Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Aşırı Naif Öyküler




Toplam oy: 105
Mutlu Kemikler, Kaan Burak Şen’in üçüncü kitabı. Şen, üçüncü kitabında da absürdün sınırlarında dolaşıyor, yine de gerçekle bağını asla koparmıyor. Şen, bu öykülerde, işine yaradığı ölçüde janrı büküyor ve kendine yeni bir alan açma gayesi taşıyor. Absürt neredeyse oraya götürüyor karakterini ve öyküler içinde sadece ‘eğlenmek’ istiyor.

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Sahte peygamberlere kroşe
2000’li yılların başında, ABD’de bir edebiyat akımı başlatamayacak kadar küçük bir grup -çoğu genç yazarlardan oluşuyordu- kitaplar-öyküler yazmaya başladılar ve yazdıkları bizarro fiction olarak anılmaya başladı. Carlton Mellick III, Sam Pink, David Wong, Andre Duza gibi isimler bu janrda eserler üretmeye başladılar. Şöyle tanımlanıyordu bizarro fiction: tıpkı kimi kült filmler gibi bizarro da bazen gerçeküstü, bazen saçma, bazen kanlı, yer yer erotik olabilir. Sadece tuhaf olması yetmez ama bu türden bir kurmacanın, aynı zamanda tahrik edici ve tabii ki en önemlisi, eğlenceli de olmak zorundadır. Gerçeklikle teması kimi zaman bir çizgi filmdeki kadar ‘karton’ olabilir, yeri geldiğinde sahnede aniden bir yaratık belirip herkesi öldürebilir. David Lynch tarafından yönetilen bir anime olarak görenler de olur bizarro fiction’ı; kilit noktası, her daim şaşırtması ve güldürmesidir, aslına bakılırsa.
Kaan Burak Şen’in Mutlu Kemikler’ini okuduğumda, aklıma bu türden eser veren ABD’li genç yazarlar geldi. Diziler yazan, belgesel çektiğini de bildiğim Şen, Mutlu Kemikler’deki öykülerde, işine yaradığı ölçüde janrı büküyor ve kendine yeni bir alan açma gayesi taşıyor. Peki, işine yaraması ne anlama geliyor olabilir? Şen’in öykülerinde dikkatimi çeken şey kestirilemez oluşuydu. Şen, absürt neredeyse oraya götürüyor karakterini ve öyküler içinde sadece ‘eğlenmek’ istiyor. Gerçekçi bir yere oturup oturmaması, okuru kandırıp kandırmaması, hatta öykünün başladığı ve bittiği yer… Bunlar yazar için önemli değil gibi duruyor; tek bir amacı var, okurda iyi ya da kötü, güçlü bir duygu uyandırmak. Okuru provoke etmek istiyor ve bunu başarmak için karakterlerinin hepsini zaman ve mekânda birer flanöre çeviriyor.
Örnekleyelim… Bol pantolon ve tişört giymekten beden ölçülerini unutan, artık torunlarından dahi utanmaya başlamış repçi bir dede, camiye gidip cuma hutbesini okuyor, derken TikTok videoları çekiyor; dramı da var, bakkala birikmiş borcu dağları aşmış. Bir öyküde, puta tapanları dövmek için karakterimiz kendini zamanda geriye yolluyor ve sahte peygamberlere kroşeleriyle gereken dersi veriyor. Başka bir öyküde, ozan replikası kahramanımız, köy köy dolaşıp okuma yazma bilmeyen insanlar için intihar mektupları kaleme alıyor… Kaan Burak Şen’in öyküleriyle ilgili tüm ipuçları, bu paragraftan anlaşılabiliyor aslında: Olabildiğince absürt, eğlenceli, gerçeküstücü.
Nerede mizah varsa oraya
Bu sebeple, öykülerin nerede başlayıp nerede biteceğini kestiremeyebiliyorsunuz. Sanki kahramanları yaratıyor yazar da ortaya bir yere salıyor gibi; nerede mizah varsa oraya doğru yol alıyorlar, Karadeniz şivesiyle başlayan öykü, aniden yüzlerce yıl geride, Mekke’de bitebiliyor.
Bir şeyi de atlamamak lazım: Öykülerin hemenhiçbirinde, aşırı kötü karakterler yok. Bu yönüyle “naif öyküler” olarak adlandırılabilir bu öyküler. Aslına bakılırsa, ABD’deki çağdaşlarından Şen’i ayıran biraz da bu; yazar her ne kadar okuru provoke etmeye çalışsa da, o naifliğini bırakmıyor; biraz acıyor gibi okura – öyküleri mutlu bir duyguyla bitirmeyi seviyor. Yer yer haksız bir durum karşısında olayı çözmek için gayret ediyor mesela ve öyküler adil bir duyguyla bitsin de istiyor. Bu da haliyle öyküleri daha Türkiyeli, daha “buradan” kılıyor diyebiliriz. Hülasa, Mutlu Kemikler, aşırı naif öykülerden oluşan, absürt hikâyeler toplamı.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Yazının başlığı da methiye cephesini epeyce açığa çıkarıyor ama en sonda ulaşmam gereken yargıyı en başa taşıyarak atayım ilk adımı: Türkçe yazılan ya da Türkçeye çevrilen kalburüstü bütün tarihî romanları okuduğunu varsayan, kendisi de az çok ilgi görmüş hacimli üç örnekle bu alana katkıda bulunan biri olarak, bugüne dek Moğol Kurdu’ndan daha iyisine rastlamadım.

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.