götüren sebepleri anlamaya çalışmak o suçu hafifletmez elbette, ya da suçu meşrulaştırmaz. Ama bazen kurbanlar daha suçlu olmaz mı katillerinden? Bir anlamda onları cinayet işlemeye götüren cinnetin sorumlusu olmazlar mı? Öldürülmüş olmaları onları günahlarından arındırır mı? Ya katiller, cinayet işleyerek kurban olmaktan kurtulmuş olurlar mı, yoksa asıl kurban hala onlar mıdır? Kitabın son sayfasını okuyup kapağını kapattığınızda aklınızda dönüp duran sorular işte bunlar. Asıl kurban hangisi, ölen mi, yoksa öldüren mi?

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Üye Eleştirileri Yazıları

Roman hakkında bir şeyler yazmak gerektiğinde “bizde” izlenen usul, çoğunlukla yazarın dünyası ve kendisi hakkında oluşmuş genel kanaat üzerinde kanat çırpmayı gerektirmeyen bir uçuşla yazarla (ya da politik olarak mahkum edilmiş bir yazarsa “çoğunlukla”) aynı gökyüzünü paylaştığı izlenimi veren satırlar arasında süzülmektir. Ne de olsa böyle bir usulde romanı okumak da gerekmez.

Kitabın ismindeki aşkı görünce hem ilgimi çekmiş hem de romantik bir şeyler okuyacağımı düşünmüştüm. Ama kitabı okumaya başlayınca hiç de öyle olmadığını görüp, bir günde okuyup bitirdim. Çok az kitapta yaşadığım o nefessiz kalmayı yaşadım. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza´sında ki çarpıcılığı hissettim. Tam evet tam bir aşk romanı! Aşkı en çarpıcı ve vurucu biçimde anlatmış.

Felsefe devrimsel değil birikimsel bir süreçtir ancak bu birikimli yapının bazı devrimcileri vardır. Marquis de Sade işte bu devrimci filozoflardan biridir, hatta en başta gelenlerindendir, çünkü de Sade dokunulması en güç şeye dokunmuştur, en büyük tabuyu devirmiştir.

Christopher Priest’ın bol ödüllü fakat ülkemizde ancak film uyarlaması ile adını duyurabilmiş ve hala daha pek de okunmamış romanı bizi eğlencenin kanlı canlı olduğu zamanlara götürüyor.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.