Şahane Bir Kitap Arşivi

Şahane Bir Kitap
//php print_r ($fields); ?>
Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma. 1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

//php print_r ($fields); ?>
“Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı bir üçgen biçimindedir. İki yanı deniz tarafından çevrelenir ve korunur, üçüncüsü ise Rum imparatorların hakimiyetinde inşa edilmiş olan ve şehre karadan girişi engelleyen çift sıra bir sur ile kuşatılmıştır. Sur içinde, birbirine bitişik yedi tepe üzerine inşa edilmiş binlerce ev bir amfitiyatro gibi yükselir.

//php print_r ($fields); ?>
İnsan niye yaşar? Soyunu devam ettirmek için mi? Adına dünya dediğimiz maddi evrenin yasalarınca hayatta kalmak, bu çerçevede ilerlemek, yükselmek için mi? Yoksa sırra ermek için mi? Eğer öyleyse sır nedir? Bu soruya cevap vermek öyle güç ki, Bosnevi’nin 19.yy’da dediğine geliveririz hemen: “Sırrım sır olmuştur sırrım bilince”.

//php print_r ($fields); ?>
Psikanalist, şair ve bir cantadora (Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kimse) Calarissa P.Estés. Onu tüm dünyada olduğu gibi biz Türk okurları da muhteşem çalışması “Kurtlarla Koşan Kadınlar” ile tanıyoruz.

//php print_r ($fields); ?>
Kahraman mitinin peşinde koşar fantastik edebiyat, insanı insan yapan boşlukların, çatlakların içine sızmaya, oradan da yaşamı var eden temiz ve yüce bir şeyler çıkartmaya çalışır. Olağanüstünü, maddesel gerçekler gibi sağduyuyla kabullenir, içinde eritir. Ortaya çıkan, büyü dediğimiz şeydir.

//php print_r ($fields); ?>
“Parlak başarılar, kahramanlıklar veya soylu fedakarlıkların öyküsü değil bu. Kör topal tökezlemelerin ve rasgele keşiflerin, karanlıkta el yordamıyla yol bulmaların ve ışığı reddetmelerin öyküsü. Cehalet yandaşlığının ve önyargıların, geleneğe bağlılık nedeniyle doğru muhakemenin gölgelenişinin ve aklın uzun süre geleneklerin kölesi oluşunun öyküsü.

//php print_r ($fields); ?>
Aptülkadir Elçioğlu… Bu ismi söylemem birçoğumuz için bir anlam ifade etmeyecektir belki, ancak Aptülika desem… İşte o zaman her şey değişir… Zira Türkiye’nin mizah kültürü içinde bir mihenk taşıdır bu nev-i şahsına münhasır isim. Gırgır dergisinde çizmeye başladığı “Grup Perişan” ile hayatımıza girdiğinde yıl 1987’diydi.

//php print_r ($fields); ?>
Tanıştırayım, adı Hella S. Haasse, Hollanda edebiyatının Büyük Hanımefendisi. Ya da bazılarının dediği gibi yazarların kraliçesi. Sağlığında nice ödüller almış, iyi edebiyat yaparak da çok tanınıp iyi kazanılabileceğinin nadide örneklerinden olmuş bir yazar.

//php print_r ($fields); ?>
Hakikatin özü nerede? Kaynağı belirsiz düşlerimizde, bilinçaltımızın bilinçsizliğinde mi; kaderi şahsi bir trajediye dönüştüren mekanlarda mı, binlerce yılın kalıntılarını emen, sokaklarına, evlerinin temellerine karan şehirde mi; yoksa çocukluğumuzda, çocukluğun da gerisinde ötesinde diplerinde mi? Hakikatin bulunduğu yerde mi durur peki zaman?

//php print_r ($fields); ?>
Adı “Sinek Isırıklarının Müellifi”. Hiç acıtmayan, bizi durdurmayan, hayatımızı sekteye uğratmayan ama işte hep orada, varlığını hep hatırlatan, hafif ama sinsi bir ısrarcılıkla yerinde duran şeyler, sinek ısırıkları… Aslında Barış Bıçakçı sadece bu romanında değil, kaleme aldığı diğer romanlarda da sinek ısırıklarının yazarı olmaktan mustarip.












.jpg)
Facebook
FriendFeed
Twitter
RSS